• $7,4126
  • €9,0363
  • 441.833
  • 1542.45
26 Aralık 2011 Pazartesi

Silah mı kalem mi?

Serdar Akinan
Serdar Akinan
YAZARIN SAYFASI

Bugün ODA TV duruşması görülecek. Umudumuz o ki mahkeme gazetecileri serbest bırakacak. Bu umutla şu satırları kaleme alırken bile bir nebze olsun gazetecilerin hangi ruh halinde olduğunu anlamanızı rica ediyorum. 25 yılı aşkın bir süredir mesleğim gazetecilik. Birçok şart altında ve farklı mevkilerde görevimi yaptım. Meslek yaşamımın hiçbir evresinde bu kadar sıkışmış ve mesleğim adına endişeli değildim. Dün haberleri izlerken (daha doğrusu bize haber olarak sunulan kırıntıları) Beşir Atalay'ın açıklamasıyla karşılaştım. 'Demokrasi paketi yolda!' diyerek haberi muştuluyorlar: 'Şiddet içermeyen her düşünce özgürce ifade edilecek...'
Bu açıklama bile sunuluşu, kurgusu ve dili itibarıyla faşizanlığını tescil eder niteliktedir. Bu cümlenin dayandığı mantık nedir? Şiddet içeren düşünce özgürce ifade edilemez. Bir düşüncenin şiddet içermesi ne demekle bu tanıma iktidar mı karar verir? Demek ki öyle. Elinde kalem olan birinin halini düşünün lütfen. Bugün tutuklu bulunan onlarca gazeteciyi KCK'li diye yaftalayanlar bize ne diyor? Bunlar gazeteci değil. Terör örgütünün ya üyesi ya da propagandisti...
Mesela Azadiya Welat adlı gazetesinin çalışanı. Yani? Bunlar silahlı propagandayı övüyor... Yazı talimatını, maaşını terör örgütünden alarak bu hareketi anlatıyorlar. Peki tirajı ne kadar bu gazetenin? O tehlikeli propaganda okuyanlar açısından ne gibi tehlikeler yaratıyor? Bu gazetede savunulan en uç fikir ne olabilir? Şiddeti kullanan bir hareketin neden bunu tercih ettiğini anlatmaktan öte ne olabilir? Kelimeler ne kadar kudretli olursa olsun doğası gereği şiddete bulaşamaz. Söz yani bir düşüncenin ifadesi eylem değildir.
Ama bir eylem gibi anlaşılıyor ki susturmak için yazanları içeri alıyorlar. 90'lı yıllarda aynı kafa bu hoşa gitmeyen gazete binalarını havaya uçurup gazetecilerin kafalarına sıkıyordu. Bugün bazı gazeteciler(!) de utanmadan bu örneği veriyor. Bakın artık sadece içeri atıyoruz diyor. Diyebiliyor...)
Her şey bir yana asıl mesele şudur:
Silahlı propaganda ne demek hiç düşündünüz mü? Bir insan eline silah alıp neden dağa çıkar? Karşında koca bir ordu ve son derece gelişmiş silahlar, istihbarat varsa bu karar ilk olarak nedir? Bu illegaliteyi tercih eden açısından manyakça bir öldürme arzusu değildir. Bu kararın duygusu yaşamını feda edecek kadar güçlüdür. O kararı aldıran neden ne ise hayatta kalma güdüsünü bastıracak kadar güçlüdür. Statüko içindekiler açısından bu durumda bir anomali vardır. Asıl mesele bu kadar 'delicesine' karar alan, neden bunu tercih etmiştir sorusunun yanıtıdır. Yani kararının ilk sonucu öldürmek değil ölmektir.
Ölümü tercih edecek kadar ötekileşene neden sorusunun sorulması neden yasaklanır düşündünüz mü? O yanıt karşımıza kana susamış bir canı değil de idealleri uğruna canını, ailesini, geleceğini her şeyini feda eden bir birey mi çıkartır? Ve asıl duyurulmaması gereken kendini feda eden bu bireyin neden bunu yaptığının yanıtı olabilir mi? Ötekini anlamak çağımızın en temel felsefi sorunlarından biri. Düşünce ve ifade özgürlüğünün sınırlarını böylesi bir totaliter zihniyetle baskılayan zihniyete ayna tutmak gerek.
Sara Ahmed, Slovaj Zizek'in, 'liberal çok kültürcülüğün hegemonik olduğu' savına cevaben kaleme aldığı bir eleştiride şunları söylemişti: 'Ötekinin farklılığına destek vermekten ortak değerler tehlikeye girmiştir. Öyle bir destektir ki bu, bir taraftan saygılı bir ulus olma fantezisini desteklerken bir taraftan da bu sözüm ona saygının geri çekilmesine olanak tanır. Dolayısıyla asıl hegemonik olan, liberal çokkültürcülüğün hegemonik olduğu şeklindeki söz ediminin kendisidir.'
Dünya entelektüelleri meseleleri bu ölçekte tartışırken biz ne haldeyiz farkına varın...
Türkiye Cumhuriyeti'nin tutuklu gazeteci sayısında dünya rekorunu elinde bulundurmasına bir de bu gözle bakın. Ne olup bitiyor da siyasi erk ve örtülü paydaşları kelimelerden bu kadar çok korkuyor? Hegemonya tartışmasına bile kalkışamayacak vahim bir zihin çölleşmesi içindeyiz. Daha önemlisi bu halin özünde ahlaksızlık yatıyor.

<p>Çevre dediğimiz hadisenin sadece devletlere bırakılamayacağını söyleyen Oğuzhan Bilgin, konuya il

'Çevre, dünya ve tabiat bize emanet olarak bırakıldı'

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Kilo vermek için iştah kapatan besinler

En kötü yıl gerçekten 2020 mi? Bilim insanları, 536 yılına işaret ediyor