İstanbul
  °C
İl Seç

HAVA DURUMU

Yaşadığınız şehrin günlük hava durumunu görüntüleyin

  • 3,6867
  • 4,3404
  • 151,41
  • 108.489

Nasıl bir başbakan?

Cumhurbaşkanlığı için AKP adayının kim olacağı konusunda hiçbir zaman gerçek anlamda bir soru işareti olmadı. Türkiye’nin devrimsel dönüşüm sürecinde bu değişimi bizzat taşımış, temsil etmiş ve yönetmiş olan kişinin cumhurbaşkanı olmaması, bu ülkedeki siyasi anormalliğin devam etmesinden başka bir anlam taşımazdı. Cumhurbaşkanının halk tarafından ilk kez seçilecek olması ise söz konusu kişinin ‘özellikle’ aday olması gerektiğini ima ediyordu.

Ancak adaylık açıklaması epeyce geç geldi. Eğer Erdoğan’ın adaylığı bu denli kesin idiyse, acaba bunca zaman niye beklendi? Bir neden muhalefeti sıkıştırmak, zihinlerinde bulanıklık yaratarak savrulmalarına neden olmak olabilir. Veya az ihtimal de olsa muhalefetin örneğin Gül’e yönelmesi engellenmek istenmiş olabilir… Ama muhtemelen asıl neden cumhurbaşkanı adayının açıklanmasıyla birlikte gözlerin müstakbel başbakana dönecek olması ve partinin henüz bu kararı verememesiydi. Nitekim başbakanın adı telaffuz edilemediğine göre ‘ne zaman telaffuz edileceğine’ dair bir açıklamanın yapılması şart oldu. Sonuçta bu konu Erdoğan’ın istifa edeceği ve kongrenin yapılacağı tarihe kadar ertelendi.
Bu süre içerisinde gerçekten epeyce kritik bir kararın verilmesi gerekiyor. Çünkü her ne kadar Erdoğan ‘partili bir cumhurbaşkanı’ olacaksa da AKP gibi şemsiye özelliği taşıyan bir partiyi hemen bir yıl içinde seçimlere hazırlamak kolay iş değil. Hele iktidarın 2015 genel seçimlerinde de yüzde ellinin üzerine çıkmayı ve anayasayı değiştirecek meclis çoğunluğunu sağlamayı hedeflediği düşünülürse… Bir çözüm yolu başbakan ile parti başkanının ayrılmasıydı. Böylece başbakan hükümeti yönetir ve toplum nezdinde AKP misyonunun taşıyıcılığını yüklenirken, parti başkanı da teşkilatı seçime hazırlayabilir, parti içindeki dengeleri kollayabilirdi. Ancak bu durumda cumhurbaşkanı ile birlikte üçlü bir yönetim söz konusu olacaktı ve Erdoğan’ın bunu hem pratik yönetim sorunları, hem de ileriye dönük parti içi istikrar açısından uygun bulmadı.
Sorun böyle bir görevi devralacak kişiden beklenen dört işlevin aynı anda tek bir insanda bulunmasının zorluğu… Bu işlevlerden birincisi şu ana kadar Erdoğan’ın sürdürdüğü değişim ve reform misyonunun aynen yeni başbakan tarafından da yüklenilmesi. İkincisi, değişim süreci ve AKP iktidarına karşı var olan ve oluşabilecek tehlike ve tehditler karşısında sağlam durulması. Üçüncüsü partinin bütünlük içinde tutularak gelecek seçimlerde yüksek bir oy oranını garanti edecek kuşatıcılığın sürdürülmesi. Nihayet dördüncüsü dünya kamuoyunda olumlu bir izlenim yaratılarak ülkenin ‘huzurlu’ bir döneme girdiği algısının üretilmesi.
Yukarıdaki dört işlev söz konusu arayışın ve kararsızlığın sürmesine neden oluyor. Mesele ilk iki kritere göre seçilecek kişilerin genelde diğer iki kriteri yeterince gerçekleştireceğinden emin olunmaması, aynı şekilde son iki kritere göre seçilecek kişilerin de ilk iki kriterde aksayacağının düşünülmesidir. Kulislerde çokça adları geçen Davutoğlu ve Gül’ün bu anlamda sembolik olarak bu iki tipolojiyi temsil ettiklerini kayda geçirmek gerek. Çünkü tercih öncelikle kişiler arasında değil, başbakanın ‘yapısına’ ilişkin olacak. Sürenin uzaması ve kararın ertelenmesi, bütün işlevleri istenen başarıyla yüklenebilecek birinin tespit edilemeyeceği varsayımını gerçekçi kılıyor. Bu durumda kararın Erdoğan tarafından verilmesi doğal bir sonuç ve Erdoğan çok muhtemelen ilk iki işlevle diğer iki işlev arasında mukayese yaparken şu soruları soracak: Bunlardan hangisi daha hayati? Bunlardan hangisindeki zaaf benim müdahalemle düzeltilebilir?
Eğer Batının algısının yeni başbakanla birlikte her halükarda bir miktar değiştirilebileceği varsayılırsa, ayrıca yürütmenin başı olarak Erdoğan’ın gelecek seçim sürecinde de vizyon sunma, ufuk açma babında aktif olabileceği öngörülürse, ilk iki işlev açısından güvenebileceği birini işaret etmesi beklenir. Çünkü tehditlere karşı koyma ve dirayetli bir yürütme sağlama açısından cumhurbaşkanının ne kadar istese de bir miktar ‘dışarda’ kalacağı açıktır. Hükümete fazla müdahil olduğu takdirde ise cumhurbaşkanının meşruiyetinin sorgulanma tehlikesi ile karşılaşılır. Dolayısıyla benim tahminim ilk iki işlev açısından tam güven duyulan bir başbakanın olacağı, Batı ile ilişkinin başbakan inisiyatifinde değiştirilmeye çalışılacağı, üçüncü işleve ise gerektiğinde cumhurbaşkanının müdahale edeceğidir…
Not: Umut Özkırımlı’ya benden uzun alıntılar yapılmasına dayanan eleştiri tekniğine yaptığı katkıdan ötürü teşekkür ediyorum. Hem böylece yazısına bir miktar fikir de eklenmiş olmuş…

D-8 zirvesi için İstanbul'da bulunan Pakistan Başbakanı Şahid Hakan Abbasi, Türkiye Havacılık ve Uza

Pakistan Başbakanı Abbasi, T129 ATAK helikopteriyle İstanbul turu attı

Bilim dünyasını şaşırtan limon ve sarımsak mucizesi!

Galatasaray - Fenerbahçe derbisinden görüntüler