• $8,5279
  • €10,0977
  • 493.626
  • 1431.78
17 Haziran 2015 Çarşamba

Batı’nın demokrasi çelişkisi

Batı demokrasinin beşiği. Antik dönem tezleri ve pratiklerinin modern devletin ortaya çıkışıyla yeniden keşfedilmesinin ardından kurumsallaşan demokrasi düşüncesi Batı’nın en önemli kazanımı. Aslında bu yönüyle insanlık adına önemli bir kazanım.

İnsanlık adına önemli bir kazanım, zira Batı dışındaki uygarlık havzalarının tamamında adalet, eşitlik, özgürlük, dayanışma, yönetenlerin hesap verebilirliği gibi parametreler önemli olup, siyasal işleyişte referans değere sahiptir. Bu nedenle bu referansların kurumsal ifadesi olan demokrasiyi ortak bir kazanım olarak değerlendirmek yanlış değil. En azından “yönetim usulü” olarak yanlış değil.
Özellikle İslam’ın ortaya çıkışından 11. yüzyıl başlarına kadar belli belirsiz bir şekilde erkler ayrılığı ilkesinin uygulandığı ve “kural koyma” ile “hüküm verme” fonksiyonlarının daha çok toplumsal mekânda icra edildiği, yalnızca yürütme fonksiyonunun “saray”a tevdi edildiği dikkatli siyasi tarihçilerin gözünden kaçmıyor.
Ancak Batı’da ortaya çıkan demokrasi düşüncesi ve pratiğini “insanlığın ortak kazanımı” olarak nitelendirmekte bazı zorluklar var. Demokrasiyi Lincoln’un veciz ifadesiyle “halkın halk için ve halk tarafından yönetilmesi” olarak tanımlarsak problemin nereden kaynaklandığını fark edebiliriz. Bu tanımlamayı Avrupa’daki ulus devletler gerçeğine uyguladığımızda ortaya çıkan sonuç şu oluyor: Fransız halkının, Fransız halkı için, Fransız halkı tarafından yönetilmesi Fransa’da demokrasiyi anlatmış oluyor. Fransız halkı dışındakiler bu ilişkinin parçası değil.
Aynı şey İngiltere, Almanya veya İtalya’da geçerli.
Bu durumda Batı ulus devletlerinde demokrasi, sadece o ülke halklarının çıkarına hizmet eden bir yönetim biçimi halini alıyor. Bu yönetim uyarınca ortaya çıkan ulus devlet kamuoyu ve ulus devlet hükümeti veya meclisi de bu duyarlılığa göre hareket ediyor. Edince insanlığın ortak değeri olarak nitelendirebileceğimiz bir yönetim, insanlığın handikabına dönüşebiliyor.
Böylece her bir ulus devlet kendi politik çıkarını demokratik bir meşruiyete dayandırırken, buradan aldığı güçle kendi sınırları dışındaki çıkar mücadelesi için meşruiyet devşiriyor. Oradan devşirdiği meşruiyet sayesinde başka ülkelerdeki demokratik gelişmeleri yok edebiliyor. Kendi ülkesinde demokrasiyi derinleştiren Batılı ülkeler, kendi dışında ama kendi ekonomik etki sahasındaki ülkelerde darbeleri destekleyebiliyor. Darbeyle devrilen meşru hükümetleri ise “yeteri kadar demokratik olmamakla” suçlayabiliyor. Buradan da bir meşruiyet devşirdiğine şahit olabiliyoruz. Bunun çok esaslı bir ahlaki sorun yarattığı gözden kaçmıyor.
Mısır’da Sisi darbesi Batı’daki “demokratik” yönetimlerin pek çoğunca desteklendi. İtirazlar çok cılız kaldı. Bugün Mursi hakkında verilen idam cezası onandı. Muhtemelen Batı medyası ve hükümet cenahında “idam cezasına karşı olma” üzerinden sesler yükselecek, bu seslerle de az önce bahsettiğimiz “ahlaki sorun” perdelenmiş olacak.
Aynı şekilde Türkiye’de 27 Mayıs ve 12 Eylül desteklendi.
Neyse ki Türkiye’de toplumun farkındalığı ve sağduyusu ile demokratik tecrübesi bu defa bu ahlaki sorunun Türkiye’ye fatura çıkarmasına imkân vermedi.

<p>Kadına ve çocuğa yönelik şiddetin arttığı dünyamızda hukuk alanında bilmediğimiz ya da eksik bild

Aile içinde şiddetine maruz kalanlar ne yapmalı?

Iğdır'da yıkılan cezaevinin yerine yapılan sosyal yaşam alanı ilgi görüyor

Milli Güvenlik Kurulu Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında toplandı

Uludağ'da yangın ihtimaline karşı helikopterli denetimler artırıldı