• $13,7194
  • €15,5684
  • 786.53
  • 1910.41
23 Nisan 2014 Çarşamba

Yarı-Başkanlık mı?

BU YAZIYI SPİKERDEN DİNLEMEK İÇİN TIKLAYIN

30 Mart seçimlerinin ardından Türkiye şimdi cumhurbaşkanlığı konusuna kilitlendi. Türkiye sınırlarının ötesinde bu tartışmanın merak uyandırdığını tahmin etmek güç değil.
Tartışmanın ana başlıklarından biri Başbakan Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığına aday olup olmayacağı hususudur. Bu elbette önemli, zira tüm seçimlerinden ve mücadelelerinden başarıyla ayrılmış bir siyasetçinin cumhurbaşkanı olmasının Türkiye tarihi bakımından özel bir ağırlığının olacağı tartışmasız.
Bu ağırlık klasik parlamenter sisteme sahip olsaydık dahi ortaya çıkacaktı.
Ama öyle değiliz. Türkiye’de cumhurbaşkanlığı klasik parlamenter sistem özelliklerini aşan bir şekilde dizayn edilmiş.
1982 Anayasası’nın hazırlayıcısı olan generaller, cumhurbaşkanlığını kendilerine göre dizayn etmişlerdi. Bu şekilde cumhurbaşkanlığı militarist bir vesayet organı olarak işlev görecekti.
Gerçekten de 1982 Anayasası’nın 104. Maddesi’ne göre cumhurbaşkanı hiçbir parlamenter sistemde rastlanmayacak güçte yetkilere sahiptir.
Yürütme ve yargıyla ilgili yetkilerin bir kısmına bakmak yeterli.
Örneğin, cumhurbaşkanı gerekli gördüğü her durumda Bakanlar Kurulu’na başkanlık edebilir veya Bakanlar Kurulu’nu kendi başkanlığında toplantıya çağırabilir. Cumhurbaşkanı, diğer bir vesayet kurumu olan Milli Güvenlik Kurulu’nun başkanıdır. Gerekli gördüğü her durumda bu kurulu toplantıya çağırabilir. Çok daha önemlisi olağanüstü veya sıkıyönetim hallerinde Bakanlar Kurulu’na doğrudan doğruya başkanlık eder. Bu Bakanlar Kurulu Meclis’ten herhangi bir yetki almaya gerek duymaksızın kanun hükmünde kararname çıkarabilir.
Diğer yandan tüm kamu kurumları ve kamuyla ilişkili tüm sivil toplum örgütlerini ve meslek kuruluşlarını denetleme yetkisine sahip Devlet Denetleme Kurulu cumhurbaşkanına bağlı olarak çalışır.
Yüksek Öğretim Kurulu üyeleri ile üniversite rektörlerini de Bakanlar Kurulu’nun herhangi bir dahli olmaksızın seçme yetkisine haizdir.
Cumhurbaşkanını klasik parlamenter sistemden farklılaştıran diğer bir husus ise onun yargıya ilişkin yetkileri. 17 Anayasa Mahkemesi üyesinin 14’ünü, Danıştay üyelerinin dörtte birini, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Başsavcıvekili’ni, Askeri^ Yargıtay ve Askeri^ Yüksek İdare Mahkemesi üyeleri ile Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun dört üyesini seçme yetkisine sahiptir. Bu yetkilerini hükümet veya Meclis ile paylaşmaksızın doğrudan doğruya kullanıyor.
Görüldüğü gibi cumhurbaşkanı, parlamenter demokratik iradeyi önemli ölçüde dengeleyecek ve bloke edebilecek güce sahiptir. Bunu yaparken de siyasi yönden sorumsuzdur. Hukuki yönden ise sadece vatana ihanet ile ve ¾’lük Meclis çoğunluğu ile suçlandırılabilir. Ki bunu sağlayabilmek imkânsıza yakındır.
Generallerin hesabı böyleydi ama tutmadı. Demokrat siviller de cumhurbaşkanı seçildi.
2007 yılında ise cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi esası benimsendi ve güçlü yetkilerin demokratik meşruiyeti sağlanmış oldu.
Erdoğan Çankaya’ya çıktığında elbette bu yetkilerin tamamını etkin bir şekilde kullanma imkânına kavuşacak. Üstelik bunu Cumhuriyet tarihinin halkın oylarıyla doğrudan seçilen ilk cumhurbaşkanı sıfatıyla yapacak.
Peki bu şekilde Türkiye yarı başkanlık sistemine mi geçmiş oluyor?
Değil!
Ülkenin genel siyasetinin yürütülmesi yetkisi ve sorumluluğu başbakan ve Bakanlar Kurulu’na ait olmaya devam edecek. Başbakan istemediği sürece cumhurbaşkanının Bakanlar Kurulu’na başkanlık etmesi mümkün değil.
Dolayısıyla üç ihtimalli bir siyasal konjonktür ile karşı karşıya kalacağız gibi gözüküyor.
Bunları sonraki yazıya bırakalım.

<p> </p>

Parasosyal etkileşimi çocuklarımıza neden anlatmalıyız?

Güvenlik güçleri teröristlere göz açtırmıyor!

Keykubadiye Sarayı'ndaki kazılarda ortaya çıktı! 1220'li yıllarda yapıldı

2021'in en etkili kadınları seçildi! İşte listede yer alan isimler