• $ 5,8989
  • € 6,5424
  • 294.468
  • 121475
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54

Yönetici elitlerin nüfuzu; mimari hamilikler

Osmanlı yönetici elitleri, asıl vazifeleri dışında, sanatın himayesi gibi çeşitli alanlarda etkinlikler gösterip, Osmanlı sarayında öncü roller ediniyorlardı. Geçen yazımda bu konuya değinmiş, minyatürlü yazmaların üretiminde ve çeşitli dönemlerde kütüphaneler kurulmasında yönetici elitlerin öncü rollerini anlatmıştım. Bu yazıda da saray ağalarının mimari hamilikleri üzerinde durmak istiyorum. İstanbul’da İstiklal Caddesi’ndeki Ağa Camii’nden Kadıköy’deki Osman Ağa ve Cafer Ağa camileri kadar çok sayıda ibadethane, çeşme dikkati çeker. Bunların bir kısmı sarayda görev yapan hadım ağaların himayelerinde inşa edilmiştir.

Osmanlı geleneğinde, yaptırılan eserlerin büyüklüğü, malzeme kalitesi ve süslemelerindeki gösteriş derecesinin, haminin rütbe ve makamına göre belirli bir adap anlayışı çerçevesinde geliştiği bilinmektedir. Bu çerçevede saray ağalarının en mütevazı bani gruplarından olduğu dikkati çeker. Küçük ve gösterişsiz eserlerle imar çalışmalarına katılmışlardır. (Detaylar için bkz. Ezgi Dikici, ‘Adab ve bağlam: Erken modern dönem İstanbul’unda Osmanlı saray hadımlarının mimari hamilikleri’ makalesi)

16.yy son çeyreğine kadar Enderun’daki ağaların harem ağalarına kıyasla hiyerarşi içinde daha üst konumda olmaları sebebiyle saray hadımları arasında mimari hamiliğin önde gelenleri Kapı Ağaları olmuştur. III. Murad döneminde ise, saray hadım ağaları teşkilatında önemli değişiklikler meydana gelmiştir. Darussaade Ağası olarak atanan Habeşi Mehmed Ağa, itibar bakımında Kapı Ağası’nı gölgede bırakmış, Haremeyn Vakıfları’nın nazırlığı görevi de Kapı Ağalığı’ndan alınıp kendisine verilmiştir.

Ağaların hiyerarşideki bu değişimlerden öte, padişaha yakınlıkları ve onun dış dünya ile ilişkisinde elde ettikleri nüfuzla, protokoldeki yerlerini aşan güçleri olabiliyordu. Öte yandan vakıfların ürettiği maddi kaynağın dağıtımında da söz sahibi olmaları onlara nüfuz kazandırıyordu.

Bu çerçevede, bazı istisnalar hariç, hadım ağaların yaptırdığı camiler sade, kubbesiz, revaksız, süslemesiz, ucuz malzemeden yapılan eserlerdi. Hamilerin mevki ve makamlarına göre banilikleri, yazılı normlara dayanmasa da, yerleşik bazı toplumsal kabullere dayanıyordu. Ağaların kendi rütbelerine eşdeğer adabı korumak adına ellerindeki birikimi tek bir yerde gösterişli biçimde kullanmak yerine birden çok, küçük eserler arasında paylaştırdıkları da görülmektedir. Çeşme bu bakımdan elverişli bir eser durumundaydı.

Saray ağaları zaman zaman bina yaptırmak yerine görünmeyen vakıf faaliyetlerine de katılabiliyordu. Fakat imparatorluk bünyesinde mimari eser inşasına temayülün arttığı dönemlerde ağaların hamiliklerinin arttığı görülür. Mesela, II. Bayezid dönemi, harem kadınlarının da bu tür faaliyetlere giriştiği, mimari açıdan zengin bir dönemdir.

E.Dikici’nin de makalesinde ifade ettiği üzere, saraylı hadım ağaları, hem görevlerinin, usul ve adabı koruyuculuk olması hasebiyle, hem de toplumsal algıya riayet adına mimari hamiliklerini belli çerçevelerde bırakmışlar, kubbeleri ve revakları kendi hiyerarşilerine uygun ölçülerde inşa etmişlerdi.

Osmanlı bakiyesi coğrafyada rastladığımız çeşitli mimari eserlerin arkasında, bu tür hiyerarşiler zincirinin olduğunu görmek, iktidar ilişkilerini çok yönlü olarak ele almak gerektiğini işaret ediyor.

<p>Van-Özalp karayolunda bulunan vahşi çöp depolama alanında 2018 yılında İpekyolu Belediyesi temizl

Ölüme Terk Edilen Köpek, Engellilerin ´Dost´u Oldu

Hayranı gibi yaklaştı önce imzasını aldı, sonra canını!