• $7,4765
  • €9,0391
  • 441.735
  • 1556.77
17 Eylül 2011 Cumartesi

Çalmayacaksın...

Serdar Akinan
Serdar Akinan
YAZARIN SAYFASI

Memlekette olan biten onca siyasi gelişme karşısında susup misafirimle sohbetimi köşeme aktarmaya devam ediyorum. Olup bitenlere ve birtakım insanların kendilerinden saymadıklarına bugünlerde reva gördükleri insanlıkdışı muameleler için hiddetle sarf edebileceğim çok kelimem var. Var ama bu sözler neyi halledecek? Bunlar bilmeden istenmeden yani sehven veya hata ile yapılıyor olsa bir uyarıcı söz bile kafi olur. Oysa anlıyorum ki olup bitenler kökten ve bir o kadar da tarihsel bir iyi-kötü mücadelesinin bilinçli ve maksatlı görünümleri. Onun için iyi kötü arasında ki savaş tüm insanların evvela iç dünyalarında kuruluyor, sonra dışarıya taşıyor ve sonra bitecekse de önce herkesin iç dünyasında bitiyor. İçte savaş bitmeden, içerde barışı özlemeden dışarıda vahşet bitmiyor. Dıştaki savaş; varlığı, hakikati ve barışı anlamayanların kendi içlerinden dışarıya, kendi duygu, tutum, söz ve davranışları ile taşıdıkları şiddet yüzünden vicdanları kanatıyor... İşte bu yüzden öfkeme hakim olmalıyım. Bu ateşe, elinde kovası ile ateş taşımak yerine, iyinin zaferi için iyilerden kalarak, iyi ellerle, iyi işler görmeliyim. Anlıyorum ki barış her şeye rağmen temiz ve iyi kalanların hayatları ile kurulabilir. Çünkü Kuran'ın tabiriyle selam (yani barış) ancak iyilerin işi ve hitabıdır.
Bu yüzden tercihim misafirle olan sohbetime devam etmek. Misafir belki bendeki bu halin yansıması ile sohbetin bir anında durdu ve yazılarımın içeriğindeki bu değişikliğin mesleki olarak bana bir zarar vermesinden endişe duyduğunu söyledi. Ona verdiğim yanıtı okurlarımla da paylaşmanın doğru olduğunu düşünüyorum. ''Ben endişe etmiyorum. Sen de ne olur etme. Nasılsa ancak anlamaya hazır olan anlar'' dedim. O da gülümseyip, 'Madem öyle gel sana adalete dair, hakikatin kudretine dair bir şeyler anlatayım. Farkındaysan gördüğümüzü varsaydıklarımızla hakikatler farklı. Kuran'ı bir de bu gözle okumak gerek.' dedi ve devam etti:
'Kuran'da yapılması istenenler ve yapılmaması istenenler vardır. Onda hiçbir emir ve yasak noktasal değildir. Bütün emir ve yasaklar, onlara ait fiiller ve fiillerin cezaları ve ödülleri süreç olarak ifade edilmiştir. En latiften en kesife doğru esneyen bir süreç içerirler. Mesela -yardım et- emri!..
Bu emri en katı anlamıyla alırsan nedir?
Karnı aç birine yemek ver yahut bir engellinin elinden tut ve karşıya geçir. İlk akla gelen bu fiillerdir değil mi? Ama mesela depresyona giren bir insana; çevresinden tedirgin olan güven sorunu yaşayan bir insana da yardım etmen gerek. Ona sadece söz söyleyebilirsin. Zira güzel söz söylemek de yardım etmektir. Mesela Kuran'da sirkat (hırsızlık) fiilini ve cezasını ifade eden ayetler vardır.  Aşırı mal hırsıyla ihtiyacı olmadığı halde başkalarının malını gasp etmek en kesifinden bir sirkat (hırsızlık)olduğu gibi, en latifinden layık olmadığı halde iyi kimselerin kisvesini giyip iyilerden görünmek de sirkattir. Kendisi bizatihi iyilerden olmadığı halde toplumsal itibar için öyle görünmeyi seçen kişi bu davranışı ile toplumsal kaynaşmayı fesada uğratır. Bu ikisi arasında yüzlerce sirkat çeşidi vardır. Bu çeşitlilik içinde sirkat fiilini tam bir adalet ve hakkaniyetle eşlesin ve insanları sirkatten uzaklaştırsın diye cezaları da: 'Onların ellerini ve ayaklarını hilaflarına kesin' diye ifade edilmiştir.'' ''Bu kadar açık bir dille kesmek emrediliyor. Öyle mi?'' diye sözünü kestim. Gülümsedi, ''O zaman dinle bakalım el ve ayak kesmek ne imiş...''

<p>Peki, piyasalar güne nasıl başladı? Kur ve altında nasıl bir  seyir var? Merkez Bankası’nın

Piyasalar güne nasıl başladı?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Hayatınızı kolaylaştıracak pratik bilgiler

Kar yağışı Türkiye'nin dört bir yanında sürücülere zor anlar yaşattı