• $7,3549
  • €8,8955
  • 410.151
  • 1528.82
18 Kasım 2012 Pazar

Fazıl Say ile Başbakan'ın ortak noktası!

İki sene önce, 'Fazıl Say, arabesk sevenlere yavşak diyor' diyenlere inanmamış ama Say'ın Facebook sayfasında şu cümlelerle karşılaşmıştım:
'Arabesk müzik, arabesk yaşam tarzının betimlemesidir. Aydınlığın, çağdaşlığın ve öncülüğün, sanatçılığın sırtına külfettir. Emek karşıtıdır, duyarsızlıktır ve yaratamamaktır! Etik dışı 'yalan dolanla' doludur. Ortadoğu işi, üçüncü sınıf, acındırmaca, tembellik, yeteneksizlik, rant, çamur, muallaklıklar üzerinden yaşar. Türk halkının arabesk yavşaklığından utanıyorum.'
Ve şimdi de çok eleştirildi ya da destek gördü Say'ın 'Arabesk sevmek vatan hainliğidir' sözü.
"say.20121117205542.jpg"

Oturdum baştan sona izledim Enver Aysever'in CNN Türk'teki Aykırı Sorular'ını... Harbiden, tam da şöyle diyor Say, 'Arabesk denen iğrenç şeyi sevmemek vatanper- verliktir; sevmek vatan hainliğidir. Kötü ritim, kötü armoni. (...) müzisyen olan benim, ben bilirim.'
SUÇLU ARABESK Mİ?
Oysa, seveyim sevmeyeyim, biraz ince gözlemle söyleyebilirim ki Say'ın 'duyarsızlık'la, itham ettiği arabesk, kimilerine göre en derin duyguların ifadesidir...
Bazen yaranın üzerine tuz basarak, bazen sadece 'Kimse seni anlamasa da, ben seni anladım' diyerek empati kurar, arkadaş olur... Emek karşıtlığıyla suçlanan arabesk, kırdan kente göçenlerin, arada kalmışların, acı çekenlerin, hayatın dikensiz gül bahçesi olmadığını hissedenlerin sesidir... 'Umuttur'. Ağlatıp da gülene, aşksız geçen ömre, vefasıza, insafsıza 'isyandır'... Herkes seni hasta sanırken, yasta olduğunu söylemenin bir yoludur...
'Günah zevk olmuşsa, vefa yorulmuşsa, düzen bozulmuşsa' bunun suçlusu arabesk midir?
Arabesk ruhlu muhteşem türkü Mihriban'daki 'Lambada titreyen alev üşüyor' gibi muhteşem cümle bir tür hainlik ifadesi midir?
'Yaktığın ateşi söndüremedim / Hala deliyim hala sevdalı' sözü dürüstlüğün ta kendisi değil midir?
Pek çok konuda Fazıl Say'ı anlıyorum ve sonuna kadar arkasındayım; kendisinden retweet'lerimizi de eksik etmiyoruz (yeni tip demokratik hareket!)
MÜZİĞE KÖTÜ DESE...
Ancak 'Ben arabeske laf ederken beni eleştirenler kimler? Hiçbiri müzisyen mi? Müzisyen olan benim' derken Say, bir şeyi atlıyor; o, 'Müzik iyi ya da kötü' demekle yetinmiyor; sadece müziğe değil müziği dinleyenleri de 'etiketliyor'.
Ve farkında mı bilmem, çokça eleştirdiği Başbakan'la aynı şeyi yapıyor. Yoksa kendisine soru soran gazeteciye 'Bu soruyu soran vatan hainidir' diyen Başbakan da 'Kardeşim kim siyasetçi? O mu bilecek hangisinin iyi olduğunu' deyip geçebilir; değil mi!?

Türk restoranları Instagram'ı keşfetmeli!
İyi bir Instagram kullanıcısıyım; oraya da yazdım; 'Sadece telefonumla fotoğraf çekiyorum; burada yemek ve sanat fotoğrafı paylaşıyorum.'
İlk başta keyfi olarak başlayan bu durum bir süre sonra bambaşka bir şeye dönüştü; bir tür sorumluluğa... Gittiğim her sergiden fotoğraf paylaşıyorum, birileri 'Neredesin?' yazıyor, sergi hakkında bilgi veriyorum.

"nilay.20121117205613.jpg"
Yemek ise bambaşka bir yola girdi; oradaki fotoğraflarım nedeniyle çok iyi 'gurme' dostlar da edindim, 'Kusura bakma dayanamıyorum o fotoğrafları görmeye kilo aldırıyorsun' diyen, beni izlemeyi bırakan da oldu.
Ama sonuçta ben 'üstat-gurme' yazar Ahmet Örs'ü dinledim, masaya her yemek gelişinde fotoğrafını çekiyor altına bir hashtag (#) ile restoran ve yemeğin adını, fiyatını yazıyorum. Yemek severlere bir tür mobil hizmet!
Ve şimdi New York'ta bir restoran, Comodo, yemek fotoğrafı çekme merakını görerek güzel bir işe soyunmuş, dijital ortamda reklamlarını da yapmış ki bizlere kadar geldi, izledik: #ComodoMenu.
Cep telefonunuzdan #ComodoMenu etiketiyle arama yaptığınızda orada yemeklerin fotoğraflarını, yorumları, arkadaşlarınızın beğenisini görüp siparişi ona göre verebiliyorsunuz.
Darısı bir Instagram projesi yapacak ilk Türk restoranının ya da bu yemek fotoğraflarını bir araya getirecek yemek sitesinin başına!

Çevirmenin adı unutulur mu?
İstisnai örnekler kaideyi bozmaz; bir kitap çevirmek bazı nitelikler ister... Çeviri yapılan yabancı dili çok ama çok iyi bilmek, anadile çok iyi hakim olmak, yazarın yazınını hatta hayatını çok iyi tanımak, kültürlü olmak, kitaba konu olan dönemi iyi bilmek derken uzar da gider bu liste...

Benim yazarlar kadar sevdiğim çevirmenler de vardır; Avi Pardo (John Fante ve "photo.jpg"Charles Bukowski çevirisi yapmak kolay olmasa gerek) ya da AKŞAM Kitap yazarları da oldukları için ilk aklıma gelen iki iyi isim Sevin Okyay ile Zeynep Heyzen Ateş mesela.
Çevirmen arkadaşımlarım olduğundan ve çok az ücretler karşılığında muhteşem işler çıkardıklarını gördüğümden apayrı bir saygı duyuyor; kitabı alır almaz çevirmenin de adına bakıyorum.
Türkçesi, Destek Yayınları'ndan çıkan Elfriede Jelinek'in 'Dışarıda Kalanlar'ına da aynı ilgiyle baktım; bakıyorum bakıyorum, çevirmen ismi yok. Kitapta bazı yazım hataları da var; merakım daha da büyüyor; sonunda aradım yayınevini 'Unutulmuş' dediler! 'Peki' dedim kapattım; birkaç gün sonra aradığımda ise haberler iyiydi: 'Çevirmenimizin adı Müjde Tok, hatayla adı yazılmamış ama kitaplarımız toplatılıyor; yeniden basılıp dağıtılıyor.' Bir yayınevine yakışan da budur!

<p>'Yıl 1908... Osmanlı topraklarında ikinci Meşrutiyet ilan edilmişti ve Meclis'i Mebusan o günkü a

Bunlar kimin milletvekili?

Düzce'de altyapı çalışması sırasında şans eseri bulundu!

Her yerde uyuyabilen vurdum duymaz insanlar

Endonezya'nın Sinabung Yanardağı'nda hareketlilik