• $13,5971
  • €15,31
  • 778.104
  • 1981.04
7 Mayıs 2014 Çarşamba

Üç dönem kararının sonuçları

Geçtiğimiz hafta AK Parti MKYK toplantısında parti tüzüğünün 32. maddesinin değişmeyeceği yönünde karar çıktı. Bu maddeye göre “AK Parti listelerinden aday gösterilip seçilmiş olan belediye başkanları ve milletvekilleri, kesintisiz en fazla üç dönem aynı görevi yürütebilir. Ancak, ara veren kimseler tekrar aynı görevlere aday gösterilebilir.”
Parti, bunun partiler rejimine getirilmiş çok değerli bir etik kural olduğunu savunuyor ve bunda ısrar ediyor.
Bunun pek çok sonucu olacağını tahmin etmek güç değil.
Birinci sonuç, Başbakan Erdoğan’ın 2015 seçimlerine aday olmayacağının kesinleşmiş olmasıdır. Türkiye Anayasası’nın 109. maddesine göre Başbakan, Cumhurbaşkanı tarafından milletvekilleri arasından atanır. Bakanlar milletvekili olmak zorunda değil. Ancak parlamenter sistemin mantığına uygun olarak Başbakan’ın genel seçime girip halk tarafından seçilmiş bir kişi olması bir anayasal zorunluluktur.
Bu da Erdoğan’ı 2015-2019 dönemi için Başbakan olarak göremeyeceğimiz anlamına geliyor.
Ama teorik olarak Erdoğan’ın 2015 sonrasında dışarıdan bir bakan veya başbakan yardımcısı veyahut partisinin genel başkan yardımcılığı veya danışmanlığı sıfatıyla siyasetin içinde yer alması da mümkün. Ya da bir dönem tamamen aktif siyasetin dışında bir üniversitede yahut düşünce kuruluşunun başında da görülebilir. Elbette teorik olarak…
İkinci sonuç ise, üç dönem sınırlamasının Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı için başkaca bir alternatif bırakmamış olmasıdır. Bu sonuç beklentilere oldukça uygun gözüküyor. Nitekim MKYK’da ve partinin diğer toplantılarında ağırlıklı olarak benimsenen görüş bu yöndeydi. Seçmenin, muhalefetin ve uluslararası kamuoyunun beklentisinin de o yönde olduğunu söyleyebiliriz.
Ancak adaylık konusunda karar elbette Erdoğan’ın kendisine ait. Parti içinde veya Türkiye’de hiç bir meşru gücün ona Cumhurbaşkanı olması veya olmaması gerektiğini empoze edecek durumda değil. Bu onun 12 yıllık iktidar başarısına, askeri vesayet, Gezi olayları ve 17 Aralık gibi antidemokratik ve yıkıcı unsurlara karşı kararlılık içinde mücadelesini yürütmesi ve bunda başarılı olmasına bağlı. Başarı, aldığı toplumsal desteğin yanında, meşruiyetine güç katıyor.
Diğer bir sonuç partide yetmişin üzerinde deneyimli siyasetçinin 2015 sonrasında parlamentonun dışında kalacak olmasıdır. Bu kişilerin 12 yıllık iktidar döneminde Türkiye tarihinin en değerli ulusal ve uluslararası siyasal deneyimini kazanan kişiler oldukları muhakkak. AK Parti’nin bir siyasal vizyonundan söz edildiğinde elbette bu kişilerin başarı hikâyesine yapılan bir vurgudan söz ediyoruz. Unutmayalım ki bu kişiler, Cumhuriyet tarihinin ilk sivil “iktidar” kadrosunu oluşturuyorlar. Dolayısıyla kurucu bir hafıza ve deneyime sahipler. Daha önceki dönemlerde Parlamento ve Hükümet’in gerçekte iktidar olmadıkları, ülkenin temel siyasetinde ve kriz durumlarında sorumluluk üstlenenlerin daha çok asker ve sivil bürokrasi olduğu biliniyor. Dolayısıyla eski Türkiye’nin siyasal deneyiminin daha çok 1940 öncesi Hintli siyasetçilerin İngiliz Sömürge Valisi ile ilişkilerinde kazandıkları deneyimden çok da farklı değil.
AK Parti kadrolarını gençleştirmek, yeni bakış açıları ve perspektifleri siyasete kazandırmak için üç dönem kuralını bir fırsat olarak kullanacaktır. Bu kesin. Ancak siyasi partiler aynı zamanda bir siyasal ekoldürler. Bu da partilerin tecrübe ile dinamizmi bağdaştırması sayesinde mümkün olabiliyor.
Partinin bu çok değerli “kurucu” hafızasını ve deneyimini bir kenara bırakacağını beklemek çok gerçekçi değil.
Bu yüzden üç dönem kuralı, Cumhurbaşkanlığı tartışmasında belirleyiciliğinin yanında, partide de yeniden yapılanmaya yol açacaktır.

<p> </p>

Muhalefet yatırıma neden karşı?

AFAD'dan Afganistan'daki ihtiyaç sahibi 2 bin aileye gıda yardımı

Antalya'yı fırtına vurdu! Dev dalgalar oluştu, ağaçlar devrildi

1,5 ton skunk ele geçirildi