• $7,4801
  • €9,0425
  • 408.272
  • 1538.04
21 Nisan 2011 Perşembe

Diklenmek, dik durmak

Diklenmekle dik durmak arasındaki fark, edep tarihimizin kadim sayfalarında yazılıdır. Dik durmak, sanat eserlerini dik tutmak anlamına da gelir. Kars'taki heykelin yıkılıyor olmasının yaratacağı kültürel travma, bu ülkenin tarihine kara bir leke olarak geçecek, hiçbir siyasi diklenme bu lekeyi ortadan kaldıramayacaktır.
Bu toprakların yüzlerce yıllık tarihi içinde, insanımız kendini yok etmeye çalışan güçlere karşı nasıl direneceğini bilir. Anadolu insanı kendi içindeki dirlik mücadelesinde, derinlikli bir var olma uğraşıyla esen rüzgarlara karşı eğilmeden dik durmayı, siyasette, günlük yaşayışında, savaşlarda, kültür hayatında değişik örneklerle göstermiştir.
Dik duruş, ülkemizi kuran değerlere sahip çıkıp, o değerleri değişen hayatın akışı içinde tazeleyerek korumakla sağlanabiliyor. Elbette öncelikle bir bilgi ve görgü işi. Ancak, nasıl bir hayata sahip çıktığımızı bilerek, bilinçli bir dik duruşu gerçekleştirebilirsiniz. Kime karşı, hangi durumda, nasıl etkiler altında sizi ezdiğini düşündüğünüz güçlere karşı çıktığınızın da farkında olmalısınız.
Diklenmeyi kim alkışlar? Hangi değerlerle nasıl dik durulabileceğini bilmeyenler alkışlar. Dik durmanın diklenmeye ihtiyacı yoktur. 'Yumuşak konuşursam beni aciz sanırlar' düşüncesi, konuşmamızın içeriğinden kuşku duyduğumuzu gösterir. Sevecen, sıcak, mütebessim bir ülke olarak dünyaya dik durmak neden mümkün olmasın? Edebimizin tarihindeki içtenlikli tebessümü yeniden keşfetmek zorundayız.
Sayın Başbakanımızın yıllardan beri sürdürdüğü öfkeli, yüksek perdeden konuşma tavrı, çoğunlukla diğer siyasetçilerimize sirayet etmiş; birbirlerine laf sokuşturan, sürekli olarak küçümseyici bir tavırla yüksek perdeden konuşan bir siyasetçi tipi siyasi hayatımıza egemen olmuştur. Bunun medya ayağındaki karşılığını da görüyoruz: Avazı çıktığı kadar bağırıp, ne olursa olsun karşısındaki insana laf sokuşturarak tartışmayı kazanabileceğini düşünen tartışmacılar ekranlardan düşmüyor. Kime karşı? Seyirciye. Onlara ne denli haklı, başarılı olduğumuzu göstermek için.
Kim kime Fransız kalmıştır? Sakın başkalarını suçlarken, kendinize, içinde bulunduğunuz duruma, dünyaya Fransız kalmış olmayalım? Tankın arkasından yürüyen askerler gibi siyasetçilerimiz: Tank, liderleridir. Liderler bağırır, laf sokuşturur. Arkadakiler de alkışlar.
Siyasetimizin düşünme düzeyi çok düşüktür. Bilgelik düzeyi de. Olgunluk yaşlarına bir türlü gelememişlerdir. Tartışmalarda, incelik, zeka, ironi mizah yoktur. Saldırı, küçümseme, aşağılama yoğunluklu bir sığlık ve kabalık egemenliği söz konusudur.
Dik duran diklenmez. Sürekli diklenme varsa, diklikten kuşku vardır. Diklenerek dik durulmaz. Güçlü olunarak, var oluş kudretimizi arttırarak.
Halka bağırıp çağırmalar odaklı bir siyaset sunuyoruz. Böyle bir siyaset kültürümüze yakışmıyor.

***
Böyle bir siyaset nasıl bir toplumun, nasıl bir hayatın yansımasıdır? Böyle bir siyaset yapmanın ardında nasıl bir dünya görüşü, nasıl bir hayat tarzı, nasıl bir insan nasıl bir davranış kalıbı var?

a) Aceleci, çabuk sonuç almak isteyen, nasıl olursa olsun başarıya odaklı bir yaşam beklentisi
b) Dünyayla bütünleştiğini sanan, ucu çıkara dayalı projeler yaparak fırsatlar yakalamayı öngören bir bakış açısı
c) Vitrin odaklı, karşı tarafın boşluklarından yararlanarak güç elde etme anlayışı
d) Yeni fikirler, dünyaya egemen fikirlere uyum sağlanarak kazanılabilir inancı
e) Kendimize özgü yaşayışımızdan çıkabilecek özgül yanlarımızı keşfetmek yerine, dünyaya uyum sağlamak adına egemen güçlere şirin görünme çabası
f) Bu şirin görünme çabasında yer yer diklenmelerle 'ben buradayım' vurgusunu yapmak. Dünyaya meydan okumayı egemen güçlerden onay almanın örtülü biçimi haline getirmek
g) Markalara, popüler egemen görüşlere,
'vitrin kurtarıcı' parlak sözlere eğilimli olmak. Yaldızlanmış sığlıklarla dolu bir kültür hayatı.
h) Geçmiş değerleri arada bir hatırlayıp, törenlerle kutlayarak, hamasi nutuklarla geçiştirilen bir değer hayatı
i) Belli otoritelere aşırı değerler biçerek onlar etrafında öbekleşip, ortak çıkar grupları oluşturan bir yaşam
j) Köklere inemeyen bir kültürel anlayış. Kendi kültürel hazinemizi, kalıplarla bakıldığı için değerlendirememe, Batı'yı kendi dilleriyle, kendi kültürel derinliği ile öğrenememe.
k) Malumatfuruşluğun giderek arttığı, buna karşın bilgili insanları sayısının azaldığı bir dünyada bulunma. Hele hele bilgisini yaşamına katabilmiş, kendi dünyası, kendi sözü, kendi hayatı olan, bilgisini görgü düzeyinde yaşayabilenlerimizin giderek azalmakta oluşu.
Dik durabilmenin olmazsa olmaz koşulu, kendini eleştirebilme gücüyle dışımızdaki dünyayı kavrayarak, köklerimizden geleceğe uzanan bir hayatı kurabilecek güce ve donanıma sahip olmaktır.

<p>İlk etapta atışlarda biraz başarısız olsa da eğitimini  alarak ve kurallara uyarak gerçekleştirdi

Bordo berelinin poligon macerası Zeki Gümüş'le Rastgele'de

Kahramanmaraş'ta 3 mahalle karantinaya alındı

Türkiye'deki yaban hayatı fotokapana yakalandı

Güneş patlamalarının kaynağı ilk kez belirledi