• $8,058
  • €9,6752
  • 460.376
  • 1408.14
31 Mart 2011 Perşembe

Ülkedeki politik yaşamın manevi iklimi hakkında

Türkiye'de manevi iklim değişmekte mi? Manevi iklimden kastım şu: Sanat, bilim, düşünce ve inanç sistemlerinin yaşanmasında insanların tavırları, birbirlerine, hayata karşı duruşları değişti mi?  Özgürlük geldi deniyor. Nasılsa demokrasi de gelmiş, çeteler ortadan kalkmış; peki insanın kinleri, intikam duyguları, iktidar hırsları, birbirlerini dinlemeye ve anlamaya istekleri değişti mi? Eskiden de insanlar düşüncelerinden dolayı zulüm görüyordu, şimdi de görüyor. Eskiden de iktidarı şişiren, bu şişirmeden nemalananlar vardı şimdi de var. Yine medyada çıkar kavgaları sürüp gidiyor. Yine sahtekar dinciler, sahtekar ideoloji mensupları var. İktidarlar değişiyor, ülkemin manevi iklimi değişmiyor. Sahip oldukları dünya görüşlerinin olumlu yanlarına, güzelliklerine yakışmayan çirkin insanlar var eskisi gibi. Kendine aydın deyip de değer yaşayamayan, hayata soylu (Nietzsche'nin anladığı anlamda!) sağlam, sıkı biçimde duramayan, yanardöner, sığ, çıkarcı insanlar yine eskisi gibi iş başında.
Gücü ele geçiriyor, kendi dünya görüşünü egemen kılmaya çalışıyor ülkeye. Ardından 'Türkiye değişti' diyor. 'Halkımız değişimden yana, dünyayı kavrayan insanımız değişimden yana.' 'Bizden yana' demek istiyor. Kimi liberal arkadaşlar, dünyaya uyum sağladık, evrensel değerlere sahip olduk diye iktidara sahip çıkıyorlar. Hangi değerlerdir onlar? Hangi dünyaya açıldık? Türkiye değişiyor. Ne yana? Hangi değerlere? Nasıl bir manevi iklime? Demokrasi, bir manevi iklimle yaşanabilir. Birbirine saygısı olan, yaşama ufku geniş, bir arada yaşama terbiyesine sahip, bizim kültürümüzün deyimleriyle 'kerem ve hilm' sahibi (Ruh zenginliği ve incelikler sahibi!) insanlarla yaşanabilir demokrasi. İnsan malzememiz aynı kaldıkça, belki de daha kaba, daha sığ özellikler taşımaya başladıkça, demokrasi yalnızca bir kelime olarak çıkar ağzımızdan. Biz demokrasi kültüründen yoksun, demokrasi özürlü insanlar, farklı partilere oy vererek ülkeye demokrasi getireceğimizi sanırız. Oysa yoktur birbirimizden farkımız. Kimimizin demokrasi zaten umurunda değildir. Bir araçtır demokrasi. Demokrasi, kendi dünya görüşüyle yaşanacak bir hayata hazırlıktır. Onun dünya görüşü tek doğru, tek hakiki, tek kurtarıcı görüştür çünkü. Bu kafaların giderek çoğaldığı bir ülkede demokrasi bize haramdır, elbette.

***
A partisi gidecek, yerine B gelecek. Ne olacak? Türkiye'ye özgürlük gelecek, demokrasi gelecek. Demek ki, demokrasi partilerin iktidarına bağlıdır. Ha bir de yasa çıkarmak gerek: Çıkar yasayı, durum değişsin. Ayrıca yasaları keyfimize göre, işimize geldiği gibi yorumlamada üstümüze yok. Kitap oluşturuyor, sonra çıkarlarımızı kitaba uyduruyoruz. Ödün veremeyeceğimiz ilkelerimiz, uğruna her türlü zulmü göze alacağımız değerlerimiz yok.
Türkiye'de sağcısı, solcusu, liberali, dincisi, dindarı, laiki, laikçisi, dinsizi, ateisti çok fazla benziyor birbirine. Etiketler farklı, mal aynı.
Nasıl değişir o halde bu ülke demokrasiye doğru?

***
Ne açıdan benziyorlar birbirlerine: Birbirlerine hitaplarında benzeşme var. Aşağılayarak, yer yer hakaret ederek konuşuyorlar. Kendi dünya görüşlerinin, inançlarının tek doğru yol gösterici olduğuna inanıyorlar. Çoğunlukla birbirlerini anlama istekleri yok. Pek çoğu gösterişi seviyor ne pahasına olursa olsun halkı etkilemeye çalışıyor. Tribünlere oynama eğilimi taşıyor. Çoğunda bir türlü kurtulamadıkları bir kibir var.

***
Muhafazakar kesimde dayanışma, bağlılık, lidere, otoriteye boyun eğme oldukça yüksek. Daha liberal, deyim yerinde ise daha sola doğru politika yaptığını söyleyenlerde birey ön plana çıkabiliyor. Siyasete akademik kanattan gelenlerin bir başka şişinme tavırları olabiliyor. Sahip oldukları narsist bakış, onların parti disiplini içinde, takım çalışması yapmalarını engelleyebiliyor.

***
Bu ülkenin sol hareketlerinin tarihine baktığınızda, sık sık bölünmelerin yaşandığını görebilirsiniz. Her biri, kendi başına birey olmaya çalışan insanların bir dava uğruna bir araya gelerek mücadele etmesinde sıkıntılar yaşanıyor. Bu bölünmüşlük ve parçalanmışlık da demokrasiyi yaşamada büyük bir engel oluşturuyor. Bir arada yaşama terbiyesi gerektiriyor demokrasi.

***
Şimdi bana bu kadar sözün ardından şöyle diyebilirsiniz: 'Senin sözünü ettiğin demokrasi nerede yaşanıyor, ne zaman kimler tarafından yaşanmış?' Benim buna yanıtım çok kısa: Henüz yaşanmadı. Deneniyor. Bizim ülkemiz manevi ikliminin köklerine indiğinde, orada binlerce yıllık gelenekten gelen birikiminin zenginliğinde hikmetle birleşmiş, bir yaşama sanatı keşfedebilecektir. Buradan, Anadolu'da hala eksik ve özürlü yaşanan demokrasiyi, bu keşfettiği yaşama sanatı ile yoğurup, ona yeni anlamlar katabilecektir.

<p>Kütahya'da Hanım Ç., bir süre önce uzaklaştırma kararı aldırdığı eski eşi tarafından iftar yemeği

Kütahya'da kan donduran olay: Eski eşi iftar yemeği sırasında bıçakladı

Bakanı Karaismailoğlu, Hasankeyf-2 Köprüsü Açılış Töreninde katıldı

Milli Savunma Bakanlığı fotoğrafları paylaştı

''Baharın müjdecisi'' leylekler Bingöl'e renk kattı