• $9,663
  • €11,2127
  • 560.188
  • 1487
16 Şubat 2016 Salı

Sanat acıları dindirir mi?

‘Mülteci krizi’ ifadesi yaygın şekilde tedavülde. Oysa kriz konusu olan, hayatlarını kurtarmak için yerlerini, yurtlarını terk edip yollara düşen mülteciler değil, onlara gözlerini yuman insanlık âlemi… Bu ‘insanlık krizi’, siyaseti ve toplumu aşarak sanatın konusu haline geldi. Bu, iyi bir aşama mı, tartışılır? Ne yazık ki, çocukların ölümüne, kadınların bombalardan kaçışına reel hayatta bir çözüm üretemeyen insanlık, sanata sığınmış durumda. İsmet Özel’in ‘yaşamayı bileydim yazar mıydım hiç şiir?’ mısralarını hatırlatırcasına… Bu bir duyarlılık mı, yoksa çaresizlik mi? Ya da insanlık değerlerinin yeryüzünden silindiğinin sanatsal ifadesi mi?

‘Sanat acılardan doğar’ diyerek sanat üzerinden manevi arınma yoluna mı gideceğiz? Ya da sahillere vuran insan bedenlerinin istatistiğin konusu olmaktan çıkıp, sanata mevzu olmasını bir umut ışığı olarak mı değerlendireceğiz? Yoksa sanat, acılarla baş edebilmenin yolu mu?
Çinli sanatçı Ai Weiwei, Berlin’deki Konser Evi’nin sütunlarını Yunanistan’a geçiş sırasında hayatını kaybeden mültecilere ithafen 14 bin can yeleği ile kapladı. Sütunların arasına da bir şişme bot koyarak ‘#güvenligeçiş’ yazısını iliştirdi. Bir bakıma insanlık krizini somutlaştırarak önümüze koydu. Masum bir bebeğin sahilde uzanmış bedeninden etkilenmeyen vicdanlar bakalım, bu sanat gösterisinden etkilenecek mi?
Sanatçı, geçtiğimiz aylarda Aylan bebeği hatırlatır şekilde sahile uzanarak poz vermişti. Hatta bu çıkış, çeşitli tartışmalara yol açtı. Hadi, biz olumlu düşünelim ve bu çabalara, insanlığa kendini hatırlatacak vesileler olarak bakalım. Gösteri değil, duyarlılık nişanesi kabul edip, Avrupa halklarının uyanışı için milat dileğinde bulunalım. Değerlendirmesini bilene, belki de sanat yeni bir vicdani pencere açar.
Mültecilerle ilgili bir başka sanat çalışması, bir İngiliz heykeltıraş tarafından yapıldı. Jason deCaires Taylor, Kanarya Adaları’nda 2017’de açılması planlanan ‘sualtı müzesi’nin ilk hazırlıkları arasına mültecilerle ilgili bir temayı dâhil etti. Taylor, Théodore Géricault’un bir resminden uyarlama yaparak ‘The Raft of Lampedusa’ ismiyle şişme bir bot tasarladı ve botta yardım ve tedavi bekleyen umutsuz mültecileri sualtı müzesinin bir parçası yaptı. ‘Bu çalışma, kayıp hayatlara övgü ya da anıt olarak değil, küresel toplumumuzun ortak sorumluluğunu anlatmak için tasarlandı’ diye de beyanat verdi.
Siyasetin çözemediğini sanat çözer mi bilinmez ama belki uluslararası kamuoyu, gerçeğinden edinemediği duyarlılığı temsilinden edinir. Yeter ki vicdanların pası silinsin. Ve umalım ki sanat, duyarsızlığın ve çözümsüzlüğün son durağı değil, eyleme geçmenin kalkış yeri olsun.

<p class='MsoNormal'>Fatih'te arıza yapan İETT otobüsü, vatandaşlar tarafından  yaklaşık 300 metre i

İETT otobüsü arızalanınca 300 metre itildi

''Gıda Denetim Seferberliği'' kapsamında Trakya'da denetimler başladı

İstilacısı aslan balığı Ege'de de yayılıyor

Her sabah poğaça yiyenler dikkat! Bakın vücuda nasıl bir etkisi var