• $9,3108
  • €10,8453
  • 529.56
  • 1429.85
16 Ağustos 2015 Pazar

Döviz kuru meselesi politik bir meseledir

Politikanın yoğunlaşıp neredeyse çatışmaya dönüştüğü dönemler, aynı zamanda, ekonomik paylaşımın doruğa çıktığı dönemlerdir. Zaten tam şimdilerde içinde bulunduğumuz bölgeye bakarsak bu gerçeği olduğu gibi görürüz. Doğu Avrupa, Türkiye, Ortadoğu, Kafkasya yeni bir kaynak ve pazar paylaşım savaşının en önemli merkezleri bugün. Bu paylaşım silahlarla olduğu kadar, “çağdaş” ekonomi anlatısının araçlarıyla da oluyor. Şu sıralar telaffuz ettiğimiz, kullandığımız ekonomi terimleri esasında politik bir hesaplaşmanın da araçları.

Değerli para güçlü ekonomi mi demek?

Örneğin döviz kurları... Döviz kuru bugün doğrudan bir pazar paylaşımı aracıdır. Ama döviz kuru, aynı zamanda, günümüzde çok ciddi bir politik enstrüman. “Paran kadar konuş” deyimini “paran değerliyse, senin politik duruşun da değerlidir” olarak anlayan, anlatan bir dönem yaşadık biz. Aslında bunun bir tuzak olduğunu, özellikle bugünlerde, söylemeliyim. Belki bugün, özellikle pazar paylaşımında söz sahibi olmak isteyen ülkeler için şunu söyleyebiliriz: “Paranın değeri, ülkenin ekonomik gerçeğini yansıtmalıdır, bu böyle değilse, senin politik duruşunda bir sorun vardır.”
Örneğin bugün Ürdün’ün parası olan dinar dolardan değerli (1.43 $=1 dinar) sabit kur rejimi uygulayan ülke, petrol ve doğalgaz ithalatçısı, ciddi bir üretim kapasitesi yok, IMF reçeteleri ekonomiyi yönetiyor, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ABD ve İngiltere yardımları ile durumu idare ediyor ve silahlanıyor. Şimdi bir ülkenin -ama dışa açık ve demokratik bir ülkenin- parası nasıl değerli olur; iki şekilde, birincisi ihracatı ithalatından fazla olur, ülkeye döviz girer, yerel para değerlenir, ikincisi sıcak para dediğimiz hızlı sermaye girişi olur yine yerel para değerlenir. Ürdün’de ikincisi oluyor ama bu hem sürekli değil, hem de ekonomik saikle olmuyor, siyasi nedenlerle oluyor.

Para değerli ama ip başkasında...

Peki Ürdün dinarı neden dolardan değerli, euroya da eşit... Çünkü ülke kral ve çevresinin oluşturduğu bir oligarşinin elinde... Bu oligarşiyi de dışarısı yönetiyor. Ülke ithalat, borç ve dış yardım cenneti. Dolara ve euroya sabitlenmiş dinar az bulunuyor ve tamamen küçük bir azınlığın kontrolünde. Bu açıdan bu azınlığın izni olmadan bu piyasaya gidip iş yapamazsınız, bayi bile olamazsınız. Ürdün oligarşisinin bir şey üretip, ihraç etmek, genelin refahını bu yolla artırmak gibi bir derdi olmadığı için değerli dinar aynı zamanda, bir siyasi kontrol mekanizması. Sınırlı üretim, ticaret ve üretim ağı aşırı değerli para mekanizması ile kontrol ediliyor. Yani alan razı veren razı, dışarısı da otomobilden, tırnak çakısına kadar her şeyi bu pazara rahatlıkla satıyor; para değerli, dışarısı ucuz ve avantajlı çünkü. Ama bu avantaj halkın yüzde doksanına, milyonlarca mülteciye dokunmuyor, çünkü ellerindeki değerli dinarlarla ancak karınlarını doyuruyorlar. Esasında Ürdün modeli belki bir uç örnek olarak anlatılabilir ama bu model, 19. ve 20. yüzyıl boyunca, önce sömürgelerde sonra da gelişmekte olan ülkelerde para kurulu gibi uygulamalarla sürdürüldü. Hikaye basittir, Ürdün modeli gereği ülkedeki hakim azınlık merkez bankası ve hazine gibi kurumların sahibidir. Yerel para, hakim paraya (rezerv değişim aracına altın da olabilir) sabitlenir. Bu sabit kurdan ithalat özendirilir, borçlanmak kolaylaşır. Tabii bir müddet sonra kriz ortaya çıkar, bu sefer süper devalüasyonlar ve el koymalar gelir, ülke kaynakları süper devalüasyonlarla dışarıya aktarılır ve ülkenin şirketlerine yabancılar yüksek borç nedeniyle el koyarlar, sermaye el değiştirir.

Tuzaklarla dolu bir yol...

Şimdi gelelim günümüz Türkiye’sine, Türkiye uzun bir süredir dalgalı kur rejimi uyguluyor. Yani TCMB, 2001 krizi öncesinde olduğu gibi, kuru hedeflemiyor ve kuru piyasaya bırakıyor. Dolayısıyla Türkiye’nin ciddi bir ödemeler dengesi probleminde süper devalüasyonla düzeltme yapmasına gerek kalmıyor, dengeyi zaman içerisinde piyasa sağlıyor. Öncelikle bu Türkiye için ciddi bir kazanım. Ancak bunun doğru uygulanması gerekir. TCMB, enflasyon hedeflemesi yaparken aslında kur’u da hedefliyor ve yüksek faiz- değerli TL, düşük enflasyon, dolayısıyla finansal istikrar, için temel şart oluyordu. Bütün bu süreçte TCMB, enflasyon hedefini üç yıl tutturabildi ama bu yıllarda TL’nin aşırı değerli olduğunu ve buna bağlı olarak borç-ithalat ekonomisinin yukarı çıktığını da gözlemledik. Aslında bu bir tuzaktı, Türkiye’yi daha fazla borçlanan ve ithal eden, siyaseti de, dışarıya icazetli hale getiren bir tuzaktı bu. Dolayısıyla, TCMB, faiz aracı ile örtük bir kur hedeflemesi de yapmamalıdır. Yani kuru piyasa bir yere getirdiğinde “birileri” bunu kriz (!) sayıp TCMB faiz baskısı yapmamalı ya da TCMB kuru düzeltmek (!) için faiz silahına başvurmamalıdır.

Dolar çıkarsa kriz olmaz!

Türkiye, 2008’de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Başbakan iken aldığı çok stratejik kararı ile, IMF ile ilişkisini kesmiştir. Yani biz IMF ile 20. Stand-By’ı yapmayarak çok stratejik bir yol ayrımına gelmiş olduk. O da şudur: Türkiye, ekonomi-politikalarını kendi gerçeklerine ve çıkarlarına göre belirleyecektir. Burada iki husus çok önemlidir; birincisi ekonomi ile ilgili kurumlarımız “eski”nin ezberlerinden kurtulacak ve eskiden yapılan dayatmaları mutlak doğru kabul etmeyecek. İkincisi kamuoyunu yanlış yönlendirmeyeceğiz. Örneğin bugün dolar şu olursa kriz olur demek yanlış bir ezberdir. Dolar ne olursa olsun Türkiye’de kriz olmaz. İddia ediyorum, doların 3 lira olması ile örneğin 2, hatta Çin devalüasyonundan sonra 2,5 lira olması arasında Türkiye’ye vereceği zarar açısından bir fark yoktur.
Bu “düşük” ve “yüksek” seviyeleri örneğin güçlü, istikrarlı ve rekabetçi diye de niteleyebiliriz. Ama olması gereken seviyeler değildir. Peki burada “olması gereken” seviyeyi nasıl anlıyoruz? Bunu TCMB Reel Efektif Döviz Kuru (REK) ile tarif ediyor. REK, Türkiye’nin en çok ticaret yaptığı 36 ülkenin fiyat düzeylerine oranının ağırlıklı ortalaması alınarak hesaplanıyor.
Reel efektif kuru etkileyen yani kurun ne olması gerektiğini belirten temel unsur, Fed’in faiz arttırması yönünde piyasalara saldığı beklenti yönetimi ve siyasi kararlardan daha ziyade TL’nin değer kaybı veya artışını belirleyen temel göstergenin yurtiçi fiyat hareketleri yani , TÜFE rakamlarının 36 ülkenin ağırlıklı fiyat ortalamasına göre nerede olduğudur.
Hemen şunu belirtmekte fayda var, reel efektif kurun artışı Türk Lirası'nın değer kazandığını, diğer bir anlatımla Türk mallarının yabancı mallar cinsinden fiyatının arttığını gösteriyor.
TCMB, REK’in 120-125 aralığını ve 130 üstüne çıktığında her türlü araçla müdahale edeceğini de açıklamıştır. Türk Lirası reel döviz kuru endeksi temmuz ayında (TÜFE bazlı 2003=100 bazlı reel efektif döviz kuru endeksi) aylık yüzde 1,3 değer kazanarak 98,29 puandan 99,55 puana çıkmıştır.
Gelişmekte Olan Ülkeler Bazlı Reel Efektif endeksi 66,82 puandan 67,36 puana, gelişmiş Ülkeler Bazlı Reel Efektif endeksi 116,03 puandan 118,10 puana gelmiştir. Sonuçta, TL’ de bir değerlenme söz konusu olduğu inkar edilemez.
2003 temel yılına göre ve TÜFE bazlı reel kur endeksi, gelişmiş ülkeler bazlı oluşturulan endekse göre Temmuz 2015’de, 118,10 puana yükselmiştir. Bu demektir ki TL, temmuz ayında ortalama yüzde 18.10 oranında daha değerlidir.
Şimdi dolar yükseldi kriz çıktı(!) cephesi dolar çıkarsa milli gelir (dolar bazında) düşer, dolar bazında borçluluk artar, üretim maliyetleri çıkar, enflasyon olur tabloları yayınlıyor, peki euro/dolar paritesinin 1’gitttiği süreçte ihracat kaybını, Asya (başta Çin) devalüasyonlarından sonra, Türkiye’nin gereksiz değerli TL'si ve yüksek faizle devam etmesi halinde nasıl bir krizle yüz yüze geleceğini de yazıyorlar mı, yazamazlar çünkü Türkiye’nin cari açığını oluşturan, borç ve ithalat ekonomisini üretime tercih eden tekellerin yayını olarak yola devam ediyorlar.
Şimdi siyasette kaos olsun diye çalışan basın, “dolar aldı başını gitti” söylemiyle kriz çığırtkanlığı yapıyor. Hayır, dolar alıp başını gitmiyor, piyasa doğrultusunda hareket ediyor, bu da olması gereken bir durum.

<p>Kardeşiyle birlikte aşıyı reddetti, koronavirüse  yakalandı. Şimdi onun en yakın arkadaşı, sürekl

“Son pişmanlık” fayda etmedi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Togo'ya geldi

Bufalonun hatası canına mal oluyordu! İşte o anlar...

İsrailli dalgıç Akdeniz'de Haçlılardan kalma kılıç buldu