• $13,4806
  • €15,2479
  • 800.214
  • 1945.07
6 Eylül 2014 Cumartesi

‘Kâbe Arap’ın olsun, bize Çankaya yeter’ zihniyetine karşı

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın halkoyuyla seçilen ilk Cumhurbaşkanı olması, Türkiye Cumhuriyeti için bir milat. Her milat, beraberinde bazı yenilikler de getiriyor. Bunlardan birisi de yeni ‘Cumhurbaşkanlığı Sarayı’. Erdoğan, bundan sonra Cumhurbaşkanlığı makamı olarak Atatürk Orman Çiftliği’nde yaptırılan yeni mekânı kullanacak.

Artık ‘Köşk’e çıkmak’ tabiri tarihe karışıyor. Tarihe karışan yalnızca bu ifade mi? Elbette değil. Aslında tarihe karışan, bir zihniyet; ‘Kâbe Arap’ın olsun, bize Çankaya yeter’ dizesiyle ifade edilen o anlayış.
Kâbe’nin sembolize ettiği değerleri yok sayan, ırk üzerinden şekillenen benlik algısını yüceltip, Araplara, Ortadoğu’ya ve insanlık mirasının önemli bir parçasına sırtını dönen ve Çankaya’yı halktan kopuk bir vesayet rejiminin ‘kâbe’si sayan siyasal anlayışa bir itiraz olarak okunabilir bu değişim.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı yeni bir mekan inşasına götüren fikir, pratik şartların ötesinde, vesayet kurumu olarak tescillenen cumhurbaşkanlığı makamını, mekanın ruhuna sinen bu tarihsel yüklerden kurtarmak olsa gerek. Meşruiyetini halktan alan bir Cumhurbaşkanı olarak Erdoğan, Türkiye’de açılan bu yeni sayfayı mekansal bir düzlemde de tescillemek istiyor olmalı.
Devletin en üst yönetim makamının Çankaya’dan bir başka mekana taşınışını bir dizi teamül ve gelenekten kopuş şeklinde yorumlayanlar da yok değil. Fakat unutmayalım ki, ulus-devletlerin kuruluş sürecinde hayata geçirilen pek çok pratik, aslında Hobsbawm'ın ifadesiyle 'icat edilmiş gelenek’lerdi. 19. yy’da Avrupa’da ulus-devlet diskuru içinde oluşturulan seremoniler, andlar, marşlar gibi, Türkiye Cumhuriyeti’nde de eski gibi görünen ya da eski olma iddiasındaki birçok teamül, bir mühendislik projesinin meşruiyet krizine çare olarak ‘üretildi’. Öte yandan ‘Cumhuriyet’in kazanımlarını koruma'nın, mekansal bir nöbetten öte, anlam dünyasında karşılık bulması beklenen bir ruh meselesi olduğunun altını çizmek gerekir. Ve bu ruh sahihliği ölçüsünde ve sembollere sıkıştırılmadığı oranda hayat bulur.
Şimdi madalyonun diğer tarafını çevirelim; Yeni Cumhurbaşkanlığı Sarayı da, kendi geleneklerini ‘icat’ eder, kendi ‘Çankaya’sını üretir mi? Zira toplumun kimi kesimleri de bu endişeyi taşıyor. Öncelikle şunu ifade edelim; yeni bir mekana geçiyorsanız oraya yeni bir ruh üflemek kaçınılmazdır. Seçtiğiniz mimari tarz, duvarlarınıza astığınız tablolar, döşemeleriniz, dekorasyon malzemeleriniz bir dünya görüşünü, bir ruhu yansıtır. Ve sonra bu ruhtan birtakım teamüller doğar. Bu kaçınılmazdır. Fakat burada önemli olan, bu ruhun temsil kodları… Cumhurbaşkanı Erdoğan, yeni binayı anlatırken, bu kodları ‘Selçuklu, Osmanlı ve modern dünyadan esintiler’ şeklinde tanımlıyor. Bu durumda, burada ruh bulacak teamüllerin de, yapay ve suni bir 'gelenek icadı' yerine, toplum hafızasında karşılığı olan, içselleştirilmiş bir tarihsel mirasın modern icaplarla kaynaşarak 'doğal' bir şekilde devreye girmesi muhtemeldir. Fakat burada dikkate değer bir husus, mekanın nasıl adlandırılacağı… Henüz resmî adı 'Ak-Saray' olarak tescillendi mi bilmiyorum ama Yeni Türkiye’nin en üst yönetim makamının, her ne kadar Yeni Türkiye ruhunu inşa eden parti de olsa, bir siyasi partinin ismine sıkıştırılmaması, toplumun tüm kesimlerine verilecek güzel bir mesaj olur. Yeni ‘Cumhurbaşkanlığı Sarayı’, vatandaşlarına her gün partilerüstü bir ‘Türkiyeli’ olma ruhunu üflerse, vesayetlerle savaşarak inşa ettiği kendi varlık felsefesini daha da güçlendirir.

<p>İstanbul Ticaret Üniversitesi Ulaştırma Sistemleri Uzmanı  Prof. Dr. Mustafa Ilıcalı araç içinde

Yolda kalan sürücüler araç içinde ne yapmalı?

256 yaşında ölen adamın sırrı açıklandı!

Rusya'nın en korkutucu köyü! Kimse gitmeye cesaret edemiyor

Akbabalar evcil köpeklerin peşine düştü! Korku dolu anlar