• $9,2896
  • €10,8323
  • 533.861
  • 1431.88
20 Mayıs 2015 Çarşamba

7 Haziran seçiminin anlamı nedir?

Her seçimin bir şey söylediğini, bir anlamı olduğunu düşünürüm. Nasıl ki 1950 seçimleri Türkiye'nin tek parti düzeninden demokrasiye doğru evrilmesi için tarihi bir öneme sahipse, 1983 seçimleri 12 Eylül rejiminden çıkış için önemli bir adımsa, önümüzdeki seçimin de böyle bir anlamı olduğunu söylemek mümkündür.

7 Haziran’da yapılacak seçimin anlamını bugün Türkiye'nin geldiği tarihsel aşama içinde bulabiliriz. Bu aşama, ülkenin önüne temel sorunları ve bunların çözümüne dair politikaları koymuştur. Bunlardan başında gelen ise siyasi sorundur. Türkiye'nin en önemli siyasi meselesinin demokratikleşme sürecini başarıyla tamamlaması için atılması gereken adımlar olduğunu, yapılması gereken değişimin köklü bir biçimde ele alınması gerektiğini görmek durumundayız.

Demokrasi ve siyaset

O halde bugünkü Türkiye'nin en önemli meselesi hala demokratikleşmedir ve demokrasiyi bütün ilkeleriyle yerleştirecek yapısal değişimi gerçekleştirmektir. Bu güne kadar demokratikleşme konusunda yapılan düzenlemeler, gerçekleştirilen reformlar önemlidir, fakat yetersizdir. "Bu ülkenin kadim sorunu olan asker-sivil çatışması, devletin ideolojik yapısının çoğulculuk ve demokrasiyle çelişen karakteri, devletin bürokrasinin aracı haline gelmesi, Milli Güvenlik Kurumu'nun 'devletin ana kumanda merkezi' gibi çalışması, seçilmişlerin devletin işlerine karıştırılmayıp, bir çeşit kamu hizmetleriyle sınırlı bir alanda tutulması, vb." Bütün bunların aşılmasında önemli çabalar harcanmıştır. Topluma karşı örgütlenmiş devlet yapısının çerçevesi kırılmıştır, fakat mesele tamamlanmamıştır.
Bilhassa 2010 Referandumu’ndan itibaren, devletin anayasal ve yasal mevzuatında yer alan birçok değişime gidildiği halde, kurumlar ve kurumlar arasındaki ilişkinin dayandığı işleyiş düzeninin eski anlayışta çalışmaya devam etmesi, başta yargı bürokrasisi olmak üzere, siyasi bürokrasinin ve onlarla simbiyotik ilişkisi bulunan siyasi parti ve grupların dayanışması, demokratikleşme sürecinin önünde engel çıkarmak için ciddi bir direnç göstermeye devam etmektedirler.
Bu noktada hatırlatılması gereken önemli bir örnek, demokratikleşme sürecinin ülkeye kazandırdığı sorun çözme gücünün otuz yılı aşan kanlı eylemlerin, yaşanan acıların ortadan kaldırılması, “terörün sona erdirilmesi için” ortaya konan “çözüm sürecinin”, bütün bu anti demokratik unsurlar tarafından engellenmeye çalışılmasıyla ilgilidir.

Terörün sahipleri

İşin ilginç tarafı başından itibaren bu süreci durdurmak isteyen, terör üzerinden Türkiye'yi istikrarsızlaştırıp, devlet mekanizmasını eski dönemdeki gibi felç edip, bölgemizdeki ülkelerde dahil bütün coğrafyamız üzerinde yüz yılı aşan hakimiyetlerini yeniden konsolide etmek isteyen “dünya sisteminin” unsurlarıyla, Batılı servislerle Türkiye'nin anti demokrat kadrolarının aynı çizgide buluşmuş olmalarıdır. Cuntacısından-Ergenekoncusuna, Paralel Yapısından-kendisine sosyalist diyenine, Kemalist'inden-etnik ayrılıkçısına, mezhepçisine kadar bütün unsurlar, eski yapının devam etmesini isteyenler, “çözüm sürecinin” durdurulmasını savunmaktadırlar.
Burada yer alanların ortak buluşma noktası, Türkiye'nin tam anlamıyla demokratikleşmesi durumunda, milletin bütün siyasal süreçlere hâkim olması sonucunda “kendi siyasal varlıklarının”, eski hastalıklı yapıyla birlikte tasfiye olacağı korkusudur. Bu bağlamda, bu topraklarda Batı’nın kurduğu bağımlılık ilişkileriyle, ülkeyi yöneten Batıcı-bürokrat kadroların anti demokrat konumları arasında zorunluluk ilişkisini asla göz ardı etmemek lazımdır. Bütün bunlar anlaşılabilir, fakat etnik ayrılıkçılığın siyasi sözcülerinin, çözüm sürecinin içinde yer alıyor görünüp bu koalisyona katılanların durumunu nasıl açıklayabiliriz? Bunu yarınki yazımıza bırakalım.

<p> </p>

Arabeskin 'Babası' kim?

Dev platform ''1915 Çanakkale Köprüsü''nün altından geçiriliyor

''Boncuklu Tarla''da 12 bin yıllık olduğu tahmin edilen tapınak bulundu

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları (21 Ekim 2021)