• $ 5,7635
  • € 6,4297
  • 279.197
  • 97149
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54

Esaret pahalı, hürriyet değil!

Türk Tarihi’nin iki önemli zaferi vardır: Birincisi Malazgirt, ikincisi de 30 Ağustos.

Neden mi?

Çünkü, Alparslan dünyanın en güçlü komutanı Romen Diyojen’e diz çöktürmüştür. Mustafa Kemal ise, dönemin en büyük imparatorluğu İngiltere’ye yenilgiyi tattırmıştır. Yunan’ı değil, İngiliz’i devirmiştir.

Bir komutan düşünün! Ordunun en başında yalın-kılıç taarruza geçmiştir. Sultan Alparslan bunu yapmıştır. İnönü ile olmadığını gören Mustafa Kemal da bizzat cepheye giderek vaziyete el koymuştur. Cephede, en önde yer almıştır.

Askeri ateşleyen, beraberinde zaferi getiren de budur işte! Zafer bir neticedir. Sadece topla tüfekle olmaz. Liderlik şarttır. Önce ona doğru koşan insanlar bulmanız gerekir. Diğerleri ardından gelir.

Peygamberimizi düşünün! O da aynısını yapmıştır. Bedir’de, Uhut’ta en önde yer almış, çarpışmış, üstelik yaralanmıştır.

Bedir’de, Uhut’ta, Malazgirt’te, Büyük Taarruz’da önderini önünde gören asker de çılgınlaşıp, mucizelere imza atmıştır.

***

Deniliyor ki:

“30 Ağustos’ta Yunan’ı denize döktük.”

Hayır, öyle değil. Biz, “Üzerinde Güneşin Batmadığı İmparatorluk” diye adlandırılan Birleşik Krallığın ışıklarını karattık.

Savaş, Yunanla bizim aramızda olmadı. Çünkü, çarpışmalar devam ederken, İstanbul’daki İşgal Kuvvetleri Karargahı’nda İngiliz ve Fransız komutanlar vardı.

Bugünkü Amerika neyse, o gün de İngiltere oydu! Karşımızda bir de fazladan Fransızlar yer alıyordu. Harp Kontrol Merkezi, İngilizlerin elindeydi. Neredeyse Anadolu’nun her şehri İngiliz ve Fransız birlikleri tarafından işgal edilmişti.

Sonuç ne oldu? Hepsi gitti. Biz, Yunanla birlikte İngiliz’i de, Fransız’ı da bu topraklardan kovduk. Küçültmeyelim bu zaferi.

Ne dedi savaştan sonra Gandi:

“Ben, Anadolu’da Mustafa Kemal ve Türkler bu zaferi kazanmadan önce Tanrı’nın da İngiliz olduğuna inanırdım. Ama İngilizler yenildi işte. Demek ki Tanrı İngiliz değilmiş.”

Ve devam etti:

“Şimdi ben de bağımsızlık istiyorum. Türkler gibi ölüme koşacak bir halkım olmadığı için asamı alıp yola çıktım. Ben bağımsızlık yolunda bir dilenciyim.”

Aradaki fark bu: Biz dilenmedik, bedelini canımızla ödedik ve bağımsızlığımızı söke söke aldık. O yüzden dünya mazlumlarına örnek olduk.

***

“Hürriyet değil, ama esaret çok pahalıdır’ dedim… Esarete düşmeden, hürriyetin ne kadar büyük bir nimet olduğunun farkına varılmaz çünkü! Hürriyet ise, ithal edilmez, parayla satın alınmaz. İhale açılmaz hürriyet için.

Esaretten kurtulmanın, hürriyete ulaşmanın bedeli candır! O yolda koşan ve canını veren alır onu. Yiğitlik gerektirir esaretten kurtulmak. O yiğitler de ithal edilmez, toprağın bağrından çıkar.

Bugün olup bitenlere doğru teşhis koymak için önce bu gerçek iyi kavranmalı. Bağımsızlığın değerini esarete düşmeden anlamak lazım!

***

Evet, 30 Ağustos’ta sadece Yunan’ı denize dökmekle kalmadık. O dönemde bugünkü Amerika’dan çok daha güçlü olan İngiltere’yi yendik. Fransızlara diz çöktürdük.

Geldikleri gibi gitmek zorunda kaldılar.

Esaretten kurtulmanın bedelini de canımızla, kanımızla ödedik. İngiliz sömürgeciliğini yıktık. Pakistan ve Hindistan’a bağımsızlığın yolunu açtık.

Bağımsızlık ve hak mücadelesinde bugün ödediğimiz bedeller ne ki!..

İşte o yüzen, her yıl 30 Ağustos’ta toplantılar ve balolar düzenleyerek, Büyük Zafer’i kutlamak yetmez. O zaferi getiren ruhu anlamak, ödenen bedelleri de hatırlamak lazım.

Malazgirt, Çanakkale ve 30 Ağustos’u iyi anlar ve onlar rehberimiz olursa eğer…

Bu millet, bir daha “esaret” denilen en büyük zilletten kurtulmanın o çok yüksek bedelini ödemek zorunda kalmaz bir daha. Başarıdan başarıya, muzafferiyetten muzafferiyete koşarız her daim…

<p>Merkez Sur ilçesinde, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı başta olmak üzere ilgili kurumların terörün i

Tarihi Surlar Millet Bahçesine Kavuştu

İşsizlik maaşı için şart koşulan 120 günlük 'prim ödeyerek sürekli çalışma' maddesi değiştiriliyor

Sarımsak antibiyotikten daha etkili

O fotoğraflar nasıl çekiliyor? işte perde arkaları