• $8,058
  • €9,6752
  • 460.376
  • 1408.14
17 Temmuz 2015 Cuma

Mısır, Yunanistan, İran tamam... Peki Türkiye?

İran ile P5+1 ülkeleri (BM Daimi üyeleri ve Almanya) arasında varılan anlaşma ne anlama geliyor ve bu anlaşma dünyayı nasıl etkileyecek dengeleri nasıl değiştirecek? Bize göre, bu anlaşma yalnız Ortadoğu için değil Avrupa için de yeni bir denge halini anlatıyor. Öncelikle İran meselesinin ya da varılan bu anlaşmanın yalnız İran’ın nükleer silah yapması meselesi olmadığını söyleyelim. Bu anlaşma, Yunanistan krizi ve Yunanistan’a Troyka (AB, ECB ve IMF) tarafından adeta el konulması, Mısır darbesi ve Mısır’da giderek sertleşen Sisi cuntası ve nihayet Rusya ve Türkiye hatta Çin dinamiklerinden ayrı değildir.

Şu nükleer silah konusunda artık herkesin samimi olması gerekir. Bugün yalnız “savunma sanayi” alanında değil, her alanda her ülke, en gelişmiş teknolojiyi kullanabilir, geliştirebilir. Hatta bırakın ülkeleri örgütler, paramiliter yapılar da nükleer silah teknolojisine ulaşabilir. Burada tartışılması gereken ülkelerin nükleer silah üretme kapasitesi değil, sistemin içinde nasıl konumlandığı ve küresel pazardan hangi yöntemle pay almak için uğraştıklarıdır.

İkinci Dünya Savaşı öncesi Almanya burada en çarpıcı tarihsel örnektir. Nazi Almanya’sı iki temel alanda sorun yaşıyordu; birincisi İngiltere, Fransa gibi sömürgeleri yoktu, pazar alanlarına erişemiyordu, ikincisi hızla gelişen ABD gibi zengin maden ve enerji yatakları elinin altında yoktu. Dolayısıyla Almanya, sistem içinde, hiçbir zaman, İngiltere ve Fransa ile rekabet edemeyeceğini biliyordu, hatta hızla arkadan gelen ABD’de onu geride bırakacaktı. Bu durumda, Alman finans-kapitalinin arkasındaki sanayi sermayesinin faşizme dayalı bir yayılmacılıktan başka çaresi yoktu ve bunu yaptı.

1979’DAN BUGÜNE İRAN…

Şimdi İran’a bakalım; İran, 1979’daki “devrim” den beri Ortadoğu’da İsrail’i dengeleyen onun bölgesel terörünü meşrulaştıran ve Irak, Suriye başta olmak üzere, Ortadoğu coğrafyasında teröre dayalı diktatörlükleri ayakta tutan, Hizbullah gibi yapıları yöneten ve Esed rejimi örneğinde görüldüğü gibi, iç savaşların sürmesi için milyarlarca dolar harcayan bir ülke...

İran, bir anlamda hem sistem içinde hem de sistem dışındaydı. Ama İran’ın bu arafta durumu, bir önceki yüzyılda ABD’nin ve Avrupa’nın da tercihi idi. Hatta 1979 devrimi bir Batı prodüksiyonu idi. İran mollaları sistem “dışındaymış” gibi yaparak hem kendi iktidarlarını içeride meşru hale getiriyorlar hem de bölgede el altından denetledikleri rejimlerle yine el altından bir ekonomi geliştiriyorlardı. Bu anlamda ambargo İran halkına dokunuyor ama iktidardaki molla oligarşisini besliyordu. İran, özellikle son yıllarda, Suriye, Irak coğrafyasında askeri ve finans alanlarındaki ekonomiyi ve siyaseti yönlendiriyor buralara asker ve paramiliter yapıları transfer ederek hem siyasi hem de iktisadi bir çevrim oluşturuyordu. Öte yandan Körfez’de de kara para trafiğini ve finans ağını elinde tutmaya çalışıyordu. İran, son zamanlarda Özbekistan, Türkmenistan, Afganistan, Pakistan (bu ülkeleri İran’a ters hilal olacak şekilde en kuzeyden güneye düşünün) Yayında da “oynamaya” başlamıştı.

Ama bu İran, aynı zamanda, İsrail’in Filistin terörünü meşrulaştıran biricik ortağı idi. Netanyahu, İsrail için gerçek tehdidin Filistin’den daha çok İran olduğunu ve İsrail’in terörle “yerleşim” bölgelerinin işgal nedeninin de, Hizbullah’a bağlı olarak, İran olduğunu öteden beri söylüyor. İran’la anlaşmaya varıldığında ilk karşı çıkan da haliyle Netanyahu oldu. Çünkü İran değişirse İsrail’de değişir.

MESELE NÜKLEER DEĞİL...

Şimdi bu İran, Batı ile anlaştı. Dediğimiz gibi mesele İran’ın nükleer yapıp yapmaması değildi, mesele Rusya ve Türkiye faktörleri nedeniyle de Ortadoğu, Kafkasya hatta Doğu Avrupa’da kontrolü giderek kaybeden Batı’nın, yeni dönemin dinamiklerine ve ruhuna uygun olarak İran’ı yeniden şekillendirme meselesidir. İran’ın dışa açılmasıyla bölgedeki enerji kartları yeniden karılacaktır. Türkiye’nin Hazar’dan beslenen Güney Gaz Koridoru’na artık ciddi bir ortak vardır. İran’ın buraya arkasında hangi sermaye ve güçlerle dahil olmaya çalışacağını önümüzdeki günlerde göreceğiz. İkincisi Çin’den gelen transit ticari geçiş yollarında Hazar üzerinden Türkiye ve Avrupa yolu dışında Pakistan İran-Irak yolu da artık tartışılacaktır. Ki, burada Mısır çok önemlidir. Çünkü Akdeniz’e İran’ın ulaşımı denizden Aden Körfezi üzerinden Kızıldeniz ve Süveyş’tir. Karadan ise, Irak ve Lazkiye limanıdır. Şimdi İran’ın, tıpkı Nazi Almanya’sı örneğinde olduğu gibi, Suriye’de Esed yanında niye asker savaştırdığını ve neden Mısır darbesini-örtülü olarak- desteklediğini anlıyorsunuz değil mi?

YUNANİSTAN-İRAN...

Yani Mısır darbesi ile İran’ın Batı’ya “açılması” kardeş süreçlerdir. Burada Türkiye’ye geleceğiz ama önce Yunanistan’a gelelim. Burada tezimiz şu; İran’la anlaşan “akıl’ la Yunanistan’ı ekonomik olarak teslim alan hatta siyasi olarak da işgal eden “akıl” aynıdır. Yunanistan, Paul Krugman ve daha bir çok iktisatçının dediği gibi, Euro Bölgesi’nden çıksaydı kendisini kurtarmak için, yüzünü döneceği ilk pazar ve ülke neresi olacaktı, tabii ki Türkiye... Hatta büyük bir ihtimalle burada bir serbest pazar bile oluşacaktı. Öte yandan Hazar Denizi’nden Güney Gaz Koridoru ile yani TANAP’la gelen enerji hatları Trans Adriyatik Boru hattı (TAP) ile nereye çıkıyor; Yunanistan’a... Peki Euro Bölgesi’nden ayrılmış bir Yunanistan’ın Türkiye üzerinden gelen en önemli enerji hattını Avrupa’ya ulaştırmasına Almanya nasıl bakardı; evet hiç iyi bakmazdı ve bunun için de Yunanistan’a Almanya, “çıkmayacaksın ama dizlerinin üzerine çökeceksin” dedi ve dediği de oldu. Bu anlamda Yunanistan operasyonu ile İran operasyonu kardeştir. Ama burayı tamamlayan bir önemli operasyon daha var; tahmin edeceğiniz gibi, Mısır...

MISIR-İRAN...

Mısır, Yunanistan ve İran adımları, Batı’nın Ortadoğu, Akdeniz ve Doğu Avrupa iktisadi çevrimini, enerji ve pazar geçişlerini ve buna bağlı olarak siyasi haritayı yeniden dizayn etme hamleleridir. Tabii burada Rusya ve Çin faktörlerini de atlamamak gerekir. İran hamlesi, Rusya’nın hızlı yükselişini ve yeniden-Sovyetler gibi- sistem alternatifi olmasını önlemeye dönüktür de... İran’ın enerji pazarına girmesi ve Türkiye dışında Pasifik Asya’dan gelecek ticari yolları elinde tutması Rusya’nın enerjiye ve kuzey ticari geçişlere bağlı hakimiyetine ciddi tehdittir. İran anlaşması olmadan Çin piyasalarına dönük çok ciddi bir saldırıya tanık olduk. Çünkü Çin Yuan’ı rezerv para yapma iradesini iyice ortaya koymuştu. Yuan’ı rezerv para olması ve Rusya, İran hatta Türkiye gibi ülkelerin, Yuan ve kendi yerel paralarıyla, ikili ticaretlerini geliştirmeleri dolara bağlı para sistemine en öldürücü darbe olacaktı. Bu yüzden İran hiç bekletilmeden “içeri” alındı.

VE...TÜRKİYE-İRAN...

Şimdi gelelim Türkiye’ye... Açık yazacağım; bu çok kapsamlı küresel operasyonun artık tek eksiği Türkiye’dir... Mısır tamam, İran tamam, Yunanistan işgal edildi ve AB’nin, Almanya önderliğinde, yeniden yapılanmasının önü açıldı... Pasifik Asya’sı ve daha çok Çin ile Kafkasya ve Ortadoğu-Doğu Avrupa’nın buluşması ve yeni Doğu Kalkınması’nın önünde tek engel kaldı: Türkiye...

Şimdi Türkiye için ilk hedef “büyük koalisyondur.” Bu olmazsa çok farklı yeni yollar devreye girecektir. Bunları biliyoruz. Ama Mısır’da darbe yapan, Yunanistan’ı adeta işgal eden, İran’ı yeniden şekillendiren bu “akıl” şimdi koalisyon yolu ile Türkiye’nin son on yıldaki bütün kazanımları yok etmeyi amaçlıyor. Zaten cumhur ve onun siyasi iradesi de bunun için tek hedeftir artık...

İYİ BAYRAMLAR...

<h3>Akupunktur Derneği Onursal Başkanı Dr. Murat Topoğlu iftarda tüketilmesi gereken besinleri AKŞAM

İftarda neler tüketmeliyiz?

Belgrad Ormanı'ndaki devasa çukur şaşkına çevirdi

Bakan Soylu, Salgınla Mücadele Değerlendirme Toplantısı'na katıldı

8. Cumhurbaşkanı Özal'ın ölümünün üzerinden 28 yıl geçti