İstanbul
  °C
İl Seç

HAVA DURUMU

Yaşadığınız şehrin günlük hava durumunu görüntüleyin

  • 4.6979
  • 5.5224
  • 197.11
  • 101.138

Maturidi dersleri/14

‘Birey’, ‘persona’nın çatlamasıdır.

1- Her ne kadar bugünkü anlamıyla ‘birey’; Batı düşüncesinde din ile felsefe, sezgisel bilgi ile bilimsel (deneysel) bilgi, ruh ile beden ayrışması sonucu XVI. yüzyılda şekillenen hümanizmanın üç ana öğesi; eleştirel bakış, başına buyrukluk ve dış dünyaya mesafeli oluş sonucu ortaya çıkmış olsa da;

Varlığı çok daha eskilere dayanmaktadır.

Bilindiği üzere; birey kelimesinin kökeni ‘persona’ kavramıdır.

Bilim adamlarına göre persona, Etrüsk asıllı ‘phersu’ sözcüğünden gelmektedir.

Etrüsklerin varlığının M.Ö. 1000 yıllarından geriye uzandığını düşünürsek kelimenin ne kadar kadim olduğunu görürüz.

2- Etrüsk dilinden türetilen kelimenin asıl anlamı ‘örtü’ demektir.

Zamanla Roma uygarlığında ikinci bir anlam kazanmıştır; ‘oyuncu’…

Şimdi meseleyi tiyatro üzerinden tahlile ve anlamaya çalışırsak ve dünyayı da bir tiyatro sahnesi olarak düşünürsek;

Sahneye çıkan oyuncunun (persona) iki yönlü bir davranış içinde olduğunu görürüz.

Birincisi; ‘ben’liğinin üzerini örtmektir.

Çünkü bütün kadim dinlerde ve geleneklerde benliğin öne çıkarılması övülen değil yerilen bir şeydir. Hadi söyleyelim; ayıptır.

İkincisi; benliğini örten insan aynı zamanda diğer insanlarla ve şeylerle (mesela dekorlarla) uyum içinde davranmalı, yani kendini aşan bir bütünün (bizim de bir parçası olduğumuz, ama bizden daha büyük bir gerçeklik; ‘varlık’) parçası olduğunu bilmelidir, bilir.

Ancak, zamanla, kadim dinler ve geleneklerde zaafların ortaya çıkmasıyla ‘oyuncu’ kendi rolünü fazla önemsemeye ve öne çıkarmaya başlar.

İşte meselenin zırt dediği yer burasıdır.

Kendini gösterme çabası zamanla diğer oyuncularla kurulması gereken bağın ve uyumun yerini alarak; ‘kendini beğenme’ (kendisi dışında her şeye küçümseyici bakış, üstenci eleştiri) ve ‘başına buyruk’ davranmaya dönüşür.

Oysa kendini beğenme, başkalarını dikkate almama hali Konfüçyus’a göre başlı başına erdemsizlik sayılıyordu.

Kadim düşünceye göre kendisini başkalarına tercih etmek, kendini ortaya almak, yani üzerindeki örtüyü atıp bir bakıma çıplak kalmak, soyluluktan, şereflilikten, yiğitlikten, görev ve bağlılıktan vs. uzak düşmektir.

Bu tam anlamıyla sorumsuzluktur.

Oysa insanın özü (ister tanrıya, ister doğaya karşı) sorumlu olmakla/davranmakla kaimdir.

3- Ne yazık ki Batı’daki gelişme örtünün tamamen atılmasıyla sonuçlanan bir seyir izledi.

Çıplak kalan insan, çıplaklığın tabii tezahürü olarak utanma duygusunu; buna bağlı olarak ta vicdanını kaybetti.

Vicdansızlığın ve utanmazlığın varacağı yer ise hedonizm (hazcılık) ve nihilizm (inkarcılık)’tan başkası olamazdı.

İşte; bugün Batı’nın dünyaya dayattığı birey (düşünen varlık); kendini evrenin merkezine koyan, dünyayı da ‘insanın egemenlik sahası’ olarak gören varlığa dönüşmüştür.

‘Düşünme’ tekil insanın tekeline verildiğinde, düşünen varlığın merkezine oturur ve geri kalan her şey bireyin düşünmesine göre mahiyet ve şekil kazanır.

Oysa tarih bize göstermiş, kutsal metinler bizi uyarmıştır ki;

İnsan ne zaman doğa ile egemenlik mücadelesine girmiş ise sonu hüsranla, yıkımla, kaosla, absürtlükle bitmiştir.

Günümüzün vicdan ve hala örtü sahibi düşünürleri durmadan bu yönde insanlığı uyarmak için gayret göstermektedir.

Bize düşen; hala olumsuz anlamda tüm olup bitenlere rağmen ‘can sıkıntısı’na dücar olmaksızın iyilerin yanında yer almak ve daim ‘iyiliği’ terennüm etmektir.

4- İlk bakışta Batı’nın ‘birey’i ile Maturidi’nin insanının bir kelime bağlamında benzer ve aynı olduğunu görebilir, zannedebiliriz;

O kelime ‘istek’tir.

Batı’lı bireyde sürekli istem içindedir.

Maturidi’nin tekil insanı da istekte bulunmak suretiyle özgürlüğünü kazanır.

Batılı bireyin isteği; mutasavver egemenlik alanının her köşe bucağını keşfetmeye, sürekli kazanmaya yönelik olup;

İsteklerinin nihai amacı cenneti dünyaya indirgemektir, yani ‘dünyevi’dir.

Dünyevi olan her şey ise geçicidir, bir başlangıç olduğuna göre, mutlaka bir sonu da olacaktır.

Oysa Maturidi’nin insanın da istemek, görevli ve sorumlu olduğu imtihan sürecinin gerçekleşmesine yönelik olup;

Son kertede varmak istediği ‘kurtuluş’tur.

Dünyanın yüklerinden kurtuluş, imtihandan kurtuluş, zorluklardan kurtuluş…

‘Kurtuluş’un makes bulacağı yer ise; ölümden geçerek varılacak başka, öteki dünyadır.

Bu dünya ise ‘ebedi kalınılacak’ bir yerdir.

İkisinin arasındaki farkın dağlar kadar olduğu ortadadır… diyerek bitirelim isterseniz.

24 Haziran´daki seçimlere günler kala siyasi partiler çalışmalarına hız verirken, AK Parti´nin seçim

AK Parti´nin seçim müziği belli oldu

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları

İşte Beyaz Show'un yeni kanalı doğruysa iddialar bomba!

En Çok Okunanlar