• $7,352
  • €8,9311
  • 438.357
  • 1545.07
19 Şubat 2012 Pazar

Şiir korkuluğu olarak manzume

Şair! Şiir, içindedir. İçindeki şiirin hareketi senin yazgını belirler. Bu hareketi bilincinle bilginle tümüyle belirleyemezsin. Ne denli kuram kitabı okusan da; şiir, kitaplardan gelen ışığın pek azına duyarlıdır.
Galiba, önce, kendini harekete bırakacak denli yiğit olmalısın. Şiire gidemezsin. Neden mi? Şiir hiçbir zaman senin sandığın yerde değildir. 'Sanmak', akılla yapılan bir denetim arzusunun uzantısıdır. Şiir gelir sana, sen ona doğru yola çıkmışsan. Doğrusu şöyle: Sen, çağrısını duyduğun yöne doğru yürüyeceksin; o, yön, dumanlı, puslu dağlar, ormanlar, ovalarla doludur. Senin şiire yürüyüşüne göre şiir sana gelir. Gelebilir. Şiiri yakalayıp kendine çekemezsin. Buna çalışırsan, elinde şiir yerine başka bir şeyi bulursun.
Şiire birlikte gidilir: Sen ve şiir, şiire birlikte gidersiniz. Şiir seninle sende, kendine gider. Her şairde, o şairle kendine gider şiir.
Şair! Şiir seni beklemektedir. Nasıl, nerede? Kendini şiire ayarla. Şiirin kendini sana ayarladığını hissederek. Arthur Rimbaud ağabeyim şöyle yazıyordu: 'Je veux etre poete, et je travaille a me rendre Voyant' Şair olmak gören (voyant) olmaktır. Neyi? Şiirle ilişkiyi. Ne şiir senin elinde ne sen şiirin elindesin.
***
Şiirin adabı var. Şiir adabı. Şiirküre içinde bulunmaklığın gerektirdiği incelik. Elbette şiirküre içine girebilirse. Şiir iklimine. Bu iklimin kendisine gelmesini beklemeden, onu yapay olarak yaratmaya çalışanlar, kitaplardan, nazariyelerden medet umarlar. Siz içinizde şiire yer açamıyorsunuz; bedeninizde şiirin oluşabilmesi için yer yoksa şiir kuşunun bahçesi bulunmuyorsa sizde, kitaplarla üzerinizden akıp giden, sizin olmayan, sizden gelmeyen, sizin boşluklarınızdan, derinliklerinizden gelmeyen bilgilerle şiire ulaşamazsınız. Gelmez şiir size, siz şiire gelemezsiniz. Şiir iklimine girip gelişemezsiniz.
Nereden geliyor şiir? Dilden gelmiyor. Dille geliyor. Dil öncesinde duruyor. Şiir bedeninizdedir. Rimbaud ağabeyiniz bunu görmüştü. Ne diyordu, o çok anılan sözünde: 'Je est un autre.' 'Bir başkasıyım ben.' Sen bir başkasısın, Şair! Şair, sen bir başkasısın! Öyle olmasaydın, yakalayamazdın şiiri! Kendin sandığın, egemen olduğun, kendin değil şiiri yazan. Sen bir memur, sen bir buyurgan, sen kafanda tümüyle tasarladığını yazan değilsin. Böyle bir şair asla olmamıştır.
***
Şiir körü, şiirküre yoksunu manzumeciler ne yapar? Manzume nedir? Manzumeci kimdir, görelim.
Manzume, gelmeyen, gidilmeyen, etkileşim kurulamayan, haberleşilemeyen şiir yerine, onun kopyasını, taklidini koyarak elde edilen üründür. Çoğu zaman şiir yerine sayılır, şiir yerine geçirilir. Kalp şiirdir. Şiirin sahtesi, ucuzudur.
Manzume kendi içinde belli sıra düzeni içinde bölümlere ayrılır. Şiiri andıran, 'ustaca' kopya edebilen, kendini şiir diye sunabilen manzumelere 'baş manzume' diyebiliriz. Şiire belli bir 'strateji' ile yaklaşılıp üretildiği için 'general manzume' ya da 'paşa manzume' adı da yakıştırılabilir. Örneğin bir şair dostunuza, 'paşa manzumeleri' yazıp yazmadığını sorabilirsiniz. Elbette, yaşamı boyunca manzumeler yazmış birine 'şair' değil de 'sair' demek gerekir. Çünkü 'şiir'den başka biridir; bir değer değil, bir 'diğer'dir. Moda olan sözde edebiyatın sair işlerini yapmaktadır (Bu kopya işini iyi yapan sairlerin ürünlerine şaka olarak 'manzume-i berceste', sairlein kendilerine ise 'sair-i berceste' diyebilirsiniz.).
Bir diğer manzumeci kitabi manzumecidir. Kitaplardan öğrenir, özenir. Belki bunlara manzumekar (hamurkar gibi) adı yakıştırılabilir. Kitap 'sefinesi'ne binerek, şiire gitmek ister. Elbette bundan şiirin haberi yoktur. 'Sefine' ya bir kayalığa çarpıp batar ya da manzume adasına yanaşır. Yükünü orada boşaltır. Şiire gidemeyen tık nefes 'sefineler' adaya iner, şiir diye manzumelerden yükselen havayı solurlar!
***
Dünya görüşünden şiir devşirmeye çalışırken manzume tezgahına düşüp manzume satmaya çalışan manzumeperestleri de unutmamak gerek. İnandıkları dünya görüşüne coşkuyla bağlıdırlar; o coşku, onlara her söylediklerinin şiir olduğu yanılgısını yaşatır.
Kurnaz, uyanık manzumecileri de anmalı. Manzume borsasında oynamaya çalışırlar. Çok uyanık oldukları için hangi söz nasıl söylenirse 'şiirimsi' etki yaratır, bilirler.
İçim şiir öğretmeni olanlara yanar. Onca kuramı bilirler de nedense yazdıklarının çoğunun şiir olduğunu bilemezler.
Şiiri tanıyabilen, tadabilen, bedeninde duyabilen manzumeyi anlar. Sanırım bunun da bir sıkı kuralı, 'algoritma'sı yoktur. Şiirle işret gerekir, şiirin lezzetini tatmak manasını yaşamak için.
Şiirle işret, dilin sevinciyle beden ülkesinde meserret içinde olmakla gerçekleşir. Şiirle mesire yerlerinde buluşulur; Sizin onu buluşunuz, onun sizi buluşunuzla birleşmiştir, artık şiirle bir tenezzüh içinde, halvet halindesinizdir.
Manzumeciler doğal olarak kendiliğinden insanın bedeninde bitiriveren şiir bahçesini 'teknik kullanarak', 'yapay' biçimde oluşturmak isterler. Bahçelerindeki çiçeklere eğildiğinizde, cansız kağıtların parmaklarınıza dokunduğunu duyarsınız.

<p><span>İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü Ekipleri HDP Binası'na 6 saatlik

Kandil değil HDP binası

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Muğla'da tarım alanları su altında kaldı

40 kilometrelik alanı kaplayan Nazik Gölü'nün yüzeyi buzla kaplandı