• $7,4314
  • €9,0399
  • 443.005
  • 1565.14
17 Eylül 2011 Cumartesi

Büyüyen ne?

Medyamız, içinde 'insan ve üretimi' barındırmayan, tüketime endekslenmiş 'ekonomik büyüme' ezberimizi, 'işte yine bu çeyrekte de Çin'in arkasından dünya ikinciliği' diye gururla sundu!
Peşimizden sürüklediğimiz cari açığın daha da derinleştiği, sıcak para girişinin sürdüğü, ithalatın ve dolayısıyla tüketimin tavan yaptığı son üç aylık dönemde, ister istemez yine büyümüştük.
Bırakın cari açığı, cari fazlalık veren Çin ekonomisinin ardından ikinci sıraya yerleşmenin fiyakasını, IMF'nin bu yıl sonunda cari açığımızın GSMH'nın yüzde 10'una varacağı uyarısı da bozamamıştı.
Yüzde 6.8 tahmin edilen büyüme oranının yüzde 8.8 çıkmasıyla, ocak-temmuz ayları arasında cari açığın 50 milyar 662 milyon dolara taşınması ve bu açığın yıl sonunda 75 milyar dolara yaklaşacağı bilgisi de 'büyüme algımızın' neşesini etkilememişti.
Yani açık, geçen yılın ocak-temmuz aylarına göre yüzde 112 artmıştı...
Her ne kadar dış basın Türkiye'yi 'Avrasya Kaplanı' olarak lanse etse de, diğer yükselen ekonomiler bizim gibi cari açıkla büyüyen modeller değillerdi, aksine döviz fazlalıkları vardı.
Kriz malulü merkez kapitalist ülkelerin durgunluğu ve Arap Baharı'nın etkisiyle Türkiye'ye de yönelen sıcak para, özellikle de kayıt dışı para girişi hız kesmemişti.
Dolayısıyla bol ucuz dövizin kışkırttığı ithalat ve tüketime dayalı istihdamsız ve üretimsiz büyümemiz ikinci çeyrekte bize dünya ikinciliği getirmişti...
Coşan tüketimin boyutlarını BDDK verileri gösteriyordu, 2010'un Aralık ayı sonunda 172 milyar 623 milyon olan kredi toplamı, bu yılın daha temmuz ayında 209 milyar 578 milyona dayanmıştı.
Brüt reel ücretler gerilerken, 2011'in ilk altı ayında tüketim yüzde 10 artarken belli ki tüketici kredisi ve kredi kartlarıyla özel tüketim ve doğal olarak 'büyümemiz' desteklenmişti...
Büyüme hızında Avrupa birincisi ve dünya ikincisi Türkiye ekonomisinin nasıl büyüdüğünü fazla sorgulamazken, büyük bir kara deliğe dönüşen küresel sistemin finansal şoklarına en açık ülkelerinden biri olduğundan tabii ki bahsedilmiyordu...
BAŞKA NELER BÜYÜMÜŞTÜ?  
Ekonomik büyüme dışında geçen hafta açıklanan diğer küresel derecelerimiz ise maalesef gündemde kendilerine yer bulamamışlardı.
OECD tarafından açıklanan 'Bir Bakışta Eğitim' raporunda Türkiye ne yapacak bir işi olan ne de eğitime katılan yüzde 28.7'lik genç nüfusuyla OECD ülkeleri arasında  birinciydi...
2009 yılı verilerine göre 15-19 yaş arasındaki gençlerimizin yüzde 45'i herhangi bir eğitim kurumuna devam etmiyordu.
Bu oran nerdeyse her iki gençten birinin lise öğretimine katılamaması ve düşük eğitimli vasıfsız genç kalabalıkları düşük ücretle piyasalara arzı demek değil miydi..
Zaten öyle de oluyordu, iş bulan gençlerin yüzde 76'sı kayıt dışı çalışıyorlardı...
Küresel rekabette eğitimli ve vasıflı işgücünü geliştirme telaşındaki OECD ülkelerinin yanında Türkiye ise inadına genç emeğini ucuzlatarak OECD'nin Çin'i ve Hindistan'ı olma yolunda...
Büyümenin bu sorunlu yüzü, sıcak para ve ucuz ithalata doymayan ülkemizde pek gösterilmiyor; küresel kapitalizmin yüksek katma değerli ve teknoloji-bilgi yoğun üretiminin yanından bile geçemiyoruz...
Rekabet gücü olmayan Türkiye'nin küresel piyasalarda yer tutması mümkün görünmüyor, inşaat ve doğal kaynak yıkımına dayanan 'sermaye birikimi' ne kadar sürdürülür göreceğiz...   
Sonuç olarak gerek OECD ülkeleri arasında gelir dağılımındaki eşitsizlikteki birinciliğimizle ve gerekse yüzde 44'le en düşük istihdama sahip ülke birinciliğimizle 'büyüme denklemimiz' arasındaki koparılamaz ilişkiyi ıskalamayalım...

<p><strong>'Reformlar kamuoyuna sunma aşamasına geldi'</strong></p><p><strong>BAŞKAN ERDOĞAN'DAN ÖNE

19 Ocak 2021 Güncel Haberler

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Prof. Dr. Nur Vergin'in cenaze törenine katıldı

Şuşa'ya giden ''Zafer Yolu'' eylülde hazır olacak