• $8,0722
  • €9,6695
  • 461.42
  • 1408.14
11 Mart 2012 Pazar

Edepli düşman

-Dostluğu öğrenemediğimizi, yaşamın sunduğu olanakları paylaşımımızda sorunlarımız olduğunu hep tartıştım, yazılarımda, derslerimde. Giderek anlıyorum ki düşmanlıkları yaşayışımızda da sorunlar var.
-Düşmanlık, düşmanlıktır, Hocam. İnsan düşmanını yıkmak için ne gerekirse yapmaz mı?
-Ne gerektiğini düşünüyorsun?
-İzin verin açıklayayım: İnsan, diğer birçok canlı türünde olduğu gibi, bu gezegende varlığını sürdürebilmesi için çevresiyle, türdeşleriyle bir savaşım içinde bulunuyor. Yaşam sürüp giden bir savaş. Bu savaşta, türler arasında, aynı türün bireyleri arasında da dayanışmadan söz edebiliriz. Düşmanlık ve dostluğun sosyo-biyolojik kökenlerinden haberli olmak gerek. Bu anlamda, belli bir yorumla, düşmanlığın, kendi varlığımı ortadan kaldıran güçlere karşı savaşımda gerekli olduğunu söylüyorum. Bu türün bireyi olarak yaşadığımız sürece, düşmanlarımız hep olacaktır. 'Ne gerekiyorsa' yapacağız onlara karşı, var olmak için. Hem birey olarak hem topluluklar, toplumlar olarak var olma savaşında düşmanlarımız olacak Onların varlığı bizi tehdit edecek. Bizi yaralayacaklar, örseleyecekler, öldürmek isteyecekler. Ölmedikçe savaşacağız.
-İtirazım yok söylediklerine. Konuya nereden girdik? Benim hakkımda yazılıp, söylenenleri aktarmıştın bana. Özel bir sorundan çıkmıştık yola. İnternette bir yığın dedikodu siteleri var, 'sözlükler' var, oralarda adları gizlenmiş bir yığın insan, akıllarına geldiği gibi, pek de sorumluluk gözetmeden, sözde tanıdıkları insanlar hakkında verip veriştirebiliyorlar. Kendimin dışında da tanıdığım felsefecileri, 'felsefe bilmez' suçlamasıyla yerin dibine sokabiliyorlar. Benim hakkımda yazılanları aktardın bana, duydukça inanılmaz bir keyif aldım, bu denli yanlış anlaşılmak her kulun sahip olacağı bir ayrıcalık olamaz diye düşündüm. Oralarda benim için yazılanlardan birinin sözlerini biraz değiştirerek; 'tiz anti örneklerim çıka, benim gibi insanlar bu kültürden kovula'.
-Aman Hocam, hem aldırmıyorum diyorsunuz hem hakkınızda onun bunun yazdıklarını ciddiye alıp üzülüyorsunuz.
-Bak şimdi kızacağım. Aynı şeyleri söyleyip durma. Bir sanatçıyı sanat açısından eleştirebilirsin. Bir fizikçiyi ortaya koyduğu kuramları, bulguları konusunda. Bir insanı, onda gördüğün insan zayıflıkları, yetersizlikleri bakımından irdeleyebilirsin. Bunu yaparken, senin o zayıflıkları görebilen biri olarak, onları bir anlamda taşıyor bile olsan, belli bir olgunlukta olman gerekir. İnsan olarak, bu gezegene erdemimizle iz bırakacaksak, düşmanlığın bile onurlu bir boyutu olduğunu gösterebilmeliyiz.
-Bel altından çalışmamalı, bokstaki bir deyimle!
-Tam öyle değil! Bir insanı, bir topluluğu, bir öğretiyi, bir inancı, bir ülkeyi sevmeyebilirsiniz. Bunun bir yığın nedeni de olabilir. Sevmediklerinize nasıl davrandığınız, sizin nasıl bir insan olduğunuz konusunda çok dikkat çekici ipuçları verir. İstersen, şöyle diyelim: İnsan düşmanına karşı duruşundan, kısaca, insan düşmanından belli olur. Rahatsız olduğu insanları eleştirişinden, onları yerişinden. Düşman olmanın bir adabı vardır. Edepsiz düşmanlık ne bizi ne de düşmanımızı geliştirir.
-Anlayamadım, düşmanımızın neden gelişmesini isteyelim?
-Her alanda değil elbette, ama düşünce, sanat, bilim alanında düşmanlık yararlı olabilir; geliştiricidir, gerektiği gibi dönüştürülebilirse. Elbette, bizim birbirini akademik konular dışında yemeye çalışan bir bölük akademisyen düşmanlığından söz etmiyorum. Düzeyli düşmanlıklar, düzeyli çatışmalar, düzeyli bir kültürel devinime yol açabilir. Düşmanımdan öğrendiğim, onunla kendimi tamamlamaya çalıştığım ilişkileri özledim hep.
-Çelişmiyor musunuz kendinizle? Düşmanınız sizi öldürmeye çalışıyor, geliştirmeye değil! Siz de Hazreti İsa olmadığınıza göre...
-Onun telos'u, hedefi bu olabilir. Benim telos'umsa, yaşamın, kültürün can bulması, gelişmesi olmalı. Yoksa yıllardan beri bizde de, Batıda da, entelektüeller arası tartışmalar son derece düzeysizleşir; egolarını şişiren, balon aydınlar kaplar gökyüzünü. Hepsinin teker teker patlatılmaları gerekiyor. Bu balonlar, medyanın şişirdiği, dedikodu dünyasının üflediği, ortaya ürün koyamayan, konulan ürünleri değerlendirmekten aciz insanların alkışladığı balonlar...
-Her çağda yok muydu?
-Sen bu işin sosyo-biyolojik olduğunu söyledin biraz önce. Ağır kişilik bozukluğu sorunları olanlar, tembeller, tez elden dikkat çekmek isteyenler, içleri sıkışık, kendi içlerini görmekten korkan, kendi ruhsal sorunlarını, entelektüel uğraşlarla perdelemeğe çalışanlar, düşmanlığa düşmanlık ediyorlar.
-Ne demek Hocam bu?
-Düşmanlığa düşmanlık, 'dostluk' demek olmayabilir her zaman. Düşmanlığı bilmemek demektir. Düşmanlıktan beslenememek, düşmanlığın bize kazandırabileceği olgunluğu engellemek demektir.
-Düşmanlıkla dost mu olalım o zaman?
-Hayır! Düşmanımı nasıl güzelleştirebileceğimi düşünmeliyim. Düşmanımın kendi çirkinliklerini fark etmesini sağlamaya çalışmalıyım.
-O zaman düşman değil, dost olmaz mısınız?
-Aradaki fark, iyi düşünmeli! Bak ne demiş Romalı: 'Interfice errorrum, dilige errantem', Yanlışı öldür, yanlış yapanı sev!

<h3>TÜRKİYE DEAŞ İLE MÜCADELE KAPSAMINDA BAŞİKA'DA</h3><p>Başika'daki Türk Üssü'ne en son yapılan sa

Başika Saldırısı: Irak'ta neler oluyor?

Fenerbahçe, Medipol Başakşehir maçı hazırlıklarını sürdürdü

Amerikalı Rapçi Kanye West'in ayakkabısı 2 milyon dolardan satışa çıktı

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, KKTC'de