• $9,2896
  • €10,8323
  • 533.861
  • 1431.88
13 Mayıs 2015 Çarşamba

Başkanlık sistemi neye yarar?

Türkiye ilginç bir ülke; daha dün denilebilecek kadar yakın bir zamanda başkanlık sistemini ülkedeki sorunların aşılması için tek çıkış yolu olduğunu söyleyenler yazıp-çizenler, şimdi hep birlikte ağız birliği etmişçesine ülkeyi böleceğinden, siyasal sistemi otoriterleştirip, diktatörlüğe götüreceğinden bahsetmektedirler.

Bu tutarsızlığın sebepleri biraz irdelenirse altından tutarlı bir siyasi analiz değil, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a duyulan öfke-korku karışımı bir psikolojinin çıktığını görmek zor değildir.

Bölünmeden bütünleşmeye

Başkanlık sistemini savunanların bunlar arasında en azından benim savunduğum temel hipotez şudur: Türkiye’nin güçlü bir bürokratik devlet geleneği vardır, bu imparatorluğun en az son yüzyılından itibaren bir tahakküm düzenine dönüşmüş ve cumhuriyet döneminde de kuvvetlenerek devam etmiştir. Dolayısıyla 1950’lerden itibaren girdiğimiz demokratikleşme sürecinin ağır aksak ilerlemesinin sebebi de, askeri darbe ve müdahalelerle kesintiye uğramakla kalmayıp, bilhassa 27 Mayıs’la birlikte sistemin moda söylenişle bir vesayet rejimine dönüşmesinin yani militarizme yol açmasının sebebi de bu yapıda aranmalıdır.
Ülkede parlamenter sistem, bürokratik tahakküm geleneğini değiştirecek güce sahip olmadığı gibi, demokratik hukuk devleti olmanın şartlarını oluşturamamış, kuvvetler ayrımının işlemesini sağlamada da yetersiz kalmıştır. Bu durumun sosyolojik ve ekonomik nedenlerinden bahsedilebilir. Bunlar arasında, üzerinde sıkça durduğum Türk kapitalizminin bürokratik-militer kadrolarla yaptığı “kuvvetler birliği ittifakının”, toplumsal yapının iki binli yıllar öncesi farklılaşmamış tarımsal toplum özelliklerinin önemli bir yeri bulunmaktadır. Netice olarak söylenebilir ki, parlamenter sistem içerisinde bu ittifakın bütünüyle tasfiye edilip siyasal sistemin demokratikleştirilmesinde ciddi sorunlar bulunmaktadır.

Demokrasinin gücü

Toplumsal teoride üzerinde çok sıklıkla durulan konu, geleneksel bölünmelerin, daha üst düzeyde entegrasyonunu sağlamak mümkün olmazsa bölünmelerin, ayrışmaya-çatışmaya-bölünmeye doğru gidebileceğiyle ilgilidir. Bu süreçlerde geleneksel bölünmeleri derinleştirecek anti demokratik yöntem ve uygulamalardan uzaklaşmak önemlidir, fakat özerklik ya da başka adlar altında bu unsurları siyasal bir zafiyete dönüştürecek pratikler de sorunu çözmek yerine büyütecektir.
Türkiye’de başta Kürt sorunu denilen problem olmak üzere, inanç ve mezhepsel problemlerin hepsinin temelinde demokrasinin “sorun çözecek güce” ulaşmamış olmasının önemli bir rolü bulunmaktadır. Bu sebeple parlamenter sistem içinde geleneksel bölünmelerin daha üst düzeyde entegrasyona dönüştürülmesinde de yetersiz kalınmıştır. Çünkü parlamenter sistem eski tahakküm geleneğini sürdürmek üzere militarizmin önceliklerine göre kurumsallaşınca, demokratik niteliği zaafa uğramıştır. Bu yüzden yarım yüzyılı aşan parlamenter gelenek toplumu entegre edecek siyasal değer üretemediği gibi, anti demokratik kurumsal-ideolojik yapısından dolayı da toplumun entegre edici değerlerini dışlayarak, sorunların artmasına yol açmış bulunmaktadır.
Şimdi başkanlık sisteminin daha üst düzeyde demokratik katılım vasıtasıyla entegrasyon yaratarak, etnik ve mezhepsel ayrışmaları bütünleştirme imkanından bahsedebiliriz.

<p>Batı, CHP ve HDP,  Gezi ve 15 Temmuz davaları sanığı Osman  Kavala için seferber olmuş durumda.

Halk TV'nin Osman Kavala sevdası

Dev platform ''1915 Çanakkale Köprüsü''nün altından geçiriliyor

''Boncuklu Tarla''da 12 bin yıllık olduğu tahmin edilen tapınak bulundu

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları (21 Ekim 2021)