• $8,5307
  • €10,0956
  • 493.684
  • 1431.78
13 Haziran 2015 Cumartesi

Restorasyon mu dediniz?

CHP yöneticilerinin bazıları ile yine medyada bazı kalemlerin “13 yıllık AK Parti iktidarı sonrası restorasyon”dan söz ettiğini görüyoruz.

Restorasyon kavramı, eski bir yapının, belirli bir süreliğine kullanımından kaynaklı gördüğü hasarın ve yıpranmanın giderilmesi ve yapının eski hale getirilmesi veya eskiye en yakın hale kavuşturulması olarak anlaşılabilir.
Türkiye bir genel seçim yaşadı. Bu seçim sadece bir hükümet koltuğuna oturma mücadelesi değildi. Zira seçimin temel bileşenlerinden biri siyasal sistem değişimiydi. Toplum ve kamuoyu buna göre bir pozisyon aldı. Yine sosyal yapıda meydana gelen değişimler de bireylerin seçim tercihlerini doğrudan etkiledi. Buna ekonomik boyutu da ekleyebiliriz. Bunlarla birlikte seçim atmosferini daha çok psikolojik yarılmanın belirlediğini de inkâr etmemek gerekir.
O halde restorasyon kavramını tek başına genel bir kavram olarak ele almaktan çok, üst üste veya iç içe geçmiş konu başlıklarıyla ele almak ve her bir yapıda restorasyonun ne anlama geleceğini irdelemek gerekir.
Siyasal restorasyon, Türkiye’nin cari anayasal düzeninde meydana gelen arızaları giderip, sistemi eski haliyle tesis etmek anlamına gelir. Peki 13 yıllık AK Parti iktidarı döneminde anayasal düzenindeki değişimler neler ki, onları geri almak suretiyle bir restorasyon gerçekleşmiş olsun?
İlki 2004’te kadın-erkek eşitliği sağlayan ve temel hak sözleşmelerini kanunlara öncelikli hale getiren anayasa değişikliğiydi.
İkincisi cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesine imkân sağlayan ve referandumda %70 çoğunlukla kabul edilen anayasa değişikliğiydi.
Üçüncüsü ise 2010’da temel hakların önünü açan, HSYK’da ve Anayasa Mahkemesi’nde çoğulculuğu sağlayan anayasa değişiklikleriydi. Bu değişiklik %58 çoğunlukla kabul edildi.
Bu değişikliklerin sistemi 12 Eylül Darbe düzeninden belli ölçülerde uzaklaştırdığı ortada. Bu durumda restorasyon, sistemi 12 Eylül’e yaklaştırmaktan başka bir anlama gelmez. Restorasyon 12 Eylül sistemini de kapsıyorsa, bu da 27 Mayıs sistemine dönüş anlamına gelir.
CHP’nin beyannamesine bakıldığında bunu kastettikleri de pekâlâ söylenebilir.
Ancak bu anakronizmden başka bir şey olmaz. Eğer referans 1921 Anayasası ise, işte bu restorasyon ciddiye alınabilir. Türkiye tarihinin tek demokratik, çoğulcu, ademi merkeziyetçi anayasası 1921 Anayasası’ydı. Diğerleri hep bu tercihten sapmanın ifadesi oldu.
Toplumsal restorasyondan söz ediliyorsa ve eğer gündelik ve konjonktürel hareketlenmeler kastedilmiyorsa, çok anlamlı değil. Zira toplumsal restorasyona değil, aksine dönüşen toplum için gerekli bir siyasal inşaya ihtiyaç var. Alt yapıdaki değişime, üst yapının uydurulması gerekir. Bu da kurumsal ve anayasal dönüşüm ile mümkün.
Kastedilen sosyopsikolojik restorasyon ise, bu tartışmalı olmakla birlikte dikkate alınabilir. Zira son yıllardaki seçim atmosferinin toplumsal psikolojiye zarar verdiği söylenebilir. Bu alandaki restorasyon yukarıda belirttiğimiz anayasal ve kurumsal dönüşüm için de gerekli zemini üretebilir.

<p class='MsoNormal'>Çok Güzel Hareketler 2 programının sezon finali yapmasının  ardından soluğu Köy

Yılmaz Erdoğan, yardım malzemelerinin yangın bölgesine ulaştığını duyurdu

Iğdır'da yıkılan cezaevinin yerine yapılan sosyal yaşam alanı ilgi görüyor

Milli Güvenlik Kurulu Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında toplandı

Uludağ'da yangın ihtimaline karşı helikopterli denetimler artırıldı