• $13,7194
  • €15,5684
  • 786.53
  • 1910.41
18 Ocak 2016 Pazartesi

Aydın despotizminin dramı

Aydın konusu, Türkiye’nin en önemli sorunları arasında hep ön sıralarda olmuştur. Bunun bütün ülkeler için geçerli olmadığını, sorunun temelinde ‘aydın-halk ayrışmasının’ değil, halkına yabancılaşmış aydın zümrenin, kendi halkına karşı tavır almış olmasının yattığını görmek gerekir.

Aydın denilen zümre her toplumda halktan farklılaşırken bunu bilgi, fikir ve toplumsal fonksiyon üretme esasında gerçekleştirir. Bu olay aynı zamanda aydının toplumsal gelişme sürecinde oynadığı rolün bir gereğidir. Devletin Batı karşısında geri çekilmesi, Batı’nın üstünlüğünü kabul ederek kurumsal yapısını Batı tarzında yeniden düzenlemeye girişmesiyle, düşünce planında Batı karşısında travma yaşayan aydınların, kendi varoluşsal kimliklerine karşı tavır almaları paralellik arz eder.

Demokrasi karşısında mağlup olanlar

Bir anlamda, önce Batı etkisine giren, sonra Batıcı diye anılan aydınlar, devletin Batılılaşma politikalarının sahiplenicisi, yönlendiricisi olmuşlardır. İşte sorunun derinleştiği yer burasıdır: Devlet kendi dayandığı siyasi gelenekten vazgeçip, Batı tarzında örgütlenmeye, yeni bir siyaset anlayışına göre yapılanmaya yönelince, Batıcı aydınlar devletle bütünleşmiş bir anlamda bürokratikleşmişlerdir.
Aydın-bürokrat ittifakının devlete hâkim olması siyasal gelenek içinde ciddi bir kırılma anıdır ve düşünce geleneğini sürdüren ‘yerli aydınlarla’ ‘Batıcı aydınlar’ arasındaki çatışma, Batılılaşma politikaları üzerinden kendi halkıyla karşı karşıya gelen, çatışan devlet anlayışı olarak somutlaşır. “Problem açıktır: Bir tarafta geleneksel düşünce sistemine, onun dünya görüşüne, siyaset anlayışına bağlı yerli aydınlar, karşısında ise Batı’nın düşüncesine, dünya görüşüne ve siyaset anlayışına tabi olmuş aydınlar vardır. Devletin Batılılaşma politikalarını benimsemesiyle Batıcı bürokratik kadrolarla aydınlar arasında kurulan geniş ittifak veya özdeşlik, devleti arkasına alarak yerli/geleneksel dünya görüşüne karşı cephe açmış despotik aydın/bürokrat zümreyi ortaya çıkarmıştır.”
Aydın despotizmi, bizde Batılılaşma politikaları ile topluma yansıtılmaya çalışılmıştır. İmparatorluk döneminde bu durumun iki neticesi olmuştur. Bunlardan biri, aydınların kendi tarihleriyle, inançlarıyla, kültürleriyle savaşması; diğeri devletin halka karşı konumlanmasıdır. “Bunlardan ilki halk aydın çatışmasına; ikincisi ise, siyasal sistemin otoriterleşmesine yani anti-demokratik yapının kuvvetlenmesine yol açmıştır. Bugün yaşanılan sorunlar bu çarpık yapılanmanın uzantısı olarak görülmelidir.”

Halkına düşman olmak

Türkiye bugün bir taraftan demokratikleşme mücadelesi verirken, aynı zamanda despotik aydın zümrenin reaksiyonlarıyla uğraşmak zorunda kalmaktadır. Kolay değildir; iki yüzyılı arkasına almış, devletle simbiyotik ilişki kurmuş bir zümrenin, bütün kurumsal yapılara sirayet etmiş tahakkümünü temizlemeye çalışmanın önüne birçok engel çıkmaktadır. Özellikle böyle kritik bir bölgede tarihin değişim dalgalarının hızlandığı, bunun coğrafyaya yansıma eğilimlerinin arttığı bir aşamada, halkına yabancılaşmış despotik aydınlarla yapılan mücadele, onların gücünü tasfiye etmek elbette problemli olacaktır. “Demokratikleşme süreciyle, halka rağmen iktidar olma imkânlarını yitiren aydın/bürokrat zümresinin, despotik tutumunu sürdürmek üzere yeni müttefik arayışına yönelmesi, dış ittifaklara girişmesi sürpriz bir durum değildir.” Bugün cinayet örgütleriyle ittifak yapanlar, her olayda Türkiye karşıtı tavır takınanlar, Suriye-İran- Rusya dâhil, kim olursa olsun, onlarla birlikte kendi halkına karşı cephe alanlar; aydın, sanatçı, akademisyen vb. unvanlara sahip olanlar, bu aydın despotizminin ideolojik uzantılarıyla demokrasi sürecinde kendi halkına mağlup olmanın öfkesine kapılanlardır. Aydın despotizminin tarih karşısındaki mağlubiyetinin ihanete yol açması ise onların dramıdır.

<p> </p>

Parasosyal etkileşimi çocuklarımıza neden anlatmalıyız?

UNESCO'nun geçici listesindeki Yesemek'te 15 heykel gün yüzüne çıkarıldı

Cumhurbaşkanı Erdoğan Siirt'te toplu açılış törenine katıldı

Ürdün'ün Salt kentindeki müze dünyanın en küçük Kuran-ı Kerim'ine ev sahipliği yapıyor