• $8,727
  • €10,3731
  • 496.851
  • 1391.06
01 Ağustos 2019 Perşembe

Yeni dünya yeni ekonomi

Sadece ekonomide değil, hangi konuda olursa olsun bir meseleyi anlamak için önce ön yargılı olmamak gerekir; sonra olay ne ise onun mahiyetiyle ilgili bir fikir sahibi olma zahmetine girmek işi kolaylaştıracaktır. Her meselede olduğu gibi ekonomi hususunda da peşin hükümlüler o kadar çok ki, konuyla ilgili kamuoyunda ne yazık ki onların söyledikleri yazıp çizdikleri belli düzeyde de olsa etkili oluyor.

Son zamanlarda ekonomiyle ilgili yazılarda özellikle altını çizmeye çalıştığım mesele; Türkiye ekonomisinin, bugün hem dünyayla kurduğu ilişkiler hem üretim yapısı hem de emek ve girişimci niteliği bakımından farklı bir aşamaya geçmesiyle ekonomide yaşanan sorunların artık eski yaklaşımlarla anlaşılamayacağı ve eski formüllerle çözülemeyeceğine dairdir.

ESKİ DURUM ESKİ SORUN

Eski yaklaşımın temelinde 1970’lerde başlayıp 2000’lerin başına kadar devam eden yapısal durum vardır. Bu durumun ekonomiye bakışının dayandığı varsayım bellidir: Türkiye az gelişmiş bir ekonomidir, tarıma dayanan üretim yapısının yanında kurmak istediği sanayileri gerçekleştirmek için kaynağı yoktur, dahası hangi sanayileri kurması gerektiğini de bilmediği için Dünya Bankası’nın kılavuzluğuna IMF’nin ‘İstikrar Programlarına’ mecburdur. Bu anlayışa göre, yapılacak şey temel endüstrilerden uzak kalarak Batı’nın ihtiyaç duyduğu alanlarda uzmanlaşan bir ‘hafif sanayi’ kurmak, yüksek faiz politikasıyla sermaye çekmek, bunun meydana getireceği yüksek enflasyonu da sebep olacağı eşitsizlikleri de bir ‘birikim modeli’ olarak kullanmak gerekecekti.

Bu durumda yoksulluğun artması, şehirlerin etrafında gecekondulardan kurulan yoksulluk mahallelerinin bir çember gibi şehirleri kuşatması, işsizlik, işportacılık gibi örgütsüz işlerin çoğalması kaçınılmaz olaylardır. Bu görüşe göre Türkiye’de ya faizler yükselecek enflasyona sebep olacaktı ya da döviz fiyatları yükselecek ülke IMF’den Dünya Bankası veya başka dış kaynaklardan bulunacak borçla ayakta durmaya çalışacaktı.

YENİ AŞAMA YENİ ÇÖZÜM

Burada ‘ayakta durmaya çalışmanın’ altını çizmek isterim; çünkü bu anlayışa göre Türkiye’nin ekonomik bakımdan kalkınması kendi sanayisini kurması, hele savunma endüstrisini geliştirmesi, yerli üretimin güçlenmesi zaten söz konusu olamazdı. Türkiye tarım ürünleri ihraç eden, bunlarda uzmanlaşarak tarımsal endüstri marifetiyle Batı’nın taleplerini karşılayan bazı yan sanayilerde başarılı olabilirdi fakat bağımsız/güçlü endüstriler kurmaya asla kalkışmaması lazımdı!

Şimdi birçoğunun şaşırdığı bir durumun ortaya çıkış sebebi tam da bu noktayla ilgilidir; Türkiye temel endüstrilerini kurmuş, neredeyse her şeyi kendi orta ölçekli sanayi kuruluşlarında üretebilecek emek, mühendislik ve teknik birikime sahip olduğu kadar rekabetçi üretimi bilen bir girişimci sınıfa da sahiptir. Bunun için artık Türkiye’ye eski reçeteleri sunanlar hızla değersizleşmektedir. Türk ekonomisi yeni bir aşamadadır ve bu sürecin sorunları da farklı olduğu için eski reçetelerle değil yeni yaklaşımlarla çözülmektedir.

<p>İstanbul'un bazı bölgelerinde başlayan sağanak hayatı olumsuz etkiliyor. Bulutlu ve gök gürültülü

Bayrampaşa'da bir alt geçidi su bastı

Gaziantep'te UNESCO listesinde bir açık hava müzesi: Yesemek

İstanbul'da sağanak yağış hayatı olumsuz etkiliyor

İngiliz Kraliyet ailesi de Türkiye'den sipariş ediyor: Kilosu 50 lira!