• $8,058
  • €9,6752
  • 460.376
  • 1408.14
19 Şubat 2014 Çarşamba

Rejimin adı ne?

Bu soru Ertuğrul Özkök'e ait değil. O, daha çok kanaatini ilan ediyor: Rejimin adı artık demokrasi değildir, devlet de hukuk devleti değil. Kuvvetler ayrılığı prensibi ve tabi bu anayasa fiilen yürürlükten kalkmıştır.
...
Demek ki Özkök için rejimin adı daha önce demokrasiydi. Devlet hukuk devletiydi ve kuvvetler ayrılığı prensibine dayanıyordu.
Ancak, Türkiye'nin darbe anayasalarında 53 yıldır rejimin demokrasi ve hukuk devleti olduğu yazsa da, bu anayasalarda geçen demokrasi, hukuk devleti ve kuvvetler ayrılığı kavramlarının Batılı anlamda kullanılmadığı aşikâr.
Darbeler demokrasi ve hukuk devleti inşa etmezler zira. Hukuk devleti siyasal elitlere hukuki dokunulmazlık ve güven sağlamanın adı oldu. Demokrasi etiketi cari rejimin değiştirilemezliğinin güvencesi olarak işlev gördü, görüyor. Kuvvetler ayrılığı ise devlet kuvveti ile halk kuvveti ayrılığını ifade etti. Son karar elbette birincisindeydi. Böyle bir rejimi korumak için atılan her adımın amacı haliyle demokrasi ve hukuk devletini korumak idi!
Hakkını yemeyeyim. Özkök, rejimin, cari anayasanın ilgasıyla değişebileceğinin farkında. 27 Mayısçılar ve 12 Eylülcüler de farkındaydı. Bunu bir tek siyasiler ve anayasa hukukçuları anlamadı. Bu yüzden yeni anayasa yapalım derken, teferruat, etiket ve makyajlarla uğraştılar.
***
Anayasanın ilga edildiği filan yok. Ama bir şeylerin elden kayıp gittiği bir gerçek. O bir şeyler rejim değil, sadece iktidar... Feveranların nedeni bu.
Ama demokrasi adına çok da sevinilecek bir şey değil. Doğru soruyu Aslı Aydıntaşbaş soruyor: Bu rejimin adı ne? Oradan gidelim.
Aydıntaşbaş bu soruya cevap ararken, konjonktürel olarak güç ve etkinlik kazanan aktörleri esas alıyor. Otoriterlik iddiası ve Putin ile kıyaslama haksızdır diyor; diktatörlük ithamını ise kabul edilemez buluyor. Temel sorunu demokratik zaaf biçiminde ifade ediyor.
Sonunda akademik egzersiz mahiyetinde "Erdoğan Rejimi diyebilir miyiz?" diye soruyor.
Dikkate değer bir akıl yürütme.
Bence konjonktürel olarak öne çıkan ve etkin olan politik figürlere bakılarak Erdoğan rejimi demek, cari rejime demokrasi demekten çok farklı değil. Zira ikisi de rejimin esasını açıklamıyor. Bir kere Türkiye Cumhuriyeti hiç demokrasi olmadı.
Kurumlar toplumun çoğulcu katılımına dayanmadı. Katı merkeziyetçi bir yapı benimsendi, siyasal ve ekonomik iktidar, merkezi tutan elitlere bırakıldı. Etnik, kültürel ve inançsal dışlayıcılık esas alındı. Devlet iktidarı toplumsal katılıma dayanan kurumlar eliyle sınırlandırılmadı, aksine, devlet, toplumu sınırlandırıcı bir aygıt olarak kurgulandı.
Daron Acemoğlu Ulusların Düşüşü eserinde rejimleri kapsayıcı ve sömürücü diye ayırır. Demokrasi, kapsayıcı olana tekabül eder. ABD ve Meksika, Güney ve Kuzey Kore, İngiltere ve İspanya arasındaki tek fark kurumsal tercihlerinin, yani anayasal düzenlerinin farklı oluşuydu. Elbette sonuçları daima farklı oldu.
Rejimlerin esası burada. Türkiye'nin 1876'dan bu yana, 24'te, 61'de ve 82'de hangi kurumsal tercihleri yaptığı belli. Rejiminin esası da belli.
Bunu etiketlerle, sahte feveranlarla veya suni kavgalarla örtme imkanı yok.
Son on yılda ekonomik ve sosyal yönden bazı kapsayıcı düzenlemeler yapılmış ve bireysel özgürlük alanında ciddi ilerlemeler sağlanmış olsa da, sistemin temel karakteristiği değişmedi. Ekonomik alanda nispi bir kapsayıcılık ortaya çıksa da bunun siyasal bir karşılığı olmadı.
2010 ve sonrasında ortaya çıkan toplumsal talepler ve sinerji hoyratça harcandı. Ankara'da sistemin kalıcılaşması eğilimi galip geldi.
Özkök üzülmesin. Zira "Ankara savaşını kazanan her şeyi kazanır" kuralı işliyor. Yarın yine kazanabilir.
İktidar halen Ankara'da.
Rejimin adı da Ankara Rejimi!
Yaşadığımız krizler, kapsayıcı olmayan bu rejimin mantığının ürettiği ve gittikçe de derinleştireceği krizlerdir. Bu rejimlerin sonunu merak edenler Acemoğlu'nun kitabını okumalı, etmeyenler de okumalı.
Rejimin adı belli.
Bu rejimi sürdürebilecek miyiz?
Esas soru bu.

<p>Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias ile görüşmesinde ger

Dendias provokasyon için mi geldi?

Milli Savunma Bakanlığı fotoğrafları paylaştı

''Baharın müjdecisi'' leylekler Bingöl'e renk kattı

Bozuk parayla öyle bir şey yaptı ki görenleri hayrete düşürdü