• $7,5399
  • €8,9781
  • 413.268
  • 1541.98
25 Mart 2012 Pazar

Kendi akıllarına takılmışlar

Yıllardan beri akıla bakışımızda 'ağır' sorunlar olduğunu yazar dururum. 'Aklın yolu bir' diyerek kendi dünya görüşlerini, düşünüş biçimlerini dayatmaya çalışanları gördükçe kaygım artar. 'Ortak akıl' sözü son zamanlarda pek moda oldu. Hep güçlü olanın aklı 'ortak' oluyor diye düşünürüm nedense. Sağlıklı bir etkileşim ve iletişime dayalı tartışmaların gerçekleşemediği bir dünyada aklımızı kullanmamızda sorunlar var. Aklı çok geniş bir açıdan farklı boyutlarıyla görmenin onu anlamada önemli bir adım olduğuna inanıyorum. Bu açıdan, 'farklı' akıllara sahip olduğumuz bana açık gelir. Bu akıllardan ileriki yazılarımda söz edeceğim.
Bana acı veren insanların başında, kendilerinin rasyonel olduğunu sananlar gelir. Gerçekten de, 'kafalarına göre' rasyoneldirler. Kendilerine göre belirli ilkeleri, tavırları, aydınlık kılınmış kavramları, kuralları önceden belirlenmiş çıkarım yolları vardır. Binalarını kurarlar ve içinde otururlar. Sonra varsa birkaç pencereleri bakarlar; dünyayı, kurdukları ev mimarisiyle görürler. Kurallar ve ilkelerle zapturapt altına alınmış cihanı, kendi kafalarındaki düzeni, evrenin düzeni sanmalarından kaynaklanır.
Bu, dar kafalı, kendi akıllarına tıkılı, akılları bu yüzden tıkalı insanlarla tartışmak çok zordur, acılıdır. Onları ancak kendi tanımları, kurallarıyla tanıyabilirsiniz. İletişim, onların koyduğu kurallarla sağlanabilir. Bu akıl bağımlılarının gözünde, benim gibi biri, duygusal, mistik, kafası karışık, garip, edebiyatla felsefeyi karıştıran, 'sistematik' (onlar gibi) düşünemeyen, 'meczup' bir insandır. Elbette mantık derslerime girmemişlerdir. Girseler de kendi mantık düzenlerini terk edemedikleri için, neyin ardında olduğumu anlayamazlar, bir türlü.
***
Bana bu akıllarına tıkılı insanlara haksızlık ettiğimi söyleyebilirsiniz. Sanmıyorum. Onların 'sistematiği' içine girmekten (eğer tepemi attırmamışlarsa!) korkmam. Pencereleri olduğuna inandıklarımla tartışabilirim de. Hem de onların düzeni içinde. Onların sahasında. Onların diliyle. Kendimi elimden geldiğince paranteze alabilirim. Umudum, sistemlerinde gedikler bulup, onları kendi anlayışıma çevirmek değildir. Elbette sistemlerinde gedikler vardır. Belirsiz, iyice tanımlanmamış terimler. Çıkarım çarpıklıkları. Çünkü insan, 'aksi- y oma tik' bir sistemle günlük yaşamını yürütemez. Günlük dili kullanarak, böylesine yıkılmaz kaleler kuramaz. Bu insanların 'mimari' zayıflıklarına saldırmanın hiçbir anlamı yoktur. Onlardaki takınaklı (obsesif) kişilik, zayıflıklarını türlü cambazlıklarla onarıverir! Bir ikisinin yüzlerine vurabilirsiniz özürlerini ya da ima edebilirsiniz. Asıl iş, 'mimari' anlayışlarını tartışmaktır. Bu katı akıl yoğunluğuyla yaşadıkları, yaşamaya çalıştıkları hayatın nasıl tutucu (kabız, zabıt), tutup bırakmayan, dönüşmeyen, kendileriyle yüzleşmeyi engelleyen, iç bağımsızlığı ortadan kaldıran bir hayat olduğunu sezdire- bilmektir. Sezmekten korktukları için akla abanırlar. Bunlardan 'yaratıcı', 'kalıpları kırıcı' insanların çıktığı çok az görülmüştür.
Aklı mı kötülüyorum? Hayır! Onların akıl dedikleri şeyle ilişkilerini eleştiriyorum. Bu ilişkilerin siyasal uzantılarının çok tehlikeli olacağını düşünüyorum. Totaliter yönetimlerin katılığını destekleyen bu hava almaz, kokan akıl anlayışına karşı çıkıyorum. Bu aklın insan bütünlüğünü kuşatamadığını düşünüyorum. Kendi aklımı böyle bir akla yakıştıramıyorum.
***
İnsan kafası, karışıklığı sevmiyor! Düzenleyip, sağlamlaştırmak istiyor kendini. Akıl sağlığı bunu gerektiriyor. Soru şu: Nasıl bir sağlamlık? Aklı bir kışla olarak görüp, onu silahlarla donatarak, yanılmayı, bunalımı, sarsılmayı en aza indirgemeye çalışmak, aklın ordularını, hep 'teyakkuz' halinde, alarm halinde tutmak. Aklın Hitler yönetimi diyorum buna. Ruh kibarlığını, inceliğini, derinliğini, yumuşaklığını, isyanını ortadan kaldırıcı bu yoğun şiddetteki akıl bağımlılığı, küçücük beyniyle kainatı anlamak isteyen insanın içi boş şişinmelerinden başka bir şey değildir.
Aklımızdan gayri güvenebileceğimiz neyimiz var? Aklımız var. Bu akıl, duygularla, sezgilerle, düşlerle, arayışlarla, aranışlarla; isyanlarla, farklılıklarla, duyarlılıklarla zenginleştirilmiş bir akıl. Bunu, Batı'daki IQ'dan EQ'ya geçiş önerileri yapan, 'akıl yönetimi'yle yarar sağlayabileceğini uman görüşlerden esinlendiğim için söylediğim sanılmasın. Hiç ilgisi yok!
***
Temel tezim şu: İnsan aklını değiştirmedikçe bu düzeni değiştiremez. Bu düzense değişmelidir. Öyleyse akıl da değişmelidir. (Mantık sevenler için, durumu tam yansıtmasa da, ilk önermem A ise D, ikinci önermem D, sonuçsa A'dır! Mantıkça geçerli olmayan bir çıkarım, düz bir okuyuşla! Belki bu mantığı değiştirmek için, böyle düşünüyor olmayalım?) Kısaca: Bu akılla, bu düzen değişmez. Daha doğrusu, bu akıl anlayışıyla bu düzen değişmez!
Aklını kişiliğiyle, yaşadığı çevreyle etkileşime sokamadığı için kendini tahrip eden bir arkadaşım geldi aklıma. Aklını cephanelik sanmıştı. Biraz daha yaşayabilseydi arkalardaki gül bahçesini görebilecekti.
Bu evrendeki hayattan, insandan, geleceğin insanından sorumluysak, aklımızı değiştirmeliyiz.

<p>3-5 yaş arası çocuklarda internet kullanımının günde 1 saat olmasını belirten Uzman Psikolog Dery

Çocukların internet kullanımına nasıl sınır koyarım?

8 Mart Dünya Kadınlar Günü mesajları! Anlamlı, en güzel Kadınlar Günü sözleri!

Dünyanın sonuna ilişkin tarih verdi! NASA'dan korkutan açıklama

Sosyal medyadan servis ettiler... Haftanın yalanları