• $13,7194
  • €15,5684
  • 786.53
  • 1910.41
25 Ocak 2016 Pazartesi

Türk sanayisi ve Koç Ailesi

Yoğun bir tartışma başlamıştı. Tartışmayı başlatan, olayın fitilini ateşleyen bir romandı. Şimdilerde pek popüler olmayan Erol Toy’un ‘İmparator’ adlı romanı, Türk sanayileşmesi ile ilgili bir aile hikayesiydi. 70’li yılların etkileyici ‘Yön’ çizgisinde bir bakış açısıyla ‘montaj sanayinin’ nasıl ortaya çıktığını, daha doğrusu devletin kapitalist yetiştirme modelinin yol açtığı olaylar etrafında ‘İmparator’un nasıl geliştiği anlatılıyordu. Dönemin politik ortamı, hakim bakış açısı içinde bu roman uzun süre en çok satan kitaplar listesinin başında yer aldı.

O zaman gazetelerin kitap sayfası veya kitap eklerinde yapılan yorumlarda, aslında anlatılan hikayenin Koç’un yani Vehbi Bey’in hikayesi olduğu yazıldı, çizildi. Çok geçmeden Vehbi Koç imzasıyla yayımlanan ‘Hayat Hikayem’le bizzat Vehbi Bey, hakkında yazılıp konuşulanlara, yazılanlardaki çarpıtmalara, gerçek dışı ithamlara böylece cevap vermiş oluyordu.

Yerli sanayi

Demokrat Parti’nin 1950’den sonra geri kalmış, yoksul köylü toplumunu kente ulaştırmak için başlattığı alt yapı çalışmaları ve özellikle karayolu ulaşımının sağladığı imkanlar, Marshall planı çerçevesinde modern tarım araçlarının köylere girişinin yarattığı ivmeyle buluşunca tarımsal yapıda değişim başlamıştı. 27 Mayıs Darbesi, bu sürecin siyasi olarak önünü kesmiş olsa da, toplumsal değişim devam etmiştir. 1965’ten sonra Adalet Partisi yeniden DP’nin izlediği ekonomik politikaları devam ettirecektir. İşte 1970’lerde yükselmeye başlayan sanayi kuruluşları bu politikaların neticesidir.
Bir taraftan devlet kamu iktisadi kuruluşları vasıtasıyla arka arkaya petro-kimya, demir-çelik başta olmak üzere temel sanayileri kurmaya çalışırken, diğer taraftan da özel sektör dayanıklı tüketim malları başta olmak üzere, muhtelif tüketim ürünlerini imal etmeye çalışmaktadır. İzlenen ‘ithal ikamesi stratejisi’ gereği, bebek endüstriler yüksek koruma duvarları tarafından korunarak ‘yerli bir sanayinin’ kurulması hedeflenmektedir. Türkiye dönemin Soğuk Savaş ortamında, iki kutuplu dünyada ‘karma ekonomi’ diye bilinen bir düzen içinde, devlet ve özel sektörün yan yana çalışmasını öngörmektedir. Bu düzen, aslında Türkiye’ye özgü bir sistem değildir ve birçok kapitalist ülkede zaten uygulanmakta olan bir modeldir. Burada devletin ekonomik olarak iki görevi ön plana çıkmaktadır. Bunlardan biri, özel sektörü korumak geliştirmek, rant tahsis etmek, diğeri; kamu kuruluşlarının ara mal üretimiyle özel sektörün desteklenmesi, ucuz girdi temini ve elbette alt yapıyının hazırlanması.

Bir aile bir tarih

Koç ismi Türk sanayileşme modeli içinde önemli yeri olan, sanayi kuruluşlarına öncülük eden bir ailenin adıdır. Türkiye’nin ‘devletçi kapitalizm’ diye isimlendirdiğimiz sanayileşme politikaları çerçevesinde ortaya çıkan sorunlar, şüphesiz onların içinde yer aldığı sistemin bir parçasıdır. Bu politikaları birçok yönüyle eleştirmek mümkündür. Rahmetli Özal ‘aşırı korumacı ithal ikamesinin’ ‘montajdan sanayiye geçişin’ önünü kestiğini belirterek ‘dışa açık bir rekabet düzenlemesi’ ile sorunu çözmeye yönelmişti. Yapısal dönüşüm kolay bir iş olmadığı gibi, ona uyum sağlamakta kolay değildir.
Koç topluluğu, Türkiye’nin son yıllarda ekonomide dışa açık büyümeye geçiş sürecinde aldığı mesafeye rahmetli Mustafa Koç yönetiminde katıldı, değişime uyum sağlayarak marka gücünü artırmayı başardı. ‘Ülkem varsa ben de varım’, ‘meslek lisesi memleket meselesi’ gibi sosyal sorumluluk projelerini üstlendi. Tabutuna örtülen Osmanlı sancağı, üzerindeki ‘Hak ve hakikat olan, kainatın sahibi Allah’tan başka ilah yoktur’ ibaresiyle, Cumhuriyetin yetiştirdiği en büyük sanayici ailenin tarihinin nereden gelip nereye gittiğini vurgular niteliktedir. Ve halk da, işçileri de onu çok sevdiğini göstermiştir.Allah Rahmet eylesin..

<p> </p>

Parasosyal etkileşimi çocuklarımıza neden anlatmalıyız?

UNESCO'nun geçici listesindeki Yesemek'te 15 heykel gün yüzüne çıkarıldı

Cumhurbaşkanı Erdoğan Siirt'te toplu açılış törenine katıldı

Ürdün'ün Salt kentindeki müze dünyanın en küçük Kuran-ı Kerim'ine ev sahipliği yapıyor