• $7,2842
  • €8,7901
  • 404.508
  • 1527.45
25 Kasım 2010 Perşembe

Bir düş okurdan siyaset yorumu

Düş okur' deyimini benim anladığım anlamda daha önce kullanan oldu mu bilmiyorum. Ben düş okurlarımdan yıllardır mektup alan bir yazarım. İlk yazım bir dergide yayımlandığında 16 yaşımda idim. Demek ki 47 yıl olmuş. Bu yıllar içinde çoğu yazım, felsefeyle, bilimle, teknoloji ve mantıkla ilgili olanları saymazsak,  edebiyat alanında denemeler, şiirler, eleştiriler olarak ortaya çıktı. Köşe yazarlığım 15 yıl öncesine gider. Ankara'da yayımlanan bir gazetede başlamıştım köşe yazılarıma. Çok 'sübjektif' şeyler yazdığımı söyleyerek beni bir süre sonra gazeteden sepetlediler. Sonra Cumhuriyet gazetesinin 'Bilim Teknoloji' ekinde bir köşem oldu: 'Gönülden Bilime' idi adı. Akşam'da yazmaya başlayınca Cumhuriyet gazetesinin ilkesi gereği, Cumhuriyet gazetesinin dışında bir gazetede yazan bir yazar Cumhuriyet'te yazamayacağı için, köşemi terk etmek zorunda kaldım.

Köşe yazarlığımda oluşturduğum 'düş okur' kavramıyla kendime yıllarca mektup yazıp, köşemde yayımladım. Düş okur, düşümdeki okurdu. İçimdeki okur. Onunla yazıştım. Elbette dışımdaki okurlara yanıtlar verdiğim olmuştur ama bu yanıtlar, alıntılar biçiminde olmamıştır. Kitaplarımda ve yazılarımdaki bana mektup yazan tüm okurlar, düş okurlardır.

Size de kendinize mektup yazmanızı öneririm. Kendinizi tanımak açısından bana hep öğretici, hep eğlenceli gelmiştir. Kendinizle diyalog, içinizdeki 'kendi'lerinizi tanımaya açılan bir yol olabilir.
İşte bir düş okurumdan aldığım mektuplardan birini daha siz gerçek okurlarıma sunuyorum.

Ahmet Abi,
Sana böyle seslenmeme umarım gücenmezsin, arada bir gazetedeki yazılarına bakıyor da iç geçiriyorum. Diyorum ki kendi kendime tam bana göre bir yazar, tam derviş meşrep bir insan. Şimdi ben neden bir dervişe benziyorum biliyor musun? Bu dünyada çok yanlış var. Düzelsin istiyorum. Nasıl düzelteceğim? Siyasete gireceğim.  İzmir'de bir ayakkabı mağazam var. İyi kazanıyorum. Bir partiye yazıldım. Amacım, ülkemin insanının mutlu yaşayacağı bir dünyayı oluşturmaktı.

Ne oldu dersin? Kutsal amacım için birlikte mücadele etmeyi düşündüğüm arkadaşlarım ve liderimin bu amaca uygun insanlar olmadığını anlamaya başladım. Hırslıydılar. Kabaydılar. Siyaseti, ne pahasına olursa olsun iktidarı ele geçirme çabası olarak anlıyorlardı. Dedim ki, ulaşmaya çabaladığım bir dünya kurulursa bu insanlarla bu dünyada asla yaşayamam. Neden güzel bir dünya için verilen mücadele, böyle çirkin insanlarla yürütülüyor? Neden, mesela 'demokrasi', demokrasiden nasibini almamış; özgürlük, ruhu zincirlerle bağlı insanlar tarafından savunulur? Siyaset, demiştin sen, güya Platon'un sözüymüş, ruh bakımıdır. Ne bakımı, Sayın Abim, ruh batımıdır. İyi insanlar yok muydu partide? Elbette vardı. Bir kısmı susup oturuyor, bıçkın liderin, uyanık partililerin baskısı altında, koltuklarını kaybetmek istemedikleri için belki, seslerini çıkaramıyorlardı. Yiğit olanları ayrılıyordu partiden. Ben de ayrıldım. Epeyce param gitti ama. 

Güzel insanlarla güzel bir dünyaya yolculuk etmenin siyaset dışında bir yolu yok mudur? Peki, neden siyaset, ham halat, hırs kumkuması, zayıf karakterli, gürültücü insanların işi olsun ki? Bu kainatta kavga varsa, elbette siyasette de olacak. Ama nasıl bir kavga? Bunca yüksek medeniyetler yaratmış bir kültürün insanlarıyız. Neden bu görkemli geçmiş, ruhumuzun derinliklerine inmez? Neden hep şekilde takılır kalırız? Neden böylesine sığ, böylesine anlayışsız, korkular ve kurnazlıklarla yaşanan bir siyasetin çaresiz aktörleriyiz?

Güzel bir dünya entrikalarla kurulabilir mi? Senin gibi düşünmeyen, senin gibi yaşamayanı dışlayarak güzel bir dünyaya erişilebilir mi? İnceliklerle erişilemeyen bir dünya, incelikli güzellikler taşıyabilir mi?
Böyle düşündüm de siyasetten vazgeçtim. Dükkanı ortağıma bırakıp, kendimi okumaya, düşünmeye verdim. Diyojen gibi güzel insanlar arıyorum, Ahmet Abi, bulursam sana yazarım. Hiç belli mi olur sayıları artarsa bir parti kurar yolumuza devam ederiz. Yolun düşerse dükkana uğra, tam sana göre ayakkabılarım var, masallardaki demir çarık gibi. Yolcusun ya, sana lazım olur.

<p>Dünyaca ünlü bir markanın eski modeli Adriana Lima ve saltbea hareketi ile popüler olan Nusret Gö

Haftanın Magazin Başlıkları... Fahriye Evcen, Kuruluş Osman'da

Niğde'de kaçak kazı yapan 4 kişi suçüstü yakalandı

Akkuyu Santrali'nde ikinci ünitenin konsol kirişinin kurulumu tamamlandı

Adıyaman'da ''Gastropod'' nesline ait hayvan fosili bulundu