• $ 5,7477
  • € 6,3537
  • 276.526
  • 100237
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54

Değerler, güç ve asıl gündem

Daha önce Türkiye’nin üstünde artırılmaya çalışılan uluslararası baskının Filistin’in tasfiye planı olan sözde ‘Yüzyılın Anlaşması’ ile bağlantılı olduğunu yazmıştım. Amerikan Yönetimi, Kushner’in eliyle yürüttüğü Filistin-İsrail dosyasına özel önem atfediyor ve yoldaki ‘çakıl taşlarını’ ortadan kaldırmaya çalışıyor. Türkiye’yle ABD’nin ilişkisinin girdiği absürt durum, Washington’da atılan adımlar ve alınan inisiyatifler, her şeyin ötesinde bir müttefike yakışmayacak tehdit dilinin bununla doğrudan bağlantısı var.

Amerika adına Türkiye’de yazan kalemler, Türkiye-ABD ilişkisinde Trump’ın olumlu söylemlerinin önemsenmemesi gerektiğini söylüyorlar. Muhtemelen bunun Amerikan bürokrasisinde de karşılığı vardır. Ama güçlü bir başkanlık sistemine sahip ABD’de başkanın güçlerini de göz ardı etmemek lazım. Cemal Kaşıkçı ve Yemen tartışmaları hâlâ canlı iken başkanın Suudi Arabistan ve BAE’ye silah satımına Kongre’yi aşarak yeşil ışık vermesi bunun en çarpıcı örneklerinden. Mesele Trump’ın asıl gündeminin ne olduğudur.

Şunu artık kabul etmeliyiz: Mevcut uluslararası sistem değerlerden ziyade güç ile işliyor. Diğer bir deyişle demokrasi, insan hakları, müttefiklik ruhu vs. gibi değerler hem muarız hem de müttefik aktörlerin terbiyesi için kullanılırken, gücü elinde tutan aktörler bu değerleri kendi ülkelerinde uygulamayabildiği gibi uygulamayan diğer aktörleri de çıkarlarına uyduğu müddetçe hoş görebiliyor ve destekleyebiliyor. Eğer bir ülkenin bu değerlerle ilişkisi üzerinden patolojik bir seviyeye ulaşan kampanyalar yürütülüyorsa bilin ki amaç bu değerlerin korunması değil başka politikaların dayatılmasıdır.

S-400’ler konusunda, Suriye konusunda, 15 Temmuz ve FETÖ konusunda, PKK konusunda ABD’nin merkeze aldığı bir değer yoktur. Aksine Türkiye’nin siyaseten hizaya getirilmesi için Türkiye ABD üretimi sorunlarla baş başa bırakılmıştır. Patriotları satmayanların S-400’lere karışması, 15 Temmuz’a karşı çıkmayanların demokrasiden bahsetmesi, Esed’e alan açanların Suriye’de istikrardan bahsetmesi, PKK’ya destek çıkanların müttefiklikten bahsetmesinden absürt bir şey yoktur.

ABD İsrail’le özel ilişkisini NATO ittifakından daha çok önemsemekte. İsrail ve ekonomik beklenti içerisinde olduğu Körfez ülkelerinin dış politik ve güvenlik gündemlerini NATO ittifakına tercih edebilmekte. F-35’ler, S-400, Doğu Akdeniz, Suriye vs. gibi birçok konuda bu tercihin izleri görülebilir.

Hal böyleyken Türkiye’nin her yönden güçlenmekten başka çaresi yok. Safları sık tutmak, ekonomik ve siyasi operasyonları ve bölünmeleri bertaraf etmek, insana ve kaliteye yatırımı artırmak, milletin değerleri üzerinden devleti güçlendirmek dış politikada elimizi güçlendirecek.

Pendik´te Ormanı Kundaklamaya Çalışan Kişi Gözaltına Alındı!

İşsizlik maaşı için şart koşulan 120 günlük 'prim ödeyerek sürekli çalışma' maddesi değiştiriliyor

Kenger sakızı geçim kaynağı oldu... Kilosu 500 liradan alıcı buluyor

Oğuz Boyu geleneğini Trabzon'da sürdürmeye çalışıyor