• $7,3105
  • €8,8441
  • 413.108
  • 1495.74
18 Mart 2012 Pazar

Bir düğündür eğitim

Ağustos ayının sıcak geçtiği bir yıldı. Eşim öğretmen olduğu için, İstanbul'daki birkaç günümüzü öğretmen evinin sağlayacağını düşündüğümüz olanaklarıyla geçirmeye karar vermiştik. Öğretmen evleri kısıtlı gelirleriyle geçimlerini sağlamaya çalışan öğretmenlerimize sunulmuş bir armağandı.
İstanbul'un göbeğinde tarihi bir yapı içinde, denize manzarası olan odalarıyla sevimli öğretmen evine adım attığımızda, gece yolculuğunun yorgunluğunun ağırlığı içindeydik. Kısa süreli dinlenmenin ardından akşam odamıza döndüğümüzde, üç koldan bir gürültü terörüyle karşılaştık. Bahçede, birinci katta ve en üst katta üç ayrı 'düğün' vardı: Öğretmen evi binası, üç ayrı katındaki düğünlerden gelen nağmelerle çoktan göbek atmaya başlamıştı. Ne diyebilirdik ki: Evlenen öğretmenlerimize mutluluklar diliyorduk (Eğer evlenenler öğretmen iseler). Öğretmen evlerinin böyle önemli toplumsal etkinliklere katkısının önemli olduğunu düşünüyorduk. Sorun şuradaydı: Yorgunduk, uyuyacaktık ama törenlerin gece on bir buçuğa dek süreceği söyleniyordu. Yapacak bir şey yoktu; öğretmen kardeşlerimizin mutluluğu için yirmi üç otuz hiç de geç sayılmazdı. Keşke ses yalıtımları yapılmış ya da düğünlerinde çaldıkları müzik dinlenebilir türden olsaydı. 'Salla salla gül memeler oynasın' nedense üç ayrı yerden gürültü saldırılarında ortak sözlerdi. Sallanan neydi? Gül memeler mi, insanımız mı, hele hele onları eğitmekle yükümlü olan öğretmenlerimizin kültürleri mi? Öğretmen evlerinde bu düğünleri yapanlar kimlerdi? Öğretmen ya da öğretmen yakınları mı? Yoksa herhangi bir gece kulübündeki pahalıya çıkacak eğlenceyi ucuza getirmeye çalışan cebi dolu, paparazzi kültürüyle yıkanmış açıkgöz çıkarcılar mı? Buradaki eğlence müziğinin niteliği hiç mi önemli değildi? Eğer bu müzikle göbek atıp eğleniyorlarsa eğlenenlerin hiç değilse bir bölümünün öğretmen olduğunu düşündüğümüzde çok hazin bir durumla karşı karşıya değil miydik?
İnsanı eğlenme yolu, eğlence anlayışı ele vermez mi? Bu niteliksiz müzikle, 'gül memeleri' oynatan bir müzik öğretmeni düşünün! Bir Türkçe, edebiyat öğretmeni? Elbette türkülerde, şarkılarda, halk şiirlerinde çapkınca erotik sözler yok değildir, halkımızın geleneksel yaşam biçimi içinde yumuşamış, bir ölçüde benimsenmiştir. Oysa bu büyük bir gürültüyle beynimizi tırmalayan eğlence müzikleri, bu düğün anlayışı, bu kültürümüzün kaynağından kopmuş, evrensel ses ahenginden yoksun, beyin uyuşturucu, sığ, ruhun olanaklarını kör eden özellikleriyle öğretmenlerin evinde ne arıyordu?
Öğretmenlere müziğin nasıl olması gerektiğini mi öğretiyordu? Öğrencisi ile bir matematik problemi üzerinde çalışan matematik öğretmeninin kafasının ardında olan müzik bu muydu? 'Örtük bilgi' diye bir bilgi vardır, insanların hücrelerine sinmiş, çoğu kez farkına varamadıkları bilgiler: Görünen bilgilerini nasıl yaşadıklarını gösterebilir çoğu kez bu örtük bilgiler. Öğretmenin kültür düzeyi, yaşam niteliği, insan anlayışı bu örtük bilgisinde saklıdır: Sınıfta tahtanın önünde duruşunda, ses tonunda, bakışlarında, öğrencilere seslenişinde, yaptığı esprilerde, uzmanı olduğu bilgiyi kullanışında kendini belli eder: Öğretmen evinde beni can evimden vuran müzikle eğleniyorlarsa, öğretmenlerimizin derslerinde sığ bakışlı, ezberci, basmakalıp düşünen, ufkunu geliştiremeyen, düzenin kör uyumcusu haline gelmiş insanların olmasında şaşılacak bir durum yoktur! 'Ezberden kurtaracağız' ezberi; 'eğitimi yeniliyoruz' eskitmeleri doğaldır! Ezberden kurtaracak insanların kafaları, böyle bir yaşam biçimiyle, bu eğlence anlayışıyla doluysa, gençlerimizi bir diğer 'gizli ezber'e, 'gül memelerin' sallandığı ama basmakalıp yaşam anlayışının sallanmadığı ezbere sürükler gençleri. 'Gizli ezber' henüz yeterince fark edemediğimiz bir önemli tehlikedir! Eleştirel düşünmeyi, anlatan nice basmakalıp makale, basmakalıp kitap geçti elimden! 'İrdeleyecek, araştıracak, sorgulayacak!' Kim? 'Benim kızım bir büyüsün, bak nasıl sorgulayıcı olacak!' Sorgulayıcılık denen bir 'kalıp' icat edip bu kavramı da ezberci edebiyatımıza armağan etmiş oluyoruz. 'Gül memeler oynamalı!' Sallayalım, sallayalım ki, sorgulayıcı kafamız, başkalarını gece yarılarına kadar, zevksiz müziğimizin sonuna kadar açılmış gürültüsüyle rahatsız etmeli!
Elbette öğretmenlerimizin çoğunluğu bu zevksizliğe karşıdır. Elbette onlara saygımız vardır. Ama biz eşimle öğretmen evindeki düğün çılgınlığının geçmesi için gece yarısına kadar bir kahvede bekledik. Otuza yakın kitabı, yüzlerce yazısıyla ben, milli eğitime en büyük katkımın bu kahvedeki sabrımla olduğunu düşünüyorum. Üstelik düğünler ardından ertesi gün bahçede bu kez 22.30'a kadar 'taverna' müziği çalan değerli arkadaşı dinleme tahammülü ile Hz. Eyüb'ü anlamaya çalıştım.
Bilgimiz ile incelmeyi, güzelleşmeyi ne zaman öğreneceğiz?
***
Sevgili Kardeşim İsmail Küçükkaya hastalığımı yazmamı önerdi. Biraz daha düşüneceğim. Perşembe günü bir sorun olmazsa hastalığı yazacağım.

<p>Afyonkarahisar'da sipariş ettiği çiğ köftenin acılı olduğu gerekçesiyle iş yeri çalışanı Y.K.'yı

Sosyal medyayı ayağa kaldıran olayda yeni gelişme! Çiğ köfte 'acılı' diye çalışanı tokatlayan şüpheli serbest

Safranbolu'da 606 Mehmetçik kan bağışı yaptı

Dünyaca ünlü yönetmen Guy Ritchie Ayasofya ve Topkapı Sarayı'nı ziyaret etti

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları (01 Mart 2021)