• $9,3143
  • €10,8148
  • 530.004
  • 1418.55
9 Nisan 2015 Perşembe

Gelecek için ekonomi veya ekonomide gelecek

Medyada sürekli olarak tartışılan konular partiler ve aday listelerine odaklanmış bulunurken, biz ekonomi tartışmada ısrarcıyız. Bugüne kadar başarıyla sürdürülen ekonomik siyasetin, ulaşılan aşamada yapısal bir farklılaşmaya gitmesinin gerekli olduğunu düşünüyorum. “Unutulmamalıdır ki belli bir dönemde başarılı olan politikaların ekonomiyi getirdiği yeni düzeyin, daha ileriye taşınması için o politikaların yetersiz kalması, dolayısıyla ekonomik politikalarda değişime gidilmesi bilhassa kalkınma sürecinde olan ülkeler için stratejik bir ihtiyaçtır.”

Türk ekonomisinin on yılı aşkın süredir devam ettirdiği ekonomik gelişmenin, küresel ölçekte yaşanan krize rağmen, hâlâ büyüme dinamiğine sahip olması, genç nüfusuna, işgücüne katılma oranının artmasına rağmen istihdam yaratarak büyüme performansını sürdürme çabası, siyasal istikrarın sağladığı güven ortamının ve ekonomi yönetiminin makro dengeleri gözeten yaklaşımının eseridir. “Siyasi istikrarın temelinde demokrasi, ekonomik büyümenin temelinde ise, gelişme taleplerine duyarlı bir yönetim anlayışının, ekonomik rasyonaliteyi popülizme kaçmadan bu taleplerle buluşturma hassasiyeti yatmaktadır.”

Yeni ekonomi, yeni Türkiye

Bugün gelinen aşamada ekonomi politikasında stratejik bir değişime ihtiyaç duyulduğunu söylerken, ekonomik rasyonaliteyle toplumsal beklentileri daha ileri bir düzeyde karşılamak gereğinden bahsetmek istiyorum. Burada üzerinde durmak istediğim hususları şöyle belirlemek mümkün: Bir, Türk ekonomisi henüz bütünüyle bir sanayi ekonomisinin yapısal özelliklerine sahip değildir. Bunun anlamı şudur, “küresel sistemin başat ekonomilerinin post-endüstriyel diye adlandırılan üretim sistemlerine geçtiği, yüksek teknolojiye dayanan üretim yapılarına sahip olduğu, bilgi- teknolojilerine dayanan üretim sürecinde yenilik yaratarak, hem ürün farklılaşması hem de üretim biçimi farklılaşması yaratarak rekabet üstünlüğü elde ettiği bir dönemde, şimdi sanayide hızlı bir atılım yapmak mecburiyet haline gelmiştir.” Bir anlamda, Türk ekonomisi hızlı bir biçimde temel endüstrileri gerçekleştirirken, tamamlarken, bilgi teknolojilerini üretecek bir alt yapıyı da kurmak durumundadır.
İki, Türkiye’nin üretim yapısı içinde KOBİ diye ifade edilen ekonomik kuruluşların ağırlıklı bir yere sahip olduğu bilinmektedir. TÜİK’ in yayınladığı “Küçük ve Orta Büyüklükteki Girişim istatistikleri” raporunda yer alan veriler bunu açıkça ortaya koymaktadır. 2014’te yayımlanan bu rapora göre 2 milyon 446 bin teşebbüs faaliyette bulunmuştur ki bunların %99.8’ ini KOBİ’ler oluşturmaktadır. Yine TÜİK’ in verilerine göre bu kuruluşlar istihdamın % 75.8’ini, ihracatın % 59.2’sini, katma değerin % 54.2’sini gerçekleştirmektedirler. Rakamları uzatmanın anlamı yok, Türk ekonomisinin ağırlıklı olarak KOBİ’lere dayanan bir ekonomi olduğu ortadadır. Bunun yeni teknolojilere açık olma, yeni üretim hedeflerine yönelme, rekabet şartlarına uyum, esneklik gibi dinamik bir üretim düzenine sahip olma bakımından avantajları olduğu açıktır.

Büyüme beklentisi

Üç, KOBİ’ler üretim bakımından avantajlara sahip olmakla birlikte, üretim teknolojisi transferi, ‘know how’‘patent’ bakımından sürekli dışarıya yani ithalata bağlı kuruluşlardır. “Dış ticaret hadlerinde sorun yaşayan ülkelerin bunu aşması için, bu tür girişimlerin talep ettiği üretim teknolojilerini üretecek, ar-ge yatırımlarını kurumsal olarak inşa etmek, teknolojinin ve bilginin üretiminin küçük kuruluşları taşıyabileceği bir yük olmadığını bilerek hareket etmesi gerekir.” KOBİ’ler kurumsal olarak böyle bir üretim kültürüne sahip değildirler.
Netice olarak Türk ekonomisinin, temel endüstrileri kuracak-geliştirecek yeni bir sanayileşme stratejisine, bilgi ve teknoloji üretiminde uzmanlaşacak ar-ge yatırımlarına, dahası ekonominin ithalata bağımlı üretim yapısını dönüştürecek ara malı üretiminde yerli katma değer yaratacak, yeni bir ekonomi politikasına ihtiyacı vardır. Böyle bir dönüşüm büyümeyi süreklileştirecek bir dinamizm yaratacaktır.

<p><span style='font-size: 1.6rem;'>İnsanlar her yıl 4,5 trilyon sigara  izmaritini doğaya atıyor. B

Trilyonlarca sigara izmariti nereye gidiyor?

Cerrahpaşa'da yeni yoğun bakım servisleri açıldı

Kargaların şaşırtıcı zekası ve alet kullanabilme becerisi

Dev şirketlerinin logolarındaki gizli anlamlar