• $15,8769
  • €16,8435
  • 942.556
  • 2372.35
1 Aralık 2021 Çarşamba

Erdoğan ve vesayet aklı

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 19 yıllık liderlik pratiğinde göze çarpan en önemli özelliklerden biri kolaya kaçmaması, kolaya tevessül etmemesi, hatta kolay yolu bir tuzak olarak görmesidir, denebilir.

Erdoğan, siyasi istikametini hiçbir zaman iç ve dış politikaya hâkim olan yerleşik görüşe göre çizmedi. Sisteme hâkim olan yerleşik görüş aslında liderlere çizilen sınırları işaret eder. Duvarları akıl ve mantıkla örülmüş bir hapishaneden bahsediyoruz burada; bir yere kıpırdamaya imkân vermez.

Sistemin vaizleri (siyaset, medya, akademi, profesörler vs.) sürekli bu sınırları hatırlatır, lidere. Çizilen sınırların dışına çıkmaya çalıştığında ise kıyamet koparıp lideri "aklın dışına çıkmakla" suçlarlar. Bugün Erdoğan'a "aklını kaybetmiş, çıldırmış" demeleri gibi.

Erdoğan iktidara geldiğinde iç vesayet odakları sistemin adeta hâkim tanrılarıydı. Bu tanrılara hiçbir lider dokunamaz, ilan edilen tabuları zorlayamazdı. Tek bir görevi vardı seçilmiş liderin; o da bürokratların belirlediği sistemin içinde kalarak, sınırları zorlamadan mevcut düzeni sürdürmek.

Erdoğan'a biçtikleri rol mevcut vesayet sistemini devam ettirmekten öte değildi. Sisteme uyduğunda onaylayıp desteklediler, karşı çıktığında ise "deli" ilan ettiler.

Menderes'ten bu yana liderlerin halini düşünün. Demirel'i gelmiş geçmiş en "akıllı" lider ilan etmişlerdi. Demirel'in aklı, 60'ta kurulan vesayet düzenine çok sıkı tabi olmasıyla ilgiliydi. Sabah akşam Menderes'in idam tablosuna bakıp sistemin dengelerini korumanın önemini vaaz ederdi etrafına. Bu sebeble de "en akıllı lider" ilan edilmişti.

Ecevit, yanı başındaki CIA'ye bağlı "Özel Harp Dairesi"nin varlığını öğrendiğinde çıtı çıkmamıştı. Kendisi başbakandı. Askeriyeye, polise, siyasi partilere, medyaya Özel Harp Dairesi hakimdi.

Hiçbir liderin karşı karşıya bile gelmeye cesaret edemediği vesayet düzenini Erdoğan yıktı. Askeri vesayet düzeni de FETÖ'nün kurduğu bürokratik-siyasi vesayet sistemi de Erdoğan tarafından yıkıldı.

Dış politikadaki tabular Erdoğan tarafından aşıldı. Devlete hâkim olan bürokratik güçlerin (dışişleri, askeriye, istihbarat) oluşturduğu bariyerler aşılmasaydı Türkiye'nin bugün dış politikadaki ağırlığı sıfırdı ya da sıfırın altındaydı. Orta Doğu'da, Afrika'da, Doğu Akdeniz'de esamimiz okunmazdı. Bugünkü gibi bölgesel güç, küresel bir aktör haline asla gelemezdik.

Fakat siyaset dünyası, medya ve akademi çevreleri, her adımında veya her aşamada Erdoğan'ın çıldırdığını, ülkeyi felakete götürdüğünü savunup durdular. Milleti Erdoğan'ın delirdiğine inandırmaya çalıştılar.

Bugün Erdoğan'ın ekonomi politikaları için de aynı itirazları yapıp, aynı kışkırtmayı tekrarlıyorlar. Erdoğan dünyanın gerçeklerini inkâr etmiyor ama ekonomiyi dışa bağımlılıktan da kurtarmak gerektiğini düşünüyor. Hayalci değil, son derece gerçekçi. Pandemi sonrası Türkiye için yeni bir imkân, fırsat doğduğunu savunuyor. Ülkeyi üretim üssü haline getirmenin gerekliliğine işaret ediyor. Yüksek faizin ülke ekonomisinin prangası olduğunda ısrar ediyor. Yatırım, istihdam, üretim, ihracat temelli bir yönelimin ekonomimiz için çıkış yolu olduğuna işaret ediyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin 200 yıllık bir sorununu çözmeye talip. Asıl ağır vesayet sistemi ekonominin içine gizlenmiş. Bir yere kıpırdamaya çalıştığınızda karşınıza ekonominin çıkması tesadüf değil. Türkiye için en aşılmaz engel, bu ekonomik vesayet sistemi ve onun yerleşik aklıdır.

Sözde iktisat profesörlerimizin Erdoğan'ı "deli" ilan etmesinin sebebi de budur. Erdoğan, hâkim yerleşik söylemi alt üst ediyor. Mandacı iktisatçıların tabularını yerle bir ediyor. Erdoğan'ın sözlerini "İslamcı hassasiyetlere" bağlayıp tu kaka etmeye çalışıyorlar.

Oysa yüksek faiz ekonominin canına okuyor; yatırımı, istihdamı, üretimi, ihracatı engelliyor; ülkenin dışa bağımlılığını artırıyor, Türkiye'nin büyümesini ve güçlenmesini engelliyor. Aklı başında hiçbir iktisat profesörü zaten aksini savunmaması gerekiyor normalde.

Ne yazık ki ülke ekonomisinin ihtiyaçlarını, büyüme, gelişme isteğini anlamamak için bu ülkede iktisat profesörü olmak gerekiyor. Çok değil, birkaç yıl sonra bu vesayet kalesi de yıkılacak ve kopardıkları bu fırtınadan eser kalmayacak. O zaman aynı odaklar yine eminim Erdoğan'a karşı akıl taslamaya, millete akıl satmaya devam ediyor olacaklar. Her seferinde böyle olmuyor mu?

<p> Fonetik  kısaca konuşulan dili oluşturan sözcüklerin ses yapısı bakımından incelenmesi,  ses bil

TÜRKÇE'DE FONETİK

Akıncı Toyu 2022 Uluslararası Atlı Okçuluk Yarışması başladı

Türkiye'nin en pahalı Tofaş'ı! 250 bin liraya satıldı

Türkiye'nin kültürel mirası 35 bin eser dijitalle dünyaya açılacak