• $7,4627
  • €9,024
  • 437.81
  • 1524.49
16 Ağustos 2011 Salı

Liberalizmin küllerini süpürürken...

Yeni Sağ'ın kurucularından Margaret Thatcher'in 'Toplum diye bir şey yoktur' veciz ifadesinden 30 yıl sonra İngiltere, çözülen toplumsallığının ne menem bir şey olduğunu tecrübe ediyor...
Neoliberalizme bayraktarlık yaparken 'gururlu' demokrasi tarihini ve sosyal devletini dümdüz eden İngiltere'de, kent sokaklarını basan yangınlarda, 'insan karşıtlığına' dönüşen liberal paradigmanın uçuşan küllerini de gözden kaçırmamalıyız.
Göçmen ve yoksul gençlerin ayaklanması, 'işte çok kültürlülük projesinin başarısızlığı' gibi bayat şablonlarla sıkıştırılarak geçiştirilemez ve bir toplumun kendine yabancılaşmasının dramatik sonuçlarını doğru gözlemlemek lazımdır.   
Açıktır ki Londra'daki olaylar, otuz yıllık acımasız neoliberal politikalarla para misali bozdurulup harcanan toplumsal yapı ve global finans merkezi Londra'daki çöken kağıt kuleleriyle derinden ilişkilidir.
Batan bankaların trilyonlarca dolar borcunu 'devletleştiren' İngiltere para, para-rant ilişkisine yerleştirdiği toplumsal zemininin geriye dönüşsüz nasıl paramparça olduğunun muhtemelen farkında bile değil...     
Doğa, insan ve toplum düşmanlığını akıl ve ahlak dışı sınırları taşıyarak spekülatif köpüklerde 5 yıldır can çekişen son kapitalist evre, yani neoliberalizm vatanı Birleşik Krallık'tan gelen görüntüler tabii ki tarihin cilvesi değildir...
Mağazaları yağmalayan, araçları ateşe veren gençler, kendilerini 'lüzumsuz fazlalık' diye damgalayan 'geleceklerini çalan' sisteme kızgınlıklarını kustular...
Ve kendilerinden esirgenen 'sahte cennetin' kapılarına dayanıp 'yasak meyveyi' almaya kalkınca piyasacı toplumun baş düşmanı ve ahlaksızı ilan edildiler... 
Medyanın ayaklanan gençler için biçtiği 'holigan, Vandalist, nihilist, şiddet yanlısı grup' tanımları toplumsal olanı delik deşik ederek altın köpüklü yıllarını geride bırakmış, neoliberal söyleme dahil ifadeler.
Zengin ve orta sınıf 'tüketenlerinden kurulan' piyasa toplumunun açtığı derin uçurumun bir kenarında yığılan yoksullar, göçmenler ve siyahlar doğal olarak 'suçlulaştırılıp' özel mülkiyete zarar vermekten cezaevlerine doldurulacaktır...
Görkemli,  haz odaklı tüketim kültürünü seyretmekten başka hiçbir işi olmayan 'mülksüzlüğün' çocukları, lüks mağazaları yağmalarken içlerinde üç kuşaktır biriken hıncı taşıyorlardı.. 
Babalarının işleri, sendikaları, örgütleri ellerinden alınıp, iş ve hayat arasındaki bağın kopartıldığı, işsizlik maaşlarıyla horlanan ve hakir görülen bu kızgın gençler aslında kendi 'gelecekleri' diye gördükleri 'karanlığı' ateşe veriyorlardı...
Tüketmenin özgürlük, vatandaşlığın 'tüketicilik' diye kodlandığı, 'ne kadar harcarsan o kadar varsın' diyen asalak düzenin 'toplumsal atıksın' muamelesi, alttan alta bu gençleri 'tek kariyer' ve 'örgütlenme' olarak suça ve çeteleşmeye sevk etmiyor muydu?
Öte yandan kozmopolitleşme masalına inanan kalmış mıydı?
Egemen liberal paradigmanın buyruklarıyla sosyal toplumsal örgütlenme kanallarının parçalandığı, devletin kamusal vasfının tasfiye edilerek gettolara teslim edilen 'toplum-sonrası' modelin öfkesi ve tepkisi nasıl olmalıydı?
Şimdi bu örgütsüz hınç ve öfkenin, hiçbir mülkü ve umudu olmayan gençleri, yani İngiliz siyasetçilerinin deyimiyle ayak takımının ne bir iş, ne üniversite, ne de emeklilik hakkının olmamasına karşı önlem twitter ve facebook yasakları mı olacak.      
Ve acaba bu olaylara bakıp 'İşte; toplumu yıktık ama üretimden kovup tüketime katmadığımız büyük ve örgütsüz hınçlı kalabalıklarla biz ne yapacağız' diyen çıkacak mı? .

<p>Okurlarından gelen 'Kullanmış olduğunuz dil, çoğu kez 'ağdalı ve anlaşılması güç' noktasında gele

'Türkçenin inceliklerini kullanmazsak yok olup gidecek'

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Balıkçıların buz tutan nehirdeki zorlu mücadelesi

Ölümsüzlük mantarı olarak biliniyor! Türkiye'de üretilmeye başlandı