• $7,3862
  • €8,9848
  • 442.561
  • 1548.02
23 Kasım 2020 Pazartesi

Ekonomi, hukuk, reform

Türkiye’nin nasıl değiştiğini kavramadan kavramları tartışmak anlamlı olmayacaktır. Türkiye ‘battı batıyor’ edebiyatı yapanlar da, ‘her şey kötüye gidiyor’ karamsarlığını yayanlar da hep aynı sorunlu bakış açısının içinde yer almaktadırlar.

Türkiye daha yakın zamana kadar, bütün 20.yüzyılı azgelişmiş ülkeler kategorisinde yaşamış, ekonomik bakımdan geri bir ülke konumundaydı; 2000’li yılların başında fert başına düşen milli gelir 3000 dolar civarındadır. Ekonominin buradan kalkıp 11.000 dolar dolayına geldikten sonra ‘orta gelir tuzağı’ diye ifade edilen gerçekte küresel ekonomik krizin etkilerine maruz kalması, arkasından ABD merkezli finansal saldırıyla karşılaşmasından sonra bugün fert başına gelirin 8000 dolar civarında olmasının sorunlarını tartışmak gerekir. Reel gelir düzeyi açısından bakıldığında durum daha farklıdır fakat ‘faiz-döviz-enflasyon’ kısır döngüsünün kırılması önemlidir; esas meselenin bu olduğunu görmek zorundayız.

EKONOMİK GELİŞME

Demek ki bugün sorun artık azgelişmiş ülke sorunu değil, gelişmeyi orta seviyeden ileriye taşıma sorunudur; peki bunu yapmak için ne yapılmalıdır? Bu sorunun cevabını anlamak açısından son yirmi yılda Türkiye’nin nasıl geliştiğine bakmak lazımdır.

Yakın tarihi analiz ettiğimizde üç hususun ön plana çıktığının tespit etmek mümkündür: Bunlardan ilki, sürekli reformdur. AK Parti, iktidara geldiği günden itibaren yenilikler yapmaya çalışan bir partidir fakat her yenilik girişimi kurulu düzen tarafından ki bunun rasgele bir ifade olarak değil, defalarca yazdığım gibi ‘militarist siyasal yapıyı’ ifade etmek üzere kullandığımı belirtmem gerekir. Bu durum kaçınılmaz olarak AK Parti’yi reform paketleri hazırlayarak ilerlemeye götürmüştür. Demokratikleşme reformları arka arkaya yapılmıştır. Burada, son büyük reformun sistem değişimi olduğu açıktır.

Ekonomide devlet-sermaye ilişkisinin ‘emir –komuta ekonomisi’ mekanizmasından piyasa ekonomisine geçişini sağlamak ikinci husustur. Siz bakmayın ‘inşaat ekonomisi’ kuruldu sözlerine, inşaat sektörünün GSMH içindeki payı % 8 civarındadır ki, alt yapısı eksik tarımsal toplumun kentsel/metropollere dönüştüğü bir yapıda bu oranı tartışmak bile anlamsızdır. Elbette ‘emir-komuta’ ekonomisinden ‘piyasa ekonomisine’ geçmek, küçük ve orta ölçekli endüstrilere piyasada alan açmak kolay bir iş değildir; üstelik bu dönüşüm yoksul bir ekonomik yapıdan çıkış sürecinde yaşanmıştır.

DEMOKRASİYİ İLERİ TAŞIMAK

Üçüncü önemli olay Türkiye’nin dünya sistemiyle kuruduğu dış politika yaklaşımında gerçekleştirilmiştir. Batı’ya bağımlılıktan, Batı vesayetinden çıkış Türkiye’nin hem bölgesel hem küresel bir siyasal güç merkezi olma sürecinin şartlarını hazırlamış olmakla beraber yeni sorunları, elbette önemli konuları da gündemin önüne taşımıştır.

Bütün bunların anlamı şudur, Türkiye ekonomide daha ileri bir aşamaya geçmek, siyasal sistemde gerçekleştirdiği değişimin gerektirdiği demokratik mekanizmaları inşa etmek, demokratik hukuk devletini güçlendirmek içim, bütün kurumsal yapıda reformlar yapmak durumundadır. Eski zihniyet ve yapılar ilerlemenin ayak bağı oldukları zaman reform kaçınılmazdır.

<p>Fiziksel şiddetin kadının bedeni üzerinde geçici ve kalıcı hasarlar bıraktığının altını çizen Der

Kadına şiddete dur de!

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Beş asırlık Tarihi Maraş Çarşısı'nın dış cephesi yenileniyor

Dünyayı şok eden iddia! ''Yolcu uçağı lazer silahıyla vurularak düşürüldü!''