• $9,6153
  • €11,2367
  • 553.564
  • 1479.93
20 Şubat 2016 Cumartesi

Jeopolitiğin cazibesi

The Economist’in 6 Şubat’ta çıkan Türkiye özel raporunda ‘Lure of the city’ (Şehrin cazibesi) başlıklı bir yazıya yer verildi. Yazıda özetle şu konulara değiniliyor; İstanbul yılda 50.000’e yakın geminin geçtiği, multi-lingual kalabalık bir metropol. Atatürk Havalimanı, 2010’da dünyanın en işlek 37. havalimanı iken, 2014’te 13. sıraya yükselmiş. 2018’de açılacak üçüncü havalimanı 150 milyon tam kapasitesi ile çalıştığı durumda dünyanın en büyük havalimanı olacak. Avrupa’nın en hızlı gelişen on şehrinden altısı (İstanbul, Konya, Bursa, Diyarbakır, Antalya, Gaziantep) Türkiye’de. Ülke nüfusunun %75’i şehirlerde yaşıyor. Bu hızlı büyümeye rağmen yoksulluk ve suç oranı hayranlık uyandıracak şekilde az. Sadece batıda değil, doğu şehirlerinde dahi çevre temizliği, düzenli sokaklar, parklar ve bakımlı okullar var. Tüm bu değişim son 15 yılda gerçekleşti. İstanbul’un toplu taşıma ve su kalitesi çok kötü durumdaydı. İstanbul’daki gökyüzü şu anda hayli temiz ve sabahın ilk ışıklarıyla Galata Köprüsü sardunya avlayan balıkçılarla doluyor...

Elbette bu gerçekler, The Economist tarafından kendince niyetlerle yorumlanıyor. Biz yorumları sahiplerine iade edip, gerçeklere dönelim. Kendi tarihinde birçok alanda en yüksek standartlara ulaşmış, yaşlanan Avrupa’ya karşın genç nüfusuyla yeni ufukları zorlayan, jeopolitik öneminin farkında ve güçlü bir iradeyle yönetilen bir ülke var ortada. Elbette her şeyin bir simetrisi var, tüm bu gelişmeleri istemeyenlerin geliştirecekleri yeni stratejiler. Ne yazık ki, stratejinin adı bu sefer Gezi değil, terör.

Türkiye, hasımlarının iştahını kesen ilerlemelerin bedelini ödüyor. Çünkü Londra’nın, Chicago’nun, Berlin’in, Paris’in sıralı temiz caddelerine mukabil simetrik bir kaosa ihtiyaç var. Bağdat’ın, Şam’ın, Kahire’nin, İstanbul’un caddeleri kaos ve karmaşayla dolu olmalı ki, Batı başkentleri temiz gökyüzü altında mutlu hayatlar yaşasın.

Ne yazık ki Batı için ilerleme tek yönlü bir medeniyet kriteri. Amerika, Afrika’nın sömürgeleştirilmesi yoluyla inşa ve imar edildi. Biri yıkılmayınca diğeri abad olmuyor, bu felsefeye göre. Efendi olabilmek için köleye ihtiyaç olduğu gibi!

I. Dünya Savaşı sonrası Türkiye’ye biçilen itaat rolü, son on yılda tersine teptiği, Türkiye’de yeni yetişen nesiller Kut’ül Ammare’yi, Sykes ve Picot adlı diplomatların mirasını daha yakından öğrenip, anlamaya başladığı için, buna bir ‘dur!’ demek gerekiyor.

Kadim emellerinin peşinde Suriye’ye el uzatmaktan çekinmeyen Rusya ve müttefikliğin ahlakından yoksun Amerika, bu nedenle siyasetimizi ve coğrafyamızı kuşatmış durumda.

Türkiye ya 100 yıllık emre itaat edip duracak, ya da Türkiye jeopolitiğinin cazibesine kapılmış Batılı hezeyanlara ve onun piyonlarına teslim olacak... Ya da bu jeopolitiğin hakkını verip, gelecek nesillerin temiz bir gökyüzü altında hayatlarını sürdürebilmesi için mücadelesine devam edecek. Türkiye, bu varlık mücadelesi için canlarını veren şehitlerine minnettar! Ruhları şad olsun!

<p><span style='font-size: 1.6rem;'>Kültür ve  Turizm Bakanlığınca tarihi,  kültürel, mimari, ekonom

Beyoğlu dünya sahnesine çıkıyor

Kütahyalı marangoz ahşaptan susuz ceviz soyma makinesi icat etti

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları (22 Ekim 2021)

Eren-13 operasyonları kapsamında 4 terörist etkisiz hale getirildi