• $7,3719
  • €8,9751
  • 442.979
  • 1551.57
11 Şubat 2011 Cuma

Başkanlık sisteminin 'püf' noktası

Başkanlık sistemi tartışmaları tekrar canlandı. Hatta bu konunun yaklaşan genel seçimler sonrası Meclis'e ve belki de referanduma getirileceği söyleniyor. Ancak görünen o ki kamuoyunda ve hatta iktidar partisi çevrelerinde dahi sistemin bu derece kökten değişimine yönelik bir konsensüs bulunmuyor.
Başkanlık sistemine mesafeli duranların temel endişesi, ülkenin Güney Amerika'daki gibi otoriter bir rejime kayabileceği. Gerçekten de Chavez'in Venezüella örneğinde olduğu gibi, iyi kurgulanmamış başkanlık sistemi, ülkeyi bir tür 'popülist post-modern diktatörlüğe' götürebilir. Duverger'in 'seçimle gelen krallar' metaforu gerçekleşebilir.
Buna karşın, özellikle koalisyon 'riski' yüksek olan dönemler için, parlamenter sistemin verimli işlemediği ve başkanlık sisteminin halka sunulan hizmetlerde çok daha etkin çalıştığı da bir gerçek.
Öte yandan zaten ülkemizde bu konuda çok köklü bir değişiklik henüz gerçekleşti. Cumhurbaşkanını artık halk seçeceği için, sistem aslında fiilen 'parlamenter sistem'den 'yarı başkanlık' sistemine evrildi. Üstelik halk tarafından seçilmiş devlet başkanının geldiği siyasi partinin Meclis'te çoğunluğu bulunduğu takdirde sistem, Fransa'da olduğu gibi, fiilen tam bir başkanlık sistemi gibi işleyecek. Yani bir anlamda 'başkanlık benzeri' (başkanlığımsı) bir sisteme zaten geçtik sayılır...
Eğer illa da, 'başkanlıkımsı sistem kesmez, tam başkanlık sistemine geçelim!' deniyorsa, sistemin ileride 'dejenere' olup, 'popülist bir otokrasi'ye dönüşmemesi için mutlaka yapılması gereken bir şey var: 'Dar bölge' seçim sistemine geçmek. Yani her bir seçim bölgesinden sadece tek bir milletvekili seçilebilmesi.
Başkanlık sisteminin ABD gibi ülkelerde başarılı olmasının temelinde başkanın yasamayı tahakküm altına alamaması var. Böylece yasama çok gerekli hallerde yürütmeyi kontrol edebiliyor. Devlet erklerinin birbirlerini dengeleyebilmesi (checks and balances) mümkün olabiliyor.
Ülkemizde bir süredir milletvekillerinin gerçekte parti genel başkanlarınca 'atanması' teamülü yerleşti. 10 milletvekili seçilen bir seçim bölgesinde, aynı partiden de olsa, oyunuzu hangi adaya verdiğiniz belli mi? O halde milletvekillerini gerçekten de halk seçmiş oluyor mu? Eğer her seçim bölgesinden tek milletvekili gelirse, genel başkan 'atamasının' anlamı kalmaz. Seçilebilen gerçekten halk tarafından 'direkt' seçilmiş olur.
O halde ülkemizde bu 'denge' mekanizmasının kurulabilmesinin tek yolu 'dar bölge' sistemine geçmek. Ancak direkt halk tarafından seçilip gelen milletvekillerinin oluşturduğu bir meclis gereken durumlarda başkana 'Bi'dakka! Bi'dur, sakinleş bakalım!' diyebilir. Aksi halde bu günleri çok ararız...

<p>Iraklı yetkililer intihar saldırılarının art arda gerçekleştiğini ve saldırganların Tayaran Meyda

'Bağdat'taki saldırıda DEAŞ ihtimali güçlü'

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Vitrin mankeninin içinde ne var? Fenomenler herkesi şaşırtmaya devam ediyor

Uludağ'a yerleşen çiftin kentten uzak sıra dışı hayatı