• $9,6153
  • €11,2367
  • 553.564
  • 1479.93
2 Ağustos 2015 Pazar

Doğu’nun Yeni Yolu...

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Çin gezisi, belki de, yakın tarihimizin en başarılı ve stratejik diplomatik girişimi oldu. Ayrıca Cumhurbaşkanı Çin ve Endonezya’da iken gelen mesajlar, hem içinde bulunduğumuz siyasi atmosferi hem de bundan sonrasının dinamiklerini bize anlattı. Daha önce de yazmıştık ama tekrar edelim; Çin’in Xi Jinping ile başlattığı yeni dönem yalnız Çin için yeni bir dönem değildir, önce Asya sonra da tüm dünya için yeni bir dönemdir. Çin’in bu projeye verdiği isim “Bir Kuşak Bir Yol…” Yaklaşık 2 bin yıl önce Çin’den başlayıp Kazakistan, Özbekistan, Rusya, Türkiye, Yunanistan üzerinden Avrupa’nın içine giden bu yol şimdi orta ve güney koridorları ile de güncelleniyor. Yalnız tam şimdi bu yeni yol, aynı zamanda, yeni bir ekonomik ve siyasi paradigmayı da inşa edecek gibi görünüyor. Şunu söyleyebiliriz; bu ticari aks için paylaşım savaşı başladı bile...

Türkiye’nin 2013 yılından beri bütün başına gelenler, bize göre, bu paylaşım savaşının yansımalarıdır. Cumhurbaşkanı Erdoğan Çin’e gitmeden önce ve Çin’e gittikten sonra İran’dan ve diğer Batı ülkelerinden hatta İsrail’den gelen açıklamalara bakın… Bu açıklamalar çok şeyi anlatır; İran’ın neredeyse PKK terörünü destekleyen açıklamaları, İsrail’in “yumuşama” sinyalleri vermesi ve nihayet Rusya’nın, Türk Akımı’nın önünü açmak için, Türkiye’ye verdiği doğalgaz fiyatlarını düşüreceğini açıklaması…

Asya’nın geleceği ve Türkiye…

Asya hisse senetleri düşüyor, çünkü Çin’in imalat sanayi verisi kötü geldi. Tayland ve G. Kore eski formunda değil…’ Bunları geçelim, birileri Çin’in yeni gelen imalat sanayi verisinden çok, yeni devlet başkanı Xi Jinping’in, Deng’ten sonra, yapacağı en büyük değişimden hoşlanmıyor ve Çin’den başlayarak Asya’dan çıkışı körüklüyor. Xi Jinping için şunu söyleyebiliriz; Xi, Mao’nun değil ama Deng’in başarılı bir devamıdır. Bu açıdan yeni Çin devriminin de öncüsüdür.
Xi Jinping’in, şu sıra küresel finans oligarşisinin Türkiye ile birlikte kırılgan beşliye dahil ettiği Endonezya’da, iki yıl önce düzenlenen Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği Örgütü’nün (APEC) toplantısında yaptığı konuşmanın başlığı; ‘Reform, dışa açılma ve Asya’nın geleceği’ idi. Xi, burada Asya’nın yeni bir büyüme yolu açmasının zamanı geldiğine işaret ederek, bölgesel birliklerin (ekonomilerin) ortaklaşa teknoloji geliştirmesi gerektiğini vurgulamış ve büyük Asya entegrasyonunu işaret etmişti. Bu açıdan Xi, Türkiye’nin Çin’in planladığı yeni küresel paradigma değişimindeki yerini biliyor ve burada Türkiye’ye hem İran hem de Rusya’dan daha fazla rol biçiyor. Ama zaten Rusya’nın Çin’in tarihindeki en büyük siyasi ve ekonomik rakibi olduğunun altını da çizelim. Bütün bir soğuk savaş döneminde ÇKP’nin nihai tercihi Sovyetler olmamıştır; çok sıkıştığında Sovyetler karşısında ÇKP, her zaman, ABD’yi desteklemiştir.

ABD’nin iki büyük korkusu…

Bugün ABD’nin iki büyük korkusu vardır; birincisi Çin’in Pasifik’in sınırlarını aşarak, geliştirdiği teknolojiyi ve elindeki büyük sermaye gücünü-sistematik bir şekilde- ihraç etmesi. Ki bu, Xi ile başlamıştır… İkincisi ise Çin’in dolar rezervlerini, hızlı bir şekilde eritmeye başlaması… Ancak ABD biliyor ki, bu ikinci büyük korkusu, ancak Çin’in dışa taşarak yeni bir dünyanın adımlarını atması ve dolar dışında yeni bir ticari çevrim oluşturmaya başlaması ile mümkün olur. İşte ABD’nin, birbirine bağlı, bu iki büyük korkusunun gerçekleşmeye başladığının ilk ve en stratejik işaretlerinden birisi, Xi Jinping’in 'Yeni İpek Yolu Projesi'dir.
Çin gezisinde bizim bütün bu söylediklerimizi sembolik olarak anlatan bir ilk yaşandı. Xi Jinping, DEİK’in düzenlediği iş forumuna katıldı. Bu, sembolik ama çok önemli jest, hiç şüphesiz Çin ve Türkiye ekonomik ilişkileri için yeni bir dönemi anlatıyor.

Kolay değil ama olacak!...

Peki Türkiye, bu projenin, aynı zamanda, bir küresel paradigma değişimi olduğunu fark edip gereken adımları attımı? Bu konuda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hem Başbakan iken hem de şimdi ısrarla sürdürdüğü çizginin bu dinamikle örtüştüğünü söyleyebiliriz. Türkiye’nin son on yılda yaptıkları tartışmasız ortadadır.
Şimdi siz bütün bunlara, 2013 yılında yapılan enerji anlaşmalarını, Hazar’dan, Musul’a kadar hattta İran’a ve Doğu Akdeniz’e (İsrail-Gazze açıkları) kadar, Güney Gaz Koridoru ile temel stratejik enerji bölgelerinin denetimi ‘sorunsalını’ ekleyin… Yetmiyor; Marmaray’la ve şu Kanal İstanbul projesiyle Lozan’ı hadi geçin, 1936’da Sovyet korkusuyla yapılan Montreux’nün bile yerle bir edilmesini ve bu yolla güney enerji koridoru dışında güney ticaret geçişlerini-ki bu yeni ipek yoludur ve Pasifik’le, Akdeniz’i dolayısıyla Avrupa’yı birleştirir- Türkiye’nin ele geçirmesi ihtimalini de buraya katın.
Sonra geriye çekilin ve ortaya çıkan manzarayı seyredin; şunu görürsünüz: AB ve ABD’nin ortaya attığı Transatlantik büyük birliğine alternatif Xi Jinping’in Endonezya APEC toplantısında ortaya attığı yeni Asya kalkınması ve entegrasyonu… Ama bitmiyor, bu büyük kalkınma paradigması, AB’yi de kendisine yine Türkiye sayesinde çekiyor.
İçinde bulunduğumuz süreç, beşyüz yıllık paradigmayı bitiriyor, kolay değil…

<p><span style='font-size: 1.6rem;'>Kültür ve  Turizm Bakanlığınca tarihi,  kültürel, mimari, ekonom

Beyoğlu dünya sahnesine çıkıyor

Dünyanın yeraltı kaynakları zengini ülkesi hangisi? Türkiye kaçıncı sırada?

Selimiye Meydanı kazılarında Roma döneminden kalma aile mezarlığı bulundu

Binlerce yıllık oluşum yok olma sürecini yaşıyor