• $13,7194
  • €15,5684
  • 786.53
  • 1910.41
22 Ekim 2021 Cuma

‘İŞBİRLİKÇİLER'e karşı ÖZDEMİR BAYRAKTAR'LAR

1

Özdemir Bayraktar deyince benim aklıma; Türk tipi İHA/SİHA'ların mucidi/öncüsü olmaktan öte ve önce iddia sahibi bir adam gelir.

Özdemir Bayraktar ve onun gibiler bilgilerinden emin iseler şayet, bunu çok rahatlıkla bir iddiaya, inada hatta müstağniliğe/müdanasızlığa dönüştürürler.

Zaten bu vasıfları değil midir, onları ne kadar engelli/engebeli/zor/meşakkatli olursa olsun yollarından dönülmez kılan ve bir sonuca ulaştıran.

2

İdris Küçükömer 'Düzenin Yabancılaşması'nda der ki: (Anladığım ve anlatabildiğim kadarıyla)

Avrupa'da/Batı'da süreç içinde sermaye özel ve gittikçe daha az ellerde toplandıkça, yani kapitalist düzen geliştikçe buna bağlı olarak fabrikalar çoğaldıkça sermayeye 'sözleşme' ile bağlı kılınan, çalışan işçi sınıfı da sürekli artış gösterir. Artan işçi ise sınıf bilinciyle beraber artık değerden daha fazla pay ister. Bir döngüdür bu; üretim arttıkça sermaye, sermaye arttıkça üretim tesisleri, üretim tesisleri arttıkça işçiler artmaya devam eder. Böylece refah geniş toplum kesimlerine yayılır ve ortaya 'refah toplumu/refah devleti' diyebileceğimiz topluluklar çıkar.

Ancak, sermaye sahipleri, işçilere kendi paylarını azaltarak bir şey vermek taraftarı değildirler. Bu nedenle işçiye verilecek fazlayı temin etmek için arayışlara girer ve başka topraklar, başka ülkeler, başka topluluklar bulur.

Yani; kendi toplumunu refah toplumuna dönüştürmek için başka toplumların kaynaklarına göz diker.

Böylece sömürgecilik başlar.

Bu iş, başlangıçta bizzat işgal yöntemiyle halledilse de zamanla bu tedarikin hem maliyetini azaltmak hem sürdürülebilir kılmak için yeni yöntemler aranır ve 'işbirlikçiler' bulunur.

Her toplumda başkalarıyla kirli ilişkilere girecek işbirlikçiler her zaman vardır, yoksa da özel olarak yetiştirilerek o ülkeye, köşe başlarına yerleştirilir.

Bu ülkeler çoğunlukla 'az gelişmiş ülkeler' diye kategorize ettiğimiz ülkelerdir...

Ne yazık ki 1700'lü yılların ortalarından itibaren Osmanlı'da bu kategoriye girmiş, sömürgeci zihniyet ve işbirlikçi uygulama cumhuriyet ile zirveye ulaşmıştır.

O kadar ki; cumhuriyet rejimi neredeyse işbirlikçiliğin bir devlet sistemine dönüşmüş hali olagelmiştir.

Ancak; her var olan karşıtını yaratır ilkesince, az gelişmiş ülkeler bir yandan tekelci kapitalizme eklemlenirken, işbirlikçiler marifetiyle sömürülürken, o ülke insanlarının içinde bu sömürüyü/yanlış gidişi görenler ve itiraz edenler çıkmıştır/çıkarlar.

Mesela cumhuriyet döneminde sanayi bahsinde Nuri Demirağ, Nuri Killigil, Satvet Lütfi Tozan, Şakir Zümre, Vecihi Hürkuş gibi isimler bunlardandır.

Buna karşılık onların önün kesen, yaptığı uçakları çürümeye terk eden, silah fabrikası kurdurmayan ya da hasbelkader kurulmuş olanları ya patlatıp havaya uçuran ya da traktör veya soba imalathanesine dönüştüren işbirlikçiler (o kadar çok ki, saymak bile zordur) hiç rahat durmamışlardır.

Daha doğrusu, sistem onlardan yanadır ve onlara çalışır/çalışmıştır...

Yüz yıldır, ülkenin maddi ve manevi tüm kaynakları söz konusu 'işbirlikçiler' vasıtasıyla müstevlilere peşkeş çekilmişlerdir.

İşte, cumhuriyetin kuruluşundan neredeyse yüz yıl geçtikten sonra Özdemir Bayraktar'ın öncülerden olduğu bir grup nihayet işbirlikçilere rağmen ülke kaynaklarını ve imkanlarını ülkenin ve ülke insanının hayrına kullanmayı başarabilmişlerdir.

Bu bağlamda denilebilir ki;

Nasıl ki Recep Tayyip Erdoğan siyaseten ve moral olarak Türkiye'nin makus talihini değiştirmişse;

Özdemir Bayraktar'lar da Türkiye'nin sanayileşme hususunda makus talihini değiştirmiştir.

Çifte devrimdir yaşanan...

Ancak, işbirlikçilerin bir sahada atlatılmış olması ülkenin işbirlikçilerden kurtulduğu anlamına gelmez zinhar.

Türkiye Cumhuriyeti'nde onlardan hâlâ mebzul miktarda bulunmaktadır.

Son tartışmalara bir de bu gözle bakabilirsiniz...

3

Özdemir Bayraktar'ı 1991 yılında, Recep Tayyip Erdoğan'ın başkanlığında oluşan Refah Partisi İstanbul İl Yönetim Kurulu'nda tanıdım.

Her ne kadar farklı dünyaların insanları gibi görülsek de, (O, o zamanda 'mühendis'ti, biz ise daha çok sosyal alanda okuyup-yazmaya çalışıyorduk) bu onun dostları arasında yer almaya, Sarıyer'deki evinde verdiği balık ziyafetlerine katılmamıza mani değildi.

Eminim ki o Türkiye tarihinde müstesna bir yere oturacaktır.

Bu vesileyle kendisine Allah'tan rahmet dilerken;

Ailesine, dostlarına, mesai arkadaşlarına, sevenlerine baş sağlığı diliyorum.

İnanıyorum ki açtığı yol kapanmayacaktır.

<p> </p>

Parasosyal etkileşimi çocuklarımıza neden anlatmalıyız?

UNESCO'nun geçici listesindeki Yesemek'te 15 heykel gün yüzüne çıkarıldı

Cumhurbaşkanı Erdoğan Siirt'te toplu açılış törenine katıldı

Ürdün'ün Salt kentindeki müze dünyanın en küçük Kuran-ı Kerim'ine ev sahipliği yapıyor