• $7,4098
  • €9,0305
  • 440.723
  • 1532.3
14 Ocak 2011 Cuma

'Süper' Yüksek Mahkeme ve 'Süpermen' yargıçlar

Referandum sonucu kabul edilen anayasa değişikliklerine uyum kapsamında Anayasa Mahkemesi'nin (AYM) kuruluş ve görevlerini düzenleyen yeni kanun tasarısı TBMM'ye sunuldu.

Tasarıda en çok dikkat çeken hükümler, bireysel başvuru hakkına ilişkin hükümler.
Bireysel başvuru, anayasal bir temel hak veya özgürlüğü kamu otoritelerince ihlal edilen ve normal yargısal süreç sonunda tatmin edici sonuç alamayan bireye son çare olarak Anayasa Mahkemesi'ne gidebilme yolu demek. Bu yol bazı Batı ülkelerinde de tanınmış. Son değişiklikle bizim anayasamıza da girdi.

Ancak söz konusu tasarıda bu hakkın kullanılma yöntem ve esaslarının dizaynında bazı önemli sorunlar var.

Öncelikle tasarı mevcut haliyle kanunlaşırsa, idari anlamda kesinleşmiş, yani üst merciye itiraz gibi idari başvuru yolları tüketilmiş ve anayasal bir temel hak ve özgürlüğün ihlali sonucunu doğuran her türlü bireysel idari işlem, idari yargı yoluna hiç başvurulmadan, AYM'ye gidebilecek. Yani idari cezalar, ruhsat iptalleri gibi hemen her türlü yükümlendirici bireysel idari işlem, Danıştay ve idare mahkemeleri devreden çıkarılarak, doğrudan AYM'ye götürülebilecek. Zira 'idari ya da yargısal' başvuru yollarının tüketilmesinden; AYM bölümünün ilgili 'mahkeme kararı veya idari işlemin' iptaline karar verebilmesinden bahsedilmesi bunun kanıtı. Ayrıca 'düzenleyici idari işlemlerin' doğrudan AYM'ye götürülemeyeceği ifadesinden, 'bireysel' idari işlemlerin doğrudan götürülebileceği anlamı çıkıyor.

Bununla da kalmıyor. Adil yargılanma hakkı da anayasal bir temel hak olduğuna göre, ceza ve hukuk mahkemeleri ile idari yargıda, Sayıştay'da hatta Yüksek Seçim Kurulu'nda davası aleyhine sonuçlanmış herkes de AYM'ye gidebilecek. AYM, bir anlamda Yargıtay, Danıştay dahil tüm yüksek mahkemelerin de üstünde bir tür 'Süper Yüksek Mahkeme' olacak.

Üstelik tasarı, AYM'ye (daha doğrusu AYM içinde oluşturulan ve 7 AYM üyesinden oluşan 'Bölüm'lere) önüne gelen başvuruya ilişkin her tür mahkeme kararını ve ayrıca her tür bireysel idari işlemi iptal etme yetkisi tanıyor. Hatta başvuruda bulunanın zararının tazmin edilmesine bile karar verebiliyor. Bütünsel bir yargı reformunda, çok başlı yargının getirdiği hak ihlallerini gidermek adına AYM'nin bir tür 'Süper Yüksek Mahkeme' olarak kurgulanması bence prensip olarak yanlış olmaz. Ama tasarıda AYM bölümlerine Yargıtay ve Danıştay temyizinden bile geçerek kesinleşmiş mahkeme kararlarını iptal yetkisi tanınması, bu konunun hukuktaki çok önemli 'kesin hüküm' (muhkem kaziye) kavramı çerçevesinde yerli yerine 'oturtulamadığı' izlenimi veriyor.

Adeta diğer tüm yargı mercilerinin yapacağı işi tek başına üstlenebileceği imajı verilmiş bir AYM portresi çizilmiş. İşin bu kadar dramatik bir hal almasına engel olacak 'filtreleme' (kabul edilebilirlik) mekanizması ise yeterli netlikte düzenlenmemiş. Filtrelemeyi yapacak olan ve raportörlerden oluşacağı anlaşılan komisyonların inanılmaz bir iş yükü altında ezilme riskleri çok büyük.

Son bir nokta, tasarının AYM bölümlerine, baktıkları başvuruya ilişkin kanun ve KHK'leri iptalleri için resen Genel Kurul'a taşıma yetkisi veren hükmü bence anayasaya açıkça aykırı. Hem bu yetki Anayasada sayma yoluyla belirlenmiş yetki türlerinden olduğundan ve AYM'ye anayasada böyle bir yetki tanınmadığından. Hem de bu durumda AYM bölümlerinin bir anlamda hem 'savcı' hem 'yargıç' konumunda olacağından.

Sonuçta yapılması gereken, bireysel başvuruya ilişkin hükümleri aceleye getirmeden iyice olgunlaştırmak. Aksi halde 2012'de dünyanın en büyük 'hukuk curcunası' bizi bekleyecek. Ya da 'süpermen' AYM yargıçları aramak gerekecek!

<p>Bir önceki PPK toplantısında faizler yüzde 15'ten yüzde 17'ye yükseltilmişti. Ekonomistler, Merke

Merkez Bankası faiz kararını açıkladı

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Bülent Turan, 1915 Çanakkale Köprüsü inşaatında incelemelerde bulundu

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Brüksel'de NATO Genel Sekreteri ile görüştü