• $8,1672
  • €9,7289
  • 455.347
  • 1369.81
22 Temmuz 2015 Çarşamba

‘Onlar‘ ne istiyor, biz ne istemeliyiz?

Bütün siyasi cinayetlerde, katliamlarda hatta soykırım ve savaşlarda binlerce yıldan beri Romalı düşünür ve devlet adamı Marcus Tullius Cicero’nun şu sorusu sorulur; kimin çıkarına? Yani cui bono... Cicero, bir savaş karşıtı olmasına rağmen savaştan kaçamadı ama savaşların, katliamların gerçek nedenini de bulmaya çalıştı. Bunun için bu anahtar kavramı geliştirdi. Cui bono sözünü bir savunma sırasında söylediği rivayet edilir. Ama bu söz, bir savunmadan ziyade, kanlı siyasi tarih için de, dünden bugüne çok önemli bir yöntem sayılmıştır.

Herhalde, yalnız geçen gün Suruç’ta olan katliam için değil, Türkiye’nin siyasi tarihinde olan bütün katliamlar için şu “kimin çıkarına” sorusunu sormamız gerekir. Suruç katliamının ne amaçla yapıldığını öğrenmek istiyorsanız, dün Türkiye’de “muhalefet” yaptığı iddiasındaki “ana” medyaya bakmamız yeter.

Bu katliam olduktan sonra bunlar neyi istiyorsa bu katliam bunun için yapılmıştır.

Benim dikkatimi çeken en baskın istek, “büyük koalisyon” adı altında bu medyanın, Türkiye için, bir teknokrat hükümet isteğidir. Siyaseti, tam şu sıralar, bu tür katliamlarla ve DEAŞ gibi çetelerle Ortadoğu’yu yeniden dizayn etmeye çalışan güçlere, ekonomiyi de, Türkiye’yi 28 Şubat ekonomisine ve oradan 2001 krizine taşıyan taşeronlara yeniden teslim etmek bu katliamı yapanların ilk hedefidir. Bu katliamı yapanlar, aynı zamanda, şunu da tam olarak söylüyorlar: “Türkiye’yi yeniden bizim kontrolümüze vermezseniz, Irak ve Suriye coğrafyasından farkınız kalmaz.”

Bu anlamda, Suruç katliamı hedeflediği kesim açısından da, yalnız Türkiye’nin doğusunda değil, batısında da, yeni bir kaosun tohumlarını atmaya dönük çok yönlü bir terördür. Türkiye, burada kararlı olmazsa, Suruç tipi nokta hedefli katliamları ilerleyen günlerde de görebiliriz. Hele ipleri, içerideki paralel odaklara bağlı olarak, dışarıda olan, yönü belli olmayan, yamalı bohçaya benzeyen bir hükümet bu terör ortamını daha da yukarı taşıyacaktır.

LATİN AMERİKA- TÜRKİYE...

Ancak bu kuşatmada Türkiye yalnız değil. Aynı süreci Latin Amerika’dan Pasifik Asya’ya kadar bir çok bölge ve ülke yaşıyor. Bilmiyorum şu sıralar Latin Amerika’daki süreci izliyor musunuz? Latin Amerika hükümetleri, belki ülke tarihlerinde ilk defa, halkın siyasi iradesini bir devlet politikasına dönüştürmeye çalışıyor ama bir o kadar da, başları belaya giriyor. Çünkü, tıpkı Türkiye gibi, bu ülkeler, yaklaşık 500 yıllık bir paradigmaya karşı tarihlerinde ilk defa “resmi” bir direniş gösteriyorlar.

Çok sembolik ama bütün bu paradigmanın değişmeye başladığını gösteren önemli bir tören vardı geçen hafta Arjantin’in başkenti Buenos Aires’te...

Arjantin'in başkenti Buenos Aires'te Amerika'yı keşfetmesiyle bilinen ancak yerli halkı köleleştirmesiyle de anılan Kristof Kolomb'un heykelinin yerine Güney Amerika'nın kadın özgürlük savaşçısı Juana Azurduy'un heykeli dikildi. 16 metrelik heykel, Bolivya hükümetinin Arjantin hükümetine hediyesiydi.

Soykırımcı Kristof Kolomb’un izlerinin Latin Amerika’dan silinmeye başlanması çok önemli ve sevindirici bir gelişmedir. Bu, aynı zamanda, birleşik ve sınırların olmadığı yeni bir Latin Amerika’ya adımdır.

Şimdi 21. yüzyılın ilk çeyreğinde bütün Latin Amerika ülkeleri birleşik bir kalkınma yolunu hep birlikte arıyorlar. Bugün Latin Amerika yüzyıllardır yağmalanan kaynaklarına, doğal zenginliklerine ve beşeri sermayesine sahip çıkmaya başladı. Geçmişteki İspanyol hakimiyetinin ve sömürge sisteminin yerini 20. yüzyılda ABD almıştı.

Bütün bir 20. Yüzyıl boyunca Latin Amerika, ABD’ye bağlı askeri yönetimler tarafından talan edildi. Askeri cuntalar, tıpkı 18. ve 19. yüzyıllardaki gibi soykırıma varan katliamlar yaptılar, insan haklarını ve demokrasiyi ayaklar altına aldılar.

Ancak Latin Amerika, tam şimdi, tarihinde ilk defa, birleşik olarak bağımsızlık iradesini devlet ve hükümetler düzeyinde ortaya koyuyor. Daha önceleri muhalif hareketler, sivil toplum ve direniş hareketleri Latin Amerika’da sömürgeleştirme karşısında önemli siyasal damardı; ancak şimdi ilk defa bu siyasal damar hükümetler düzeyine sıçramış durumda. Tıpkı Türkiye gibi... İşte şimdi yapılmak istenen Türkiye’de bunu geriye çevirmektir.

PASİFİK ASYA VE TÜRKİYE...

Bütün bunları, “belki gelecekte olacak olan bir siyasi ütopya” bağlamında anlatmıyorum. Dünyanın güneyinde ve doğusunda çok önemli ve somut gelişmeler oluyor.

Bunun tam şimdilerde en önemli örneklerinden birisi, aralarında Latin Amerika ülkesi Brezilya’nın da bulunduğu BRICS üyesi ülkelerin kurduğu Yeni Kalkınma Bankası’nın( New Development Bank) (NDP) bu hafta faaliyete geçmesidir. NDP’nin faaliyete geçtiği yer ise Çin’in Şanghay kenti. NDP, ilk aşamada, Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’dan oluşan BRICS ülkelerindeki alt yapı ve kalkınma projelerine fon sağlayacak. Böylece bir Bretton Woods kurumu olan Dünya Bankası’nın önemi hatta işlevi Latin Amerika’dan Hindistan’a kadar olan coğrafyada ortadan kalkmış olacak. Ayrıca NDP’yi kesinlikle BRICS ile sınırlı tutmamak gerek; örneğin burada Brezilya’nın varlığı, aynı zamanda, Latin Amerika demek, Çin’in varlığı tüm Pasifik Asya’sı demek. Hindistan’ın varlığı ise Ön Asya coğrafyası anlamına gelir. Öte yandan NDP, kesinlikle Çin’in liderliğinde kurulan ve 57 kurucu ülke üyesi olan Asya Altyapı-Yatırım Bankası (Asian Infrastructure Investment Bank) (AIIB) ayrı değildir. Bu iki kurumda bize Bretton-Woods sisteminin giderek gerilediğini gösteren iki somut adımdır. Üstelik, Çin ve Rusya başta olmak üzere, Latin Amerika ve Asya ülkeleri giderek dolar dışında ticareti öne çıkartacak ikili ticaret anlaşmaları yapıyorlar. Bu ikili ticaret anlaşmaları, öyle görülüyor ki, bir salgın gibi, tüm doğu ve güneyi saracak. Yalnız Çin ve Rusya arasında yapılan enerji anlaşmaları bile size bu konuda çok şeyi anlatır.

TÜRKİYE İÇİN YO AYRIMI...

Çin, Rusya ile geçen yıl, 30 yıllık 400 milyar dolarlık enerji ittifakı ve 284 Milyar dolarlık değerinde doğalgaza odaklanan ikinci bir enerji anlaşması yaptı. Öte yandan Avustralya’dan Çin'e yapılan emtia ihracatının yüzde 85’i oranında gümrük vergisini kaldırma yönünde adım atıldı. Burada Çin ve Rusya ABD doları dışında ticaret öne çıkarmak için yerli para birimleri ile ödemeyi kabul ettiler.

Bize bu tablo çok şeyi anlatıyor; dünyada, Doğu’dan ve Güney’den başlayan yeni bir ticaret ve ekonomi çevrimini kuruluyor. Bu artık kaçınılmazdır. Türkiye için ise soru şudur: Kendi bağımsız iradesi ile bu yeni barışçı kalkınma çevrime güçlü bir ülke olarak mı girecek yoksa, savaş ve terörle boğuşan Batı’nın güdümünde kavruk bir geri kalmış ülke mi olacak? Şimdi hem yukarıdaki “cui bono” kimin çıkarına sorusunu hem de bu soruyu birlikte soralım...

<p>Spor Toto Süper Lig'de Fenerbahçe konuk ettiği Gaziantep FK'yi 3-1 mağlup ederek şampiyonluk yarı

Fenerbahçe-Gaziantep FK Maç Yorumu

Petranboard'u kapan zirveye koştu

Muş'un yüksek kesimleri beyaz örtüyle kaplandı

Kaçak kazıda bulunan Roma dönemine ait 40 eser Çorum Müzesi'nde sergileniyor