• $8,4705
  • €10,2921
  • 501.151
  • 1441.33
18 Mart 2015 Çarşamba

Eski dünya karşısında Türkiye

Yaşadığımız bölgenin yüz yıl önce çizilmiş sınırlara sığmadığı, bu coğrafyadaki halkların Batı’nın belirlediği sömürge, yarı sömürge ve bağımlılık ilişkileri içinde yaşadığı dönemin sonuna gelindiğini gösteren birçok olay vardır. Bu topraklarda yaşanan, başta bahar devrimleri olmak üzere siyasi ekonomik ve toplumsal olaylara bu yönüyle bakıldığında, bu coğrafyanın “dışarıdan belirlenmiş bütün yapıları reddettiğini” görmek mümkündür. Kısaca, bu bölgede bir yenilenme ve değişim dinamiğinin ortaya çıkmasına rağmen, Batı’nın çeşitli müdahaleler yaparak eski yapıyı, “Batı vesayetindeki bölgesel statükoyu sürdürmeye” çabaladığı anlaşılmaktadır. İşin ilginç yanı, Batı müdahale ettikçe bölgede reaksiyoner hareketler, IŞİD örneğinde olduğu daha tahripkâr biçimlerde ortaya çıkmakta ve bölgede istikrarsızlık yaygınlık kazanmaktadır.

Burada önemli bir çelişkiden söz etmek gerekir. Batı sisteminin patronu, bölgeye eski tarz usul ve yollarla, eski politik araçlarla müdahale etmektedir. Bunlar, savaş, işgal gibi şiddet politikasının araçları veya mezhepçilik, etnik ayrımcılığa dayanan ya da bunu kışkırtan politikalardır. Bilindiği gibi, bütün bu politikalar eski dünyanın yani “pre-global düzenin” politikalarıdır. Bunlar, temelinde “eşitsizlik ve bağımlılığı zorla üreten ve sürdürmeye” dönük politikalardır.

Batı bölgede değişim istemiyor

Küreselleşme sürecinin bilgiyi, sermayeyi, üretim tekniklerini vb. yeryüzünde yeniden dolaşıma soktuğu, harekete geçirdiği bir dünyada, bireyden-topluma, ülkeden-bölgesel ilişkilere kadar her şeyin yeniden şekillendiği bir süreçte, halkların eski bağımlılık ilişkilerini, egemen-mahkûm ilişkilerini değiştirerek, “yatay bir eksende yeni bir biçimde kurma arayışı” anlaşılması gereken yeni olaylardır. Özgürlük ve demokrasi taleplerinin yükselmesi de, bu gelişmelerin yansıması olarak görülmelidir. Tunus’ta, Libya’da Mısır’da, Yemen’de ve elbette ki Suriye’de ortaya çıkan siyasal hareketleri vb.yi bu bağlamda ele almak gerekir. Çelişki tam da burada ortaya çıkmaktadır: Başta ABD olmak üzere Batı sistemi bunlara eski usullerle, eski politikalarla müdahale etmekte ısrar etmektedir. Bu politikaların esasında savaş, şiddet kullanma, etnik ayrıştırma, mezhepçilikten öteye yeni bir şey yoktur.
Son zamanlarda çokça konuşulan, ABD’nin İran’la yakınlaşması, Suriye’de BAAS rejiminin ayakta kalmasının tercih edildiğine dönük açıklamalar bölgede eski statükonun devam ettirilmesi konusunda eski politikalarda ısrar edildiğini ortaya koymaktadır. Batı sistemi düne kadar “devrimci İslam”ı temsil ediyor diyerek düşman ilan ettiği İran’la yakınlaşmayı, Suriye rejiminin ayakta kalması için Esed’le görüşmeyi söz konusu ettikten sonra, “Şia siyasetine” itibar eden yeni bir politikayı benimsemesi yeni bir politika olmaz, yine mezhep üzerinden bu bölgede çatışma ve ayrıştırma siyaseti olur.

Türkiye ne yapıyor?

Türkiye’nin bölgesel siyasetini eleştirenlerin şunu fark etmesi gerekir: Türkiye küresel dinamiklerin harekete geçirdiği bütün imkânları kullanarak, Ortadoğu’da ekonomiden siyasete, uluslararası ilişkilerden bölgesele her düzeyde işbirliğine dayanan yeni bir yapı oluşturulması fikrini savunmuş ve bunu pratiğe aktarmaya çalışmaktadır. Bunu yaparken, ülkelerin Batı karşısında bağımsız davranmasını, halkların rejimler ne olursa olsun devlet tarafından teröre maruz bırakılmamasını, demokratikleşme yönünde ilerlemesini, mezhep-etnik farklılık gibi geleneksel bölünmeleri siyasetinin dışında tutan bir yaklaşımı benimsemiştir.
Türkiye’nin bölgesel siyasetinin etkisinin hızlı bir biçimde ortaya çıkması, bölge ülkeleri arasında demokrasi-kalkınma-modernleşme çizgisinde bir model olarak algılanması, bahar devrimleriyle birlikte, “bölge halklarının kendi hukuklarına sahip çıkılması” yönünde bir eğilimin güçlenmesine yol açınca, “Batı’nın yüzyıllık hâkimiyetinin sarsıntıya uğradığını hissetmesi, kaçınılmaz bir biçimde Batı sisteminin bölgeye bakışında değişime sebep olmuştur” diyebiliriz. Bu değişimde Türkiye’nin sürdürdüğü “çözüm sürecinin” rolünün, İsrail’in gelecek kaygılarının bir etkisinin olup olmadığı ise ayrı bir meseledir.

<p>Libya açıklarında batmak üzere olan şişme bottaki 97 düzensiz göçmen, bölgedeki Deniz Kuvvetleri

MSB duyurdu: Mehmetçiğin dikkati faciayı önledi

Milli Eğitim Bakanı Selçuk, emekli öğretmenlerle çevrim içi bayramlaştı

İşgalci İsrail, içlerinde hamile bir kadınında bulunduğu ailenin tüm fertlerini öldürdü

Mehmetçiğin dikkati Doğu Akdeniz'de faciayı önledi