• $ 6,8672
  • € 7,7318
  • 392.373
  • 115748
Haber Hattı
Haber hattı
0530 708 54 54
Bip""/
Haber hattı
0530 708 54 54
Reklamı Kapat

Bu gerçekleri görmeden konuşmayalım!

Türkiye’de seçim sonuçları ve bu sonuçların sonucunda oluşturulacak siyasi iktidar yapısı ya da bu yönde atılacak adımlar (tekrar seçim gibi) bize göre, üç önemli dinamiği dikkate alarak şekillenmelidir.

Birincisi tabii ki ekonomi, bu alan, herkesin teslim edeceği gibi, seçim sonuçlarını önemli ölçüde belirlemiştir. Zaten tablo ortadadır. Burada kendi çıkarları ve kısır dünyaları çerçevesinde değerlendirme yapanları “beğenerek” izliyorum; çünkü rakamlar, veriler, sosyolojik gerçekler ortadayken bunları atlayarak işi Cumhurbaşkanı’na kadar getirenler için yaptıkları bu seçim “değerlendirmeleri” turnusol kağıdı oldu ve gerçekte kim olduklarını iyice ortaya çıkardı.
Şimdi gerçekleri bir kez daha yazalım: Bu seçimlerde tam 1 milyon, yüz üç bin, yüz doksan iki genç seçmen, ilk defa, oy kullanmıştır. Bu seçmenler işsizlik oranı en yüksek seçmen kitlesidir. Ve bu genç seçmen kitlesinin, iş arayıp bulamadığı tarih yaklaşık 2012 yılına denk gelir. 2012 yılında ne olduğunu yazacağız ama şimdi şurayı tekrar edelim: “Büyüme ile oy oranları arasındaki çok sıkı korelasyon (ilişki) herkesin bildiği bir gerçek ama burada bir başka ayrıntıyı söylemek için hatırlatalım:
AK-Parti’nin 2002’deki oy oranı %34,4 bu yıl büyüme ise 0,8, 2007’de büyüme %6 oy oranı % 46,6; 2009 yerel seçimlerinde oylar düşüyor; % 38,8 ama küresel krizin etkisiyle % 4,8 büyüme düşüşü var... Şimdi gelelim 2010’a; bu yıl 2008’de Erdoğan tarafından atılan iki önemli adımın büyümeye yansımaya başladığı yıldır. 2008’de IMF ile anlaşma yapılmadı ve bunun neticesinde kaynaklar, Anadolu’ya, alt yapı yatırımları, eğitim, sağlık olarak daha çok gitmeye başladı.

İşte size GAP gerçeği

Yalnız GAP Eylem Planı bile çok önemli bir adımdır. Bu arada Erdoğan’ın 2008 yılındaki GAP Eylem Planı adımına değin, GAP Doğu’nun makus talihini yenecek bir proje değildi, çünkü bölgenin katı feodal yapısını ve adaletsiz, çarpık toprak dağılımını bozmaya dönük değil, Dicle ve Fırat’ı, “içeride” denetlemek ve komşular için bir su silahı oluşturmak için de geliştirilen bir projeydi.
2008’e kadar yapılan yanlış sulama tahsisleri, yetersiz ayrılan kaynaklar, baraj ve sulama alanlarının eksik ve yanlış tespiti gibi çok önemli yanlışlar projeyi ölme noktasına getirmişti. Bundan dolayı GAP, Erdoğan’a değin, bölgedeki adaletsiz gelir dağılımı daha da çarpık hale getiren bir dinamik olmuş ve Kürt sorununu derinleştirmiştir. Oysa 2008’de, GAP Eylem Planı ile, çözüm sürecinin ekonomik alt yapısının adımı atılmıştır.

Kapsayıcı Büyüme

Türkiye, bu sayede 2010 ve 2011 yıllarında kapsayıcı olarak büyüdü. Büyüme her iki yıl yüzde 9’lara yaklaşıyor ancak bu iki yıl yalnız niceliksel sıçrama olmuyor, Türkiye’de yeni bir orta sınıf ve geleneksel sermaye dışında da yeni bir sermaye sınıfı kendisini gösteriyor. Anadolu adeta yeniden doğuyor; sağlık, eğitim ve ulaştırma yatırımları yeni orta sınıfı pekiştirdiği gibi, onun maddi ve kültürel taleplerini de yukarıya çekiyor. Kapsayıcı büyüme çok önemli bir kavram. Yani büyümenin toplumun farklı kesimleri arasında dengeli ve özellikle yoksul kesim ve bölgeler lehine gerçekleşip gerçekleşmediğini anlatan bir kavram.
Dünyada gelişmiş ülkelerde özellikle büyümenin düştüğü ve olsa bile kapsayıcılığın azaldığı 2002-2011 döneminde Türkiye kapsayıcı olarak büyümüş. Yani a) Gelir dağılımı yoksul ve orta sınıflar lehine düzelmiş, b) Bölgeler arası gelir farkı uçurumu azalmış. Merkez Bankası’ndan Temel Taşkın’ın bu konuda yaptığı çalışma, Türkiye’de 2002-2011 dönemi için büyümenin kapsayıcı bir büyüme olduğu sonucuna ulaşılıyor. Kapsayıcılık ölçeni adı verilen değişken, kişi başına düşen milli gelir, bölgesel gelir dağılımı verilerine bağlı olarak, gelir dağılımı, bölgesel gelir dağılımı analizlerin sonucu olarak bulunmaktadır.
Bu dönemde Türkiye’deki toplam kapsayıcılık ölçeni, yılda ortalama yüzde 5,8’ lik bir artış kaydediyor. Bunun üçte ikisi kişi başına düşen milli gelirden, üçte biri de dağılımdan geliyor. Bu, kapsayıcılık açısından çok önemli bir orandır.
Bize göre, bu kapsayıcı büyümenin doruğu 2010 ve 2011 yıllarıdır. Nitekim, bu yıllarda yapılan referandum ve genel seçimde AK-Parti’nin ortalaması yüzde ellidir.

Şu 2012 yılı...

İşte sorun burada başlıyor... 2012’de, nedeni çok anlaşılamayan bir fren yapılıyor büyümede... Ve 2014 yerel seçimlerinde, AK-Parti’nin 2011’de yüzde 49,9 olan oy oranı, yüzde 44,1’e düşüyor. Ama 2013 büyümesi de yüzde 4’e düşüyor. Büyüme düşüşü ile oy düşüşü rakamı neredeyse aynı. Ama aynı dönemde, 2015 seçimlerinde oy kullanacak gençlerin işsizlik zamanları da başlıyor.
2014 büyümesi yüzde 2,9 olarak gerçekleşiyor. Üstelik 2014 yılında dolar bazında kişi başına düşen milli gelir düşüyor ve istihdam yaratan sanayi sektörleri daha az büyüyor, tarım sektörünü oluşturan faaliyetlerin toplam katma değeri, 2014’de bir önceki yıla göre-sabit fiyatlarla- yüzde 1,9 azalıyor. Yine tarımda tüm dünyada temel gıda maddelerinin fiyatı düşerken bizde yükseliyor.

Ne diyorsunuz siz?

Şimdi tam burada Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “şu faizleri indirin, istihdam artsın, daha hızlı büyümemiz lazım, bunun yolu da ranta dayalı riba ekonomisinden üretime dayalı, dışarıyla rekabet eden üretim ekonomisine geçiştir. Ama buradaki engel, Türkiye’deki yüksek faizdir, bürokratik oligarşidir” haykırışlarını hatırlıyorsunuz değil mi?
Ben hatırlıyorum, siz o zaman yine Cumhurbaşkanı neden konuşuyor, neden “bağımsız” merkez bankasının işine karışıyor diyordunuz, şimdi de neden meydanlara çıktı diyorsunuz... Cumhurbaşkanı, halk iş-aş istediği için, adil bir gelir dağılımı talep ettiği için, Anadolu’daki küçük işletmeler nakit sıkıntısından boğulduğu, banka kapılarında yüksek faizle kredi dilenmeye başladığı için faizleri indirin demişti... Yani cumhurun-halkın- başkanı olduğu için bunu demiş ve cumhur adına istemişti. Yine seçim öncesi halk onu meydanlarda görmek istediği için gitti. Meydanlar orada, toplanan kalabalıklar da kayıtlarda, herkes baksın, bir de benim yukarıda rakam-rakam, yıl-yıl yazdıklarıma baksın, öyle konuşsun. Bunlara cevap veremeyenler de sussun.

Koalisyon derken...

Yazının başında “Türkiye’de seçim sonuçları ve bu sonuçların sonucunda oluşturulacak siyasi iktidar yapısı ya da bu yönde atılacak adımlar (tekrar seçim gibi) bize göre, üç önemli dinamik dikkate alınarak şekillenmelidir” demiştik ve burada yalnız birinci dinamiği anlattık. İkinci önemli dinamik tabii ki “dışarısıdır” Üçüncüsü de bölgesel yeni siyasal-sosyolojik oluşumlar ve buna yönelik Türkiye’nin içeride yaptığı stratejik yatırımlardır. 3. Havalimanı, TANAP gibi...
Türkiye’nin enerjide attığı adımlar, AB süreci, Balkanlar, Ortadoğu ve K. Afrika, Kafkasya, Akdeniz.. Buralardaki ticaret ağları, serbest ticaret anlaşmaları, yatırımlar, bu yatırımlara ve stratejiye bağlı olarak kurumlarımızın yeniden şekillenmesi ve Türkiye’nin üzerinde oynanan değil, oyun kurucu bir ülke olması gerçeği... İşte bütün bunlar Erdoğan dönemi adımlarıdır ve bundan dolayı, “belli” küresel ve yerel çevrelerin Erdoğan ‘sız dönem hazırlığı vardır.
Tabii bir koalisyon olabilir ama bu böyle bir dönemin adımı olmayacaktır.

Sosyal medyada artan şiddet olayları... Batı özentilerinin derdi ne ?

Sosyal medyada artan şiddet olayları... Batı özentilerinin derdi ne ?

İstanbul'un bu ilçelerde evi olanların başına talih kuşu k

İstanbul'un bu ilçelerde evi olanların başına talih kuşu kondu

Bayrampaşa'da kültür merkezinde yangın

Bayrampaşa'da kültür merkezinde yangın

Yaz döneminde dezenfektan nedeniyle egzamayı önleyen 3 öneri

Yaz döneminde dezenfektan nedeniyle egzamayı önleyen 3 öneri