• $8,4362
  • €10,1935
  • 492.573
  • 1441.33
03 Temmuz 2017 Pazartesi

Hülya Koçyiğit

Hülya Koçyiğit’in hasta olduğu duyulduğunda üzülenler onun Amerika’dan sağlığına kavuşmuş bir şekilde dönmesine nasıl sevinmişlerdir tahmin edersiniz. Sanatçılar, millete mal olmuş sanat insanları herkesin yakınından tanıdığı dostu, arkadaşı, yakını gibidir. “Kaç nesil, muhayyilelerinde onların oluşturduğu dünyada kendilerine bir yer bulan hayranları, izleyenleri için sanatçı, fiziksel olarak yıldızlar kadar uzak olsa da, duygusal olarak elini uzatınca tutacak kadar yakın duran yanında hissedilen birisidir.”

Hülya Hanım’ın tedavi dönüşü bir gazetede verdiği röportajın yeni tartışmalara sebep olduğu görüldü. Hülya Hanım söz konusu söyleşide muhtelif sanatçılardan ve sanat çevrelerinden gelen eleştirileri anlayışla karşıladığını ifade ederken, sanatın eleştirel bir fonksiyonu olduğunun üzerinde durmaktadır. Bu elbette doğrudur fakat Türkiye’de sanat çevresi diye bilinen grupların nerede durduklarına da bakmak gerekir. Bu sorun bir anlamada ideoloji ve kurulu düzen (establishment) arasındaki ilişkide, bir başka ifadeyle ‘kültürel hegemonyadan’ kaynaklanmaktadır.

Düzenin sanatı

Türkiye’nin kurulu düzenini analiz ederken özellikle üç düzeyin varlığından sıkça söz ediyorum. Bunlar politik, kültürel ve ekonomik düzeylerdir. Bu üç farklı alanı birbirine bağlayan onu yapılaştıran ise ideolojidir. Bir anlamda ideoloji ayni zamanda durumu meşrulaştırdığı kadar rasyonalize eden, bir iktidar alanını inşa eden bir işlevle ortaya çıkmaktadır. “Meseleye buradan bakıldığında toplumsal/siyasal hayatımızda batılılaşma ideolojisi etrafında şekillenen ‘aydın/bürokrat ittifakının’ bir iktidar zümresi olarak yükselişine ve devlet üzerinden topluma karşı bir iktidar alanı yani tahakküm oluşturmasının tarihine gideriz. Bir iktidar eliti olarak sanatçıların da bu ‘aydın/bürokrat ittifakının parçası olduğu açıktır ki onlar da konumlarını bu ideoloji etrafında onun imkanlarıyla zümresel olarak edinmişlerdir.”

Burada üzerinde durulması gereken öncelikli iki meseleden biri, Türkiye’deki ‘tarihsel iktidar blokunu’ oluşturan, bir başka ifadeyle ‘tahakküm geleneğinin’ sahiplerinin ‘Batılılaşma ideolojisi’ üzerinden kendi halklarına, kendi kültürlerine yabancılaşmış olmaları; diğeri ise, Türkiye’nin demokratikleşme sürecine girdiği 1950’lerden sonra, demokrasiye karşıt bir yerde durmalarıyla ilgilidir. Dikkatli bakıldığında görüleceği gibi çoğu kere ne anlama geldiği, teorik mahiyeti bilinmeden sol sloganlar bu anti-demokratik tutumu meşrulaştırmak için kullanılmaktadır.

Türkiye’deki egemen sanat zümresi, sanatçının muhalif tutumundan uzak, doğrudan doğruya kurulu hegemonyayı demokrasiye muhalefet ederek savunma pozisyonundadır. Bu bakımdan onlar hâlâ Menderes’e, Demirel’e, Özal’a saldırmayı muhalefet sandıkları gibi, kendileriyle tutarlı bir biçimde şimdi de Erdoğan’a saldırmaktadırlar.

Sinemada yerli olmak

Geçmişte Türk sinemasında bu sorunu fark eden, tartışan yönetmenler Metin Erksan, Halit Refiğ ustaların başlattığı ‘Ulusal/Milli Sinema’ akımı tam da bu sorunlarla ilgilidir. Ö.Lütfi Aklat, Duygu Sağıroğlu, Yücel Çakmaklı, bu çizgide ‘yerli bir sinema anlayışı’ kurmaya dönük çalışmalar yaparak, unutulmaz filmlere imza atmışlardır.

“Hülya Koçyiğit’ten bahsederken sözü buraya getirmem sebepsiz değildir; Hülya Hanım Metin Erksan’ın Türk Sineması’na uluslararası ilk büyük ödülü kazandıran ‘Susuz Yaz’ıyla sinemaya girmiştir. Lütfi Akad, Orta Asya’dan gelen inanç gelenekleriyle, Müslümanlaşmış bir Türk göçebe aşiretin davranışlarını bir aşk hikâyesi etrafında ‘Gökçeçiçek’te incelerken, başroldeki unutulmaz yıldızın adı Hülya Koçyiğit’tir. 70’li yıllarının toplumsal değişim sorunlarının irdelendiği Akad sinemasının ünlü ‘üçleme’sinde Koçyiğit muhteşem bir oyunculuk sergilemiştir.”

Türkiye’deki ‘hegemonik iktidara’ karşı yerli bir sinema yaratma (ustaları rahmetle anıyoruz) mücadelesi önemlidir; burada oyuncu olarak yer aldığı kadar, sosyal sorumluluk projelerinde de medeni cesaretiyle, yerli ve milli tavrıyla Hülya Hanım'ın Türkiye’den yana yer alması ise saygıdeğerdir. Bu vesileyle kendilerine, geçmiş olsun, ülkenize hoş geldiniz, diyorum.

<p>Bedir Acar, 'Görüntüler öyle acımasız ve vahşi ki 21. Yüzyılda devlet terörünün kitabını yazıyorl

İsrail aslında neyden korkuyor?

Şırnak Valisi Pehlivan, Cudi Dağı'nda konuşlu üs bölgelerinde incelemelerde bulundu

Bayram alışverişinin kalbi Eminönü ve Mısır Çarşısı sessiz

Toroslar'da baharla yeşile bürünen yaylalar görenleri kendine hayran bırakıyor