• $7,5345
  • €8,9837
  • 411.286
  • 1541.98
12 Ocak 2012 Perşembe

Korkudan korkan parmak kaldırsın

Cesaret hemen her kültürde bir erdem sayılır. Peki, nedir cesaret? Korkusuzluk. Aristoteles'in dediği gibi, ölçülü korkusuzluk elbette. Düşüncesizce bir gözü peklik değil elbette. Cesaret, akıllı olmayı, bilgili olmayı gerektirmez mi? Korkunun bizi edilgin kılan gücünden kurtulmak değil midir? Öyleyse nedir korku? Neden korkuyorum? Korku neden var? Yiğitlik, gözü kapalı bir yiğitlik değilse biraz da korkunun ne olduğunu bilmekle başlamaz mı?
Nasıl anlayacağız korkuyu? Korkudan korkmayarak. Peki, nasıl korkmayacağız korkudan? Korkuyu anlayarak. Korkuyla başa çıkma döngüsü bu. Korkuyla başa çıkacağız ama korkuyu yok etmeyeceğiz. Korku bize lazım.
Korku, güzel Türkçemizde kor kökünden geliyor. Korumakla ilgili. Korku bizi korur, biz korkuyu koruyabilirsek. Hangi korkuyu korumalı? Korkular rengarenk. Bu renkleri öncelikle iki öbeğe ayırabiliriz: Habis korkular, selim korkular.  Bir başka deyişle kötücül, kötü huylu (Eski Yunanlılar kakoethes derlerdi, kakos ve ethos kötü ve huy sözcüklerinden!), iyicil, iyi huylu (evethes) korkular. İyi huylu korkulardan korkmayız, onlara karşı fobofobia (Korku korkusu!) geliştirmeyiz.
***
 Habis korkular, bizi ele geçiren, savuran, korkutan, zaman zaman dehşet veren, hasta eden korkulardır. Eski Yunan'ın Fobia'sı, kaçırtan, boğan korkudur. Korku tanrısı Fobos, kendisine tapanların düşmanlarına korku salar, onları bozguna uğratır. Savaş tanrısı Ares'le aşk tanrıçası Afrodite'nin oğludur. Demek ki, korkuda aşk ve savaş vardır. Sevdikleriniz uğruna savaş! Acaba öyle mi? Korkunu mito-analizini bir açıdan yapmaya kalktığımızda, korkudaki savaşı anlayabiliriz de korkunun anası neden aşktır? Aşktaki korkuyu anlayabiliriz de, korkudaki aşkı nasıl anlayacağız? Bu yazı bu soru odağında yürüyecek.
Fobos Roma mitolojisinde Timor olur. Korku, Batı kültürünün köklerinde bir tehditle yürüyen, bozguna uğramayla yaşanır. Bir panik havasının egemenliğindeki bir yaşantıdır, genellikle. Korku, insanı savunma durumunda bırakır, bir kaçınma duygusu yaratır. Korkutucu olan kaçırıcı olandır. (Eski Yunancadaki fobeo ve Latincedeki fugo fiillerini düşündüğümüzde görünen böyledir, sanki.)
Habis korkuların en dehşetlisi hiçlik korkusudur. (Nihilofobia diyelim mi ona?) Sahip olduğunuz tüm anlamları yitirdiğinizde duyduğunuz terör, sarsıldığınız korkudur. Biz güven denen ince bir buzun üzerinde yaşayan canlılarız. Buz hiçlik okyanusu üzerinde üzerindedir. Buzun kalınlığı hayata verdiğimiz anlamlarla artmaya başlıyor. Zaman zaman yaşanabilen ağır bunalımlarda buz çatlıyor, kimi zaman da kırılıveriyor.
***
Hiçlik korkusunun nesnesi yoktur. Kimi filozoflar bu korkudan geçmedikçe insanın insan olmasında sorunlar olabileceğini söylerler.
Habis korkuların üzerimizdeki güçleri değişebilir. Kimilerini irademizle, aklımızla etkisiz hale getirebiliriz, kimileri bizi ancak kısmen ele geçirebilmiştir. Kimilerini yorumlayabilir, açığa vurabiliriz, kimilerini ise saklarız. Kimi korkularımızdan korkar kimilerininse üstüne gidebilecek cesarete sahip olabiliriz.
Habis korkuların ana özellikleri, bizi ele geçirerek, engelleyip, kaçırmalarıdır.
Selim korkularsa bizim az da olsa denetleyebildiğimiz, dönüştürebildiğimiz korkulardır. Korkuların dehşetini, olumsuz etkilerini azaltacak çabalara hipofobemi denebilir.
Bunların dikkat çekici olanı, en güçlü uyarıcı korku olan Tanrı korkusudur. (Örneğin, İslam'da Havf, Romalılarda Timor Deorum!) Kutsal olanın uyarıcı korkusunun yanında yaşarken üzerimize gelen korkular da bizi uyarabilir, onlardan öğrenebiliriz. Korkularımızın önünde durup, onları karşılayabilmek; onlardan öğrenebilme cesareti bir hipofobemi sürecini başlatabilir. Korkularımızı uyarıcı kaygılara dönüştürebilme bir yaşama ustalığı olsa gerek.
***
Bir öğretmen olarak korku, bizim korku öğrencisi olup olmamıza bağlı olarak kendini gösterir. Binlerce yıldır insan cesareti över. Cesaret birçok kültürde bir erdemdir. Cesaret elbette bir korkusuzluk hali değildir. Cesaret korku gerektirir. Örneğin, Aristoteles'te cesaret, korkaklıkla, düşüncesizce her tehlikenin üzerine giden gözü peklik arasında bir orta yoldur. Korkuyu dostumuz kılabiliriz, cesaretin yardımıyla.
Çağımızın ilginç bir eğlencesi var, önceki çağlardan gelen: Korkunun keyfini çıkarma. Lunaparklardaki korku tünelleri, korku filmleri, insanı ölümle burun buruna getiren, korkuyu sonuna kadar deneyen yaşantılar, bir eğlence tarzı olabiliyor. Korkmaktan hoşlanma, korkuya olan tavrımızda korkunun iyicil boyutunu yaşamak anlamına mı geliyor? Böylesi bir tavır, başarılı bir korku öğrencisi kılar mı bizi? Korkunun keyfini çıkararak korkudan öğrenebilir miyiz? Genel bir yanıt vermek zor. Bana yaşamda gerçek korku durumlarıyla karşılaştığımızda, içine düştüğümüz durumla baş edebilmemizde bizi edilgin bir duruma sokar gibi geliyor.
Bir de korkutmayı sevenler vardır. Böyle insanlar çoğunlukla cesur kişiler midir? Yoksa korkudan korktukları için mi korkutmayı sevmektedirler?

<p>Samsun'da eski eşi E.M.'yi sokak ortasında 5 yaşındaki kızlarının önünde öldüresiye döven İbrahim

Samsun'daki caninin ifadesi ortaya çıktı: Bir anda gözüm döndü ve sinir krizi geçirdim

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Iğdır'da esnaf ziyareti yaptı

Mavi Vatan 2021 Tatbikatı'nın Seçkin Gözlemci Günü başladı

Başkan Erdoğan, Mavi Vatan 2021 Taktik Tatbikatı'na canlı bağlantıyla katıldı