• $8,0662
  • €9,6704
  • 461.242
  • 1408.14
04 Mart 2012 Pazar

Edebiyat ve felsefe etkileşimi üstüne

Edebiyat yapmakla felsefe yapmak arasında nasıl bir ilişki var sizce? Bu ikisi arasındaki ilişkinin dünü, bugünü ve yarını konusunda neler söylemek istersiniz?
Önce, böyle bir ilişkinin olması için yapılması gerekir, edebiyatın da, felsefenin de. Edebiyat ve felsefenin ilişkiye girdiği alana Türkçede bu iki sözcüğün harmanlanmasıyla ortaya çıkabilecek bir sözcükle edebsefe diyelim. Yaptığınızın edebiyat ve felsefe olması gerekir ki bu ikisi edebsefe alanında karşılaşabilsinler. Demek ki sorun öncelikle, değer, değerlendirme sorunu. Nitelik sorunu. Edebi değeri olmayan bir metinle, felsefi değeri olmayan bir metin, edebi ve felsefi etkinlikler, yaratmalar, ürün ortaya koymalar açısından karşılaştırılamazlar. Çünkü bunlar edebsefe alanına giremezler. Demek ki kültürün bir alanı olarak edebsefe, kendini edebi ve felsefi değeri olan ürünlerle ortaya koyabilir. Homeros, Hesiodos, Eski Yunan'daki başarılı tregedya yazarları, şairler, felsefeyi etkilemişlerdir. Felsefe edebiyattan beslenerek edebelsefe alanını oluşturmuştur. Edebiyatı gelişmemiş bir kültürde felsefenin çiçek açması bana çok zor görünüyor. Dilin işlenmiş olması gerek. Bir dil kuyumculuğu olarak edebiyatın önemini görmek gerekiyor. Edebiyat da felsefeden beslenir elbette. Ama zaman zaman kucaklaşsalar da bu iki alan iki ayrı alandır. Edebiyat yapıtlarına başarısızca yamanış edebiyat, edebiyatın ruhunu elinden alan sıkıcı 'felsefe attırmaları' edebsefeyi besleyemez. İkisi birbirini yok etmeden edebsefenin pınarından beslendiğinde örneğin Nietzsche'nin Zerdüşt'ü gibi çarpıcı bir yapıt çıkıyor ortaya. Zerdüşt ne edebiyat ne de felsefe yapıtıdır; çünkü hem edebiyat hem de felsefe yapıtıdır; edebsefe yapıtıdır.
***
Felsefe ve edebiyat başlangıçta birdi. Aynı kaynaktan çıkmışlardır. Önce şiir vardı, çünkü. Önce şiirle düşündü insan, şiirle duydu. Bu konu üzerinde kitaplarımda çalışmalar bulunabilir. Şiir benim için, edebsefenin pınarıdır. Şiirden yalnızca edebiyat türü olan, genellikle nazım biçiminde yazılan ürünleri anlamıyorum. Şiir, olağan dilin, günübirlik sıradan hayatın ötesine dille, duyuşla, düşünme ve düşünceyle hayat tarzıyla gidebilme olanağının adıdır. Son dönemde, Heidegger bu olanağı sezenlerden biridir.
Antik Yunan'da şiir keşfedilmişti. Elbette destanların nazım formundan söz etmiyorum. Kültürün içine tıkılmış, sürüklenerek yaşamanın 'dışına' çıkıp, bu yaşamı yorumlayabilme, bu yorumun maharetle geliştirilen dille yapılması, şiir dinleyicilerinin, tragedya izleyicilerinin şiiri içlerinde duyup, düşünebilmeleri, şiirle yaşanan bir yaşam olduğunu düşündürüyor.
Form olarak, biçim olarak şiir söyleyen kültürler vardır ama bu, onların biraz önce söylemeye çalıştığım anlamda şiiri keşfetmiş olduklarını göstermez. Şiir bir inşadır, bir üretimdir, bir meydana getirmedir, poiesistir. Şiiri keşfetmiş kültürlerde, şehircilik, mimari, heykelcilik, resim gibi sanatlarda ürünler görülür.
Örneğin Osmanlı belli bir dönem içinde şiiri keşfetmişti. Selçuklu Anadolu'da şiiri yaşayan Yunus'u, Mevlana'yı gördü. İran kültürü çok eskilere giden tarihi içinde şiiri keşfetmişti. Çin de.
Antik Yunan'da şiir felsefeyi doğurdu. Sokrat öncesi düşünürleri, bu anlamıyla şairdiler. Ama edebiyatın şairi değil, edebsefenin şairi idiler. Giderek şiir Platon'un bir kısım diyaloglarında başarıyla yaşadı. Aristoteles'in metinlerinde geri çekilmeye başladı, yerini felsefe doldurdu. Şimdilik bu öyküyü burada keseyim. Gün gelir belki kitap boyutunda anlatıveririm, örnekleriyle.
Belki de bugün ülkemizin neden şiir tutmadığı konusunda bir nota gerek var. Bir ülke, kendi üzerinde şile var olabilmesi için hava küre gibi şiir küre oluşturmalıdır. Yaşananların şiire katılabildiği bir hayattan söz ediyorum. Ülkemizde çok şair var, çok şiir yazılıyor, yine de ülkemiz şiir tutmuş değil. Yerel hareketler var. Tek tek araştırmalar var ama onlar henüz olanca farklılığı, renkliliği ile bu çalışmalar şiir küreyi oluşturmuyor. Şiir küre oluşmayınca ülkenin yaşama dünyasında köklerini bulan anlam dünyasından doğabilecek özgün felsefe araştırmaları ortaya çıkamıyor. Şiirden yoksun manzumeler; taklitçi sığ, kavrama gücü düşük, çoğu akademik ödev olarak yapılan uyduruk felsefe çalışmaları şiir tutmayan ülkenin kültürel manzaralarını oluşturmaktadır.
Edebi metinlerin felsefi açıdan okunmasını nasıl karşılıyorsunuz; bu yapılması gereken bir şey midir?
Filozofun arayışına, tavrına, tarzına bağlı olarak, edebiyat yapıtları felsefe gözlüğüyle okunabilir ama felsefe kitabı gibi okunmamalıdır. Kimi felsefi tutumların, tavırların, bakışın, düşünme tarzının altında yukarıda anlatmaya çalıştığım anlamda şiirin keşfedilmesi gerekebilir. Örneğin Heidegger'in Hölderlin okumaları, felsefi tavrın şiirsel kökenini bulmak için yapılmıştır diye düşünüyorum.
(Sorular: Vefa Taşdelen)

<p>Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias ile görüşmesinde ger

Dendias provokasyon için mi geldi?

Fenerbahçe, Medipol Başakşehir maçı hazırlıklarını sürdürdü

Amerikalı Rapçi Kanye West'in ayakkabısı 2 milyon dolardan satışa çıktı

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, KKTC'de