• $7,4294
  • €8,982
  • 412.302
  • 1471.39
06 Aralık 2014 Cumartesi

Kültürel hafızanın anahtarı: Osmanlıca

H. Hümeyra Şahin
H. Hümeyra Şahin
YAZARIN SAYFASI

Son Milli Eğitim Şurası kararları içinde yer alan, ‘liselerde Osmanlıca derslerinin zorunluluğu’ meselesi birkaç gündür tartışılıyor. Öncelikle, şura kararlarının tavsiye niteliğinde olduğunu ama aynı zamanda sonraki kararlara gerekçe oluşturacağını ifade edelim.
Türkiye’nin gündemine Osmanlıcanın girmiş olması çok önemli bir kazanım. Zira Osmanlıca, milli, kültürel, tarihi hafızanın anahtarı.
Fakat ‘zorunlu’ ders olarak okutulması belki şu aşamada çok da mümkün değil. Her şeyden önce yeterli sayıda Osmanlıca eğitmeni bulmak zor. Bunun da ötesinde eğitim sistemimiz ve kültürel yaşantımızın önce Osmanlıcayı bir ihtiyaç haline getirecek belli birtakım zihni bilinç dönüşümleri geçirmesi gerekir.
Peki bu tür meseleleri kendi haline bırakırsak yol alır mıyız? Elbette hayır. Bu nedenle öncelikle ‘seçmeli’ ders olarak liselere Osmanlıca dersi konulması ama aynı zamanda gençleri Osmanlıca öğrenmeye teşvik edecek bir kültürel atmosferin oluşturulması zaruridir.
Hatta çok ertelenmiş bir ihtiyaç, 90 yıllık kayıpların telafisi için bir şanstır.
Türkiye’de kültür ve zihniyet meselelerine önyargısız ve tamamen bir entelektüel mesele olarak bakan herkes ittifakla kabul eder ki, bir torunun dedesinden kalma bir mektubu okuyamıyor olması çok temel varoluşsal sorunlara kapı aralayacak önemli bir konudur. O nedenle Osmanlıca eğitimi, genç kuşakları sadece kültürel geçmişle buluşturacak bir yazı dilini bilip bilmeme meselesi değildir.
Osmanlıca bilmemek, hem siyasal tarihin, hem eğitim tarihinin, hem de kültür tarihinin en büyük enkazıdır.
Sokaklarında dolaştığımız Osmanlı bakiyesi şehirlerin kitabelerini anlayamadığımız, mezar taşlarını okuyamadığımız, parasını, tapu senedini yalnızca efemera merakıyla muhafaza ettiğimiz bir kültürel temelden yoksunluktur.
150 milyondan fazla Osmanlıca belgenin olduğu tarihi hafızamıza sahip çıkamama acziyetidir.
Arşiv salonlarında çetrefilli Osmanlıca belgeleri büyük bir yetkinlikle okuyan mütecessis Batılı akademisyenlere karşı hissettiğimiz ezikliktir.
Binlerce cilt eserden oluşan yazma eserlerimize olan uzaklığımızdır.
Dini, kültürel, bilimsel mirasımıza koyduğumuz mesafedir.
1000 yıllık bir birikimi yok saymaktır.
Hafızasızlığı kabullenmektir.
Peyami Safa’nın ‘milli kültür hazinelerinden haberi olmayan bir milletin kuru kalabalıklardan farkı yoktur. Yeryüzünde milli kütüphanelerindeki eserlerin dillerini, harflerini bilmeyen, bunları okumaktan aciz bizden başka bir tek millet var mıdır? sorusuna suskunluğumuzdur.
Yine Peyami Safa’nın Avrupalılar, Shakespeare’ı, Voltaire’i, Schiller’i ve eserlerini okullarında orijinallerinden okuturlar. Ya biz? Bizim neslimiz Fuzuli’yi, Baki’yi, Şeyh Galip’i, Cevdet Paşa’yı orijinalinden okuyup anlayabiliyor mu?’ serzenişine boyun eğişimizdir.
Osmanlıca bilmemek Arapça, Farsça ve Türkçeden müteşekkil büyük ve zengin bir birikimi heba etmektir.
Fakat ne yazık ki, bu tablo karşısında ülkemiz Osmanlıca bilmeden entelektüel olma sevdasında insanlarla doludur.
Okur-yazar sayısı, bir ülkenin eğitim seviyesini ölçmek için sadece zorunlu bir eşiktir. Fikri ve entelektüel okur-yazarlık ise bambaşka bir şeydir ve kolaylıkla ölçülemez. Fakat her durumda Türkiye'de entelektüel olmanın temel şartlarından birisi iyi seviyede Osmanlıca bilmektir.
Umarız Milli Eğitim'in bu girişimi 90 yıllık kayıpları telafi etmek için bir şans olarak değerlendirilebilir ve hafızamızla yeniden buluşabiliriz.

<p>Karma komisyona sevk edilen ve çoğunluğu HDP milletvekillerine ait 33 dosyanın ayrıntıları netleş

PKK'nın siyasi uzantısı HDP'lilerin dokunulmazlığı kaldırılacak mı?

Öğretmenlere koronavirüs aşısının yapılmaya başlandı

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar A-400M hangarını ziyaret etti

Balıkçı ağlarına bin yıllık tekne parçaları ile 13 amfora takıldı