• $9,5228
  • €11,0676
  • 549.48
  • 1519.25
5 Aralık 2010 Pazar

Yalınızlar

Yalnızlık ya seçilerek ya düşülerek ya olunarak yaşanır. Kimi insanlar değişik nedenler ve gerekçelerle yalnızlığı seçerler. Sanatçılardan, düşünürlerden, bilimcilerden, din adamlarından, inanç sahiplerinden yalnızlığı seçenler olur. Hedeflerine varabilmek, üzerlerindeki çevresel kalabalığı atarak, onlara dayatılmaya çalışılan yürürlükte olan görüşleri paranteze alıp duygu ve düşüncelerinde yoğunlaşmak isteyebilirler. Kendileriyle baş başa kalarak daha yoğun düşünmek, kendi içlerindeki sesi daha derinden duymak, günlük yaşamın dağdağasından kurtulmak isteyebilirler. Yalnızlık kimi seçiciler için bağımsızlığa giden bir yoldur. Dünyanın basmakalıp anlam çerçevesini böyle kırmayı düşünürler. Dindar kesim için kendi benliğiyle yüzleşme, çirkinliklerinden arınarak Tanrıya doğru bitimsiz bir yürüyüşü gerçekleştirmenin başlangıcıdır.
***
Yalnızlığa düşenler, çevresi, ortamı tarafından dışlanmış, toplumsal ilişki dolulukları azaltılmış insanlardır. Kendi iradeleri, seçimleriyle varmamışlardır yalnızlığa: İtilmiş, kovulmuş, sürülmüş, bırakılmış, yadsınmış, aşağılanmışlardır, kimileri zayıf, hastadırlar. Seçme ile düşme iç içe geçebilir: Düşmüş de seçmiş, seçmiş de düşmüş insanlar olabilir.
***
Yalnızlığa sürüklenenler ve yalnızlığı seçenlerin yanında bir de yalnız olanlardan söz ettik. Kimdir onlar? Ne başkalarıyla ne de kendileriyle yalnız kalanlardır. Ne insanlar içinde ne de kendi başlarına kaldıklarında yalnızlık hali yaşarlar. Yine de bir anlamda yalnızdırlar. Neden? Çünkü bir başına insanlardır (Tek başına değil!)! Yegane insanlar! Biricikliklerinin ayırdına varmış yeganeler! Bir başına olan, bilincine vardığı, varamadığında ise bir biçimde hissettiği evrendeki doluluğu yaşamaya çabalar. Bu anlamıyla hem dolu hem boştur. Doludur, kendi biricikliğinde duyduğu bütünlükten dolayı; boştur, bu bütünlüğü, kendini daha önceki eski doluluktan kurtarıp yaşadığı için. Bir tahliye ardından geleni yaşayabilme cesareti gösterdiği için. Sufilerin, mistiklerin yüzyıllardır yaşantılamaya çalıştığı bu yalnızlık, burada dile getirme çabası içinde olduğum bir başınalıktan farklı boyutlar taşır. Bu yalnızlık gönül yalnızlığıdır. Bir fena, yok olma halini amaçlamaz. Burada bir başına olan insan, gönül sahibi insandır. Yalnızlığı takdir edebilendir. Kendinde evreni, evrende kendini yaşar. Yalnızlığıyla gönlünü demlendirir. Yalnızlığı sayesinde, kendi biricikliği zaviyesinden tüm varlığı görebilir. Görür de gördüğünü yaşar. Görüp yaşayabildiği, yalnızlığını bir görgü, bir edep haline getirdiği için, içini kokuşmuş yanlarıyla temizleyebilme gücüne, içindeki yer çekimini, dünya çekimini, dayatılan doluluk çekimini yenerek erişmiştir. Onda yalnızlık, taze doluluklarla yeniden yeniden var olabilme uğraşına dönüşmüştür. O yer ve gök çekiminin arasında yaşar.
***
Yalnızlığı seçmemiştir. Yalnızlığa düşmemiştir. Öyle oluvermiştir, işte. Yalnızlık onda bir marifet değildir. Kainatı içinde duyar. Toplumu. İnsanları. Yalnızlığına değer, yalnızlığını değerlendirirler.
Yalnızlığın doruklarında dolaşır. Bunu örneğin Tatyos Efendi'nin rast makamında bestelediği Ahmet Rasim'in şu dizelerinde duyabiliriz:
Bir gönlüme bir hali perişanıma baktım
Zalim seni yad eyleye, ah eyleye, çaktım
Sen yoksun, o yok, ben yalınız çıldıracaktım
Zalim seni yad eyleye, ah eyleye, çaktım
***
Burada gönül ehlinin, bir başınaların, yeganelerin yaşadığı yalnızlığa şarkıdaki yazılışıyla yalınızlık diyorum (Bu söz belki de mefulü mefa”lü mefailü faulün veznine uymak için 'yalnızlıktan' çevrilmiş olabilir!). Yalınızlığın çarpıcılığı şuradadır: Yalınız hem sevdiğini hem gönlünü yitirmiştir! Gönlü olmayan bu sözü söyleyemez, elbette! Bu anlamda yalınızlığı hiç tadamayacakdır. Gönül sahibi, sevdiğini yitirebilir. O kendi yalnızlığı içinde elbette acı çeker. O, sevdiğini yitirmese de yalnızdır, bir başına olduğu için. Yitirince, yitirdiğinin bedelini iç dünyasındaki boşlukların deviniminin sancısıyla öder. Ama gönül ehlinin gönlünü yitirmesi dayanılmaz bir ıstırap olsa gerek! Gönül yitebilir. Belki yeniden bulunmak üzere, belki bir daha gelmemecesine!
***
'Yalınızlık' bir düşme midir? Değildir. Gönül serüveni, olmalar serüvenidir. Yolcu düştüğü kadar düşmüş, çıktığı kadar çıkmıştır.
Yalınızlar, göğün çekimine gönlünü kaptırmış insanlardır. Göğün çekimine sevgililerini kaptıranlardan farklı olarak onlar, içlerinde taşıdıkları gökyüzünde yitmişlerdir. İçlerindeki göğün sonsuzluğunu anlamada bu onlara önemli bir derstir. Bedelini ödemesini bilirler.

<p>Almanya'da önemli bir ilk yaşandı. Türk  kökenli bir milletvekili, ilk kez federal mecliste başka

Federal meclise Türk başkanvekili

Türkiye'ye has uçak! Motoru dursa bile uçuyor

Çorum'da anne ile kızı aynı üniversitede eğitim görüyor

Kayseri'de Geç Roma-Erken Bizans dönemine ait mozaikli yapı bulundu