• $7,4126
  • €9,0363
  • 441.833
  • 1542.45
30 Temmuz 2011 Cumartesi

Dondurma tezgahı ve yumurtalı ceket

13 yaşındaki Salih, başına gaz bombası isabet edince ağır yaralanmıştı, sonra da öldü...
Hayatları bulanık siyah beyaz birkaç fotoğrafa sığan, kocaman gözlerini açarak bize bakarken bakışları donan diğer çocuklar gibi, ölü çocuklar albümünde yerini aldı.
Bu albümdeki bütün çocukları külliyen PKK'lı/ terörist diye kodlayan zihinler, sokaklarda ne işi varmış, anası babası yok muymuş diyerek hanidir çocuklara merhamet etmeyen hırçın vicdanlarıyla konuştular.
Ya da dağda, bayırda askeri mühimmatın kurşun, havan topu, bomba olup bedenlerine yerleştiği çocuklar, tanımazlıktan, bilmezlikten gelinen zorunlu zayiatlar oldular.
Salih'in ölümü kanıksanmış, olağanlaşmış 400 Kürt çocuğunun ölümünden biriydi.
Küçük bebeklerin kundaklarına bile gaz bombası düşerken 'vardır bir bit yeniği' diye kafasını çevirerek 'çocuklarına' yabancılaşmış, duyarlılık yorgunu bir toplumduk.     
13 yaşındaki Uğur Kaymaz, evinin bahçesinde sırtındaki 9 kurşunla yatarken onu vuran emniyet güçlerinin aşırı nefsi müdafaa yaptığına karar veren adalet terazimiz, doğaldır ki Salih için de aynı miktar adaleti tartacaktır.
Haberlerde Salih'in yaralandıktan sonra 1.5 saat yerde kaldığı, daha sonra başındaki kanamasının bir türlü durdurulamadığı ve kamyon şoförü babasının cenazeye yetişemediği yazılıydı.
Salih defnedildiği gün, devlet tarihimizin öldürüldüğünü unutacağı ve kelli felli resmi adamların kendilerini savunurken bir kez daha 'ölüsünü dahi suçlayacağı' çocuklardan biri olmuştu artık.
Otuz yıllık şiddetin koynuna doğmak, yakılan köylerde geçmişi de tüten çocuk olmak, masal diye akraba işkencelerini dinleyerek büyümek zaten baştan hayattan kovulmak değil miydi?
Ve Salih'in çocuklara dondurma satarak geçirdiği çocukluğunun dondurma tezgahı, şimdiden başka bir mülksüzlüğün Silopi'deki çocuğuna devredilmiş olmalıydı.
Yakılan köylerinden Silopi'ye zorunlu göçmüş ailenin yokluğa ve yoksunluğa doğan oğullarının sizce kaderi nasıl akmalıydı ki sokakta başına ölümcül gaz bombası darbesini almasındı?
Ya da Salih'in canı kamu canı değil miydi ve güvenlik güçleri hangi kamunun malı ve canını korumakla yükümlüydü?
Salih'in toprağa verildiği gün Ankara'da Burhan Kuzu'ya Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde yumurta atan 13 öğrenci için 'kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret' ve 'kamu görevlisine görevini yaptırmamak amacıyla cebir kullanma' iddialarıyla 4 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açılmıştı.
Ekranlarda izlediğimizde, üzerine üç kocaman şemsiye açılan Kuzu'nun ceketinin sağ alt kenarına bir yumurta isabet etmişti!
Bütün gelişmiş demokrasilerde demokratik hak olan siyasilere yumurtalı protesto 'cebir eylemi' olarak kabul görürken, kafası parçalanarak dağılan küçük Salih'in başına gaz bombası isabet etmesi de 'cebir eylemi' sayılacak mıydı?
Üstelik fiiliyatta ölüme sebebiyet vermiş 'cebir eylemi' sayılacak mıydı?
Ya da kamu kavramının sadece devlet büyükleri ve devlet malını işaret ederken ve bu kutsalları korumak için bütün devlet güçleri yasalarla seferber olurken gerçek kamunun toplum olduğunu idrak edecek miydik?
Ve o toplumun bütün çocuklarının yaşamasından ve korumasından aslında devletin sorumlu olduğunu...
Yoksa uzaktan yumuşak kabuklu yumurta attı diye üniversiteli gençler cezaevine yollanırken, gaz bombasının kafasını dağıttığı çocukları da 'güvenlik' gerekçesiyle soğuk soğuk gömmeyi sürdürecek miydik?

<p>Nijerya açıklarında Türk gemisine yönelik bir saldırı gerçekleşti. Saldırıda bir denizci hayatını

Türk gemisine saldırının arkasında Fransa mı var?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Kilo vermek için iştah kapatan besinler

En kötü yıl gerçekten 2020 mi? Bilim insanları, 536 yılına işaret ediyor