• $9,6153
  • €11,2367
  • 553.564
  • 1479.93
27 Şubat 2016 Cumartesi

Çevreciliğin siyasallaşması

Çevre konusu, zaman zaman ateşli siyasal tartışmalara sebep oluyor. Temelde ağaç, doğal çevrenin korunması gibi yeşil odaklı ‘soft’ bir konu görünümündeyken, bir anda ‘hard’ bir siyasal mücadelenin mevzu haline geliyor. Gezi’de, Cerattepe’de ya da dünyada hükümetleri, devlet başkanlarını hedef alan birçok örnekte olduğu gibi... Peki yeşilin korunması, çevre gibi gayet spesifik bir konu, nasıl geniş kitlelerin siyasal ilgilerini şekillendiren bir tartışmaya dönüşüyor? Siyasal kutupların mücadele haline alanı haline geliyor?

1860’da Ekoloji biliminin kurucusu Ernst Heackle ile doğan çevreci hareket, ilk başta bilimsel bir arka plana sahipken, 68 olaylarıyla toplumsal harekete, 80 sonrasında da siyasal bir harekete dönüştü.

Elbette bu siyasal evrilmenin reel ihtiyaçlar dünyasında bir karşılığı var; Sanayileşmenin sebep olduğu olumsuz etkiler, nüfus artışı, doğal kaynakların azalması ve adaletsiz kullanımı gibi hususlar...

Bu nedenle, son 20-30 yılda birey için çevre konusu, güvenlik, refah, özgürlük gibi talepler arasında yer almaya başladı. Üretim ilişkileri ve teknolojinin kullanım biçimlerine karşıtlık, savurgan kaynak kullanımına itiraz gibi yüksek sesli siyasal talepler ortaya çıktı.

Bu talepler, aynı zamanda ahlaki bir tutumdan ilham alıyordu. Ancak sade bir yaşamın anlamlı bir muhtevaya sahip olabileceği görüşü, çevreci hareketin değer dinamiği olarak kabul edildi. Tabiatın dengesi ancak insanın kibrinden vazgeçmesiyle korunabilirdi.

Sade bir yaşam, karşılıklı toplumsal dayanışma, göç gibi nüfus hareketlerini minimum düzeye indirmek, dolayısıyla ulaşım araçlarını, ihtiyaç oldukça kamusal ölçeklerde kullanmak gibi hedefler, bu ahlaki tutumu pratize etmeye yönelik tedbirlerdi.

Fakat dünya her geçen gün bu ideallerin zıddı bir istikamete gidiyor. Araba aşkı, orta sınıfın yükselişi, modern toplumun her sorunu teknolojik çözümlerle aşabileceği anlayışı, meseleyi içinden çıkılmaz bir noktaya getiriyor. Savurgan tüketim ve üretim kalıpları, gündelik hayatı adeta kuşatıyor. Bu çerçevede, çevreci hareket, insanların sömürülmesi sonlandırılmadan çevrenin sömürülmesi de sona erdirilemez fikriyle, kendi talebini kapitalizm karşıtlığıyla birlikte dillendiriyor.

Fakat tüm bu teorik arka plana rağmen, siyasal çevreciler toplumdan kopuk profiller olarak karşımıza çıkıyor. Ve taleplerini muhalif bir ideolojik söylemle dile getiriyor. Gerçekten de çevre hareketlerine bakıldığında sol ideolojinin kuşatması altında olduğu görülür.

Oysa çevreci bir hareketin başarıya kavuşması, toplumun içinden bir ses olmasına bağlı. Sol ideolojinin çatışmacı dili yerine toplum değerleriyle örtüşen bir söylem belirlemek önemli. Meselenin eğitim boyutunu ihmal etmeden, bireylerin kişisel hayatına yerleşmiş alışkanlıklarla, tasarruf bilinci ve tabiatı kendi bedeninin bir parçası olarak görebilecek bir ahlaki olgunluğa yaklaşmak aslolan.

Yeşil bir ekonomi, yeşil teknoloji, yeşil eğitim, gelecek 50 yılın en önemli konuları. Fakat bunun toplum tabanına yayılmış samimi, uygulanabilir bir hassasiyetle ele alınması önemli. Toplumu dışlayarak, muhalif bir dil üreterek değil.

<p><span style='font-size: 1.6rem;'>Kültür ve  Turizm Bakanlığınca tarihi,  kültürel, mimari, ekonom

Beyoğlu dünya sahnesine çıkıyor

Karabük'te bilim insanları otonom kontrollü kalp masajı cihazı geliştirdi

Dünyanın yeraltı kaynakları zengini ülkesi hangisi? Türkiye kaçıncı sırada?

Selimiye Meydanı kazılarında Roma döneminden kalma aile mezarlığı bulundu