• $7,5526
  • €9,0544
  • 410.915
  • 1538.04
24 Nisan 2011 Pazar

Çocuk Atatürk

Sevgili okurlarıma yıllar önce yazdığım bir yazıyı tekrar hatırlatmak gereği duyuyorum. Bu gergin yaşam ortamında çocukluğumuzu unutur olduk. Çocukluğunu unutmuş bir toplum çökmeye yüz tutmuş demektir. Yaşama sevinci ile yüklü umutla hayatın keşfedilmeye değer olup, keşfedilecek yanlarının hala bulunduğu inancını yaşar sağlıklı bir çocuk. Yoksa çocuklarımızı da yılgın, yorgun insanlar haline getirip kendimize mi benzetiyoruz?           Cumhuriyetimizin köklerindeki yaşama sevinci ve sevgi dolu çocukluğu unutmadan Atatürk'ü yorumlayalım.
 Atatürk kimi sevdiklerine 'çocuk' diye seslenirdi. Atatürk'ü hep gözleri ışıl ışıl, yaşama sevinciyle dolu bir çocuk olarak düşünmüşümdür.
Çocuk olabilmek, çocuk kalabilmek: Yeni, yaratıcı, meraklı, araştırıcı olmanın eşiğinde durmak değil midir? Bakmayın siz ruhbilim öğretilerinde dile getirilmeye çalışılan 'içimizdeki çocuk' kavramı içinde tutulmaya zorlanan çocukluğu: Çocukluğun kuram aşırı bir niteliği vardır. Kitap okunarak çocuk olunmaz. Çocukluk bir karakterdir. Elbette, bir ölçüde edinilebilir. İnsan çocukluğu keşfedebilir, ona ulaşmaya çabalayabilir. Nietzsche'nin Zerdüşt'ü üçlü evrimden söz eder: Sırasıyla, deveyken aslan, aslanken çocuk olmak: Evrimin bir anlamda ucunda durur çocukluk. Deve, isteyince çocuk olamaz. Çocukluk, yaşamın bir döneminde yaşanıp, yitirilir biyolojik olarak. Ruhun çocukluğa ulaşması ise, özgürlük ister, bağımsızlık. Ruh bağımsızlığına erişemeyenler çocuk olamazlar: Boynu bükük, bağımlılığı, alışkanlıklarla yaşayan insanlar haline gelirler. Olgunluk, bana sorarsanız. Çocukla yaşanan olgunluktur.
Atatürk çocuktu: Yeniliğin, dönüşümün yılmadan ardında koşabilen, düş dünyası geniş, meraklı, araştıran. Atatürk çocuktu ve cumhuriyetin çocuk kalmasını istedi hep: Her dem taze, her dem devingen, keşfedici, yaratıcı.
 İnsanlar gibi ülkeleri de çocuk olabilirler; yaşlı, yorgun kültürler olabilir, ağır, yavaş, devinen. Ben ülkemin hep çocuk olduğunu düşündüm: Atatürk denen bir dahiyi yetiştiren çocuk ülke. Çocuk Atatürk'ü yetiştiren çocuk ülke.
Cumhuriyet ruhu, Atatürk'ün ona kazandırmaya çalıştığı ruh, heyecanlı, meraklı, araştırıcı bir çocuk ruhuydu: Bilimde, sanatta, düşüncede kendini gösteren, ona giydirilmeye çalışılan özgürlüğü kısıtlayıcı giysiyi parçalayıp; yaşama kendi açısından bakabilme cesaretini taşıyan olgun çocuk ruhu.
Oysa ne Atatürk'ün ne de cumhuriyetin çekirdeğindeki çocuğu keşfedemedik. Atatürk törenlerde, yorgun, heyecansız, basmakalıp düşüncelerle dolu, çocukluğunu yitirmiş, yılgın insanlarca yıpratıldı; ondaki coşku ve heyecan yorumlanamadı. Bayat yorumlarla Atatürk, düzleştirilmeye, yaşlandırılmaya çalışıldı, çoğu kez bilinçsizce. Onu, ona yakışacak biçimde anmayı yorumlamayı bilemedik. Aynı durum cumhuriyetimizin de başına geldi. Cumhuriyet sürekli devinim, sürekli yenilenme, sürekli atılım, sürekli araştırma demekti. Oysa o, içinde taşıdığı çocuk ruhuna uygun yorumlanamadı. Kültürün çocuk ruhunu harekete geçirecek oyun ruhu, bilim, sanat ve düşünceyle sağlanabilirdi. Bilim insanı olabilmenin, gerçekleri keşfetme başarısının oyun oynamayı seven, düş gücü son derece gelişmiş bir çocuk ruhu ile sağlanabileceğini anlayamadık.
Yoksul, düzensiz bir yaşamda insanlar çocuk olamıyor, çocuk kalamıyor, çok çabuk büyüyor. Çocukluğunu yaşayamamış, çocukluğa hasret insanların çoğunlukta olduğu bir kültürde, dogmaları sorgulayabilen, yaratıcı olma özgürlüğüne, özerkliğine sahip insanlar yetişemiyor. Yaşamı bir kocaman yük sayan, gergin, kaygılı insanların umutsuz çözüm arayışları egemen olmaya başlıyor kültüre.
Oysa cumhuriyetin çekirdeğinde, Atatürk olmanın özünde çocukluk var: Devşirilmiş, öğrenilmiş, diğer kültürlerden, insanlardan hele hele kuramlardan alınmış çocukluk değil bu: Düşlerle, yaşama sevinciyle dolu bize özgü, özgün bir çocukluk: Bilimde, sanatta, düşüncede yaratıcı ürünler ortaya koymamıza olanak sağlayacak özgürlük, özerklik.
Yitirdik çocukluğumuzu. Ağır bir ekonomik yük binmiş sırtımıza. Ham halat çocuklarla; kaba, meraktan uzak, kendi büyüklüğüne saplanıp kalmış sözde çocuklarla yaşıyoruz. İnançlarının, bilgilerinin dangalağı olmuş, kendi dünyalarına yolculuk etmekten aciz, papağan, boynu bükük, ezik çocuklar istemiyoruz. Bunları aşıp, saplantılarımızdan, ezme ezilme duygularından, bizi fanatik insanlar haline getiren korkularımızdan arındığımızda, başarabilirsek olgun çocuk ruhumuz, bu güçlükleri yenmeye hazır. Sıkıntılar, acılar çekilecek. Çocuk Atatürk'ün bize emanet ettiği çocuk cumhuriyet, çocukluğunu hatırlamalı yeniden. Düşlerini, yaratıcı oyunlarını kuşanmalı: Bilim, sanat ve düşünceye çocuk canlılığı ile katkıda bulunmaya çalışmalı.

<p>Ermenistan üzerindeki küresel güç mücadelesinin uzun süreceğini söyleyen Altınbaş Üniversitesi Öğ

Ermenistan'daki durum kimi, nasıl etkileyecek?

Kahramanmaraş'ta 3 mahalle karantinaya alındı

Türkiye'deki yaban hayatı fotokapana yakalandı

Güneş patlamalarının kaynağı ilk kez belirledi